Yavuz Sultan Selim’in kendisini Hâdimü’l Harameyn olarak nitelendirilmesi

Yavuz Sultan Selim’in kendisini Hâdimü’l Harameyn olarak nitelendirilmesini Osmanlı devlet adamlarının yönetim anlayışı açısından değerlendiriniz.

İslam dininde kutsal olarak kabul edilen Mekke ve Medine şehirleri “Haremeyn” olarak adlandırılmaktaydı. Osmanlı Devleti, Mekke ve Medine şehirlerinin yönetimini Abbasilerden alınca, dönemin padişahı olan Yavuz Sultan Selim, “Hâdimü’l Harameyn” ünvanını kullanmaya başladı. Anlamı ise “Kutsal beldelerin hizmetkarı” idi. Bu ünvanı Osmanlı öncesindeki bazı İslam devletlerinin hükümdarları kullanmış olsalar da bu ünvan, Osmanlı’nın yönetim anlayışı ile birlikte daha çok anlam kazanmıştır. İslam dininin mümkün olduğunca geniş coğrafyalara yayılması için çalışan ve yaptığı seferlerde cihad ve gaza anlayışı güden Osmanlı Devleti, dinimizce kutsal kabul edilen bu iki şehire hükümdar değil ancak hizmetkar olabileceklerini kabul etmekle ve bundan büyük bir şeref duymaktaydılar.

 

Devam Ediyor... Aşağı Kaydırın

Bu ünvan Yavuz Sultan Selim sonrasındaki Osmanlı padişahlarınca da kullanılmaya devam etmiştir. Devlet adamlarının halkın üzerinde baskıcı bir güç olmaktan ziyade, halkın sorunlarına çözüm bulmaya ve onlara hizmet etmeyi amaçladıklarını söyleyebiliriz. Devlet adamları, hizmet edemedikleri noktada ya da bu hizmetlerinin karşılığında kendilerine verilen yetkileri kötüye kullandıklarında bu beceriksizliklerinin cezası vardı ve halkın hizmetkarı anlayışını terk eden devlet adamlarının sonu, en iyi ihtimalle görevlerinden uzaklaştırılma olmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.