Dünyanın herhangi bir yerinde bir olay sonucunda bütün insanların dillerini kullanamaz hale geldiğini hayal ediniz.

Dünyanın herhangi bir yerinde bir olay sonucunda bütün insanların dillerini kullanamaz hale geldiğini hayal ediniz. Böyle bir olayın meydana gelmesinin sebep ve sonuçlarını bir haber metni halinde yazınız.

Dil, insanlar arasındaki iletişim araçlarının başında gelen bir iletişim aracıdır. Bir dil olmadan düşüncelerimizin hiçbir önemi yoktur. Bu aracın doğru kullanılması sayesinde toplumsal kuralların işleyişi, bir arada yaşamanın zorunluluğu daha kolay hale gelir. İnsanlar arasındaki anlaşmazlıkların çoğu dilin yanlış kullanımından kaynaklandığı düşünülürse, özensiz ve savruk kullanılmasından kaynaklanan sorunlar ülkeler arasında savaşlara bile neden olmuştur.

Buna rağmen dil olmadan yaşayamayız. Sebep olduğu anlaşmazlıkları kökten çözmek adına dili konuşarak kullanmayı yasaklayan bir ülkede yaşadığımızı hayal edelim. Yasaklayabildiği sadece kelimeler olacaktır. Çünkü insan her durumda ve şartta biriyle iletişime açık ve muhtaç bir varlıktır. Bu mecburiyet ona yeni ve farklı alanlarda başka yöntemler kullanarak yaşamayı dayatacaktır. Ellerini kullanarak işaretlerle anlaşmaya çalışacaktır örneğin; yazmaya, derdini resmetmeye başlayacaktır; hatta tarihten hatırlanacağı üzere, uzaktaki bir toplulukla bile ateş dumanıyla iletişime geçmeye çalışacaktır. Bir dilin yokluğu, yok edilmesi veya yasaklanması, başka bir dilin doğmasından başka bir işe yaramaz.

İnsan, varoluşu gereği sosyal bir canlı olarak yaşamını sürdürdüğü sürece ne şekilde olursa olsun iletişim için bir dil geliştirmiştir. Toplumların birbirleri ve kendi içlerinde yaşadıkları sorunların, anlaşmazlıkların bir parçası olsa da, bunların çözümü gene dilde yatmaktadır.

Hangi tür ve yöntemle olursa olsun önemli olan dilin doğru ve özenli kullanılmasıdır. Çünkü varoluşumuzdan kaynaklı bir özellik bakımından düşüncelerimizi dışa, karşıdakine aktarmanın başka yolu yoktur.

Tarihteki Sümer, Hitit(Eti) ve Maya gibi uygarlıkların yok olmasının sebepleri

Tarihteki Sümer, Hitit(Eti) ve Maya gibi uygarlıkların yok olmasının sebepleri arasında dilleri ile ilgili tavırlarının etkili olduğunu düşünebilir miyiz?

Dil bir kültürün oluşumundaki en önemli unsurlardan biridir. Tarihteki bütün uygarlıkların kendilerine ait kültürleri ve dolayısıyla kendilerine ait dilleri vardır. Uygarlıkların tarih sahnesinden silinmesinde genellikle savaşlar, iklim koşulları, hastalıklar, iç karışıklılar vb. bir sürü sebep gösterilebileceği gibi kendi dillerine ve dolayısıyla kültürlerine karşı gösterdikleri tavır da bu konuda önemli rol oynamaktadır.

Bir toplumu bir arada tutan, iletişimini sağlayan, sosyal bağları kuvvetlendiren, kültürünü şekillendiren unsur dilidir. Eğer toplum kendi diline karşı yabancılaşma gibi bir tavır izlerse toplumun bağları kopmaya başlar ve toplum dağılır. Büyük uygarlıklarda da bu durum söz konusudur.

İlk uygarlıklardan olan Sümer Uygarlığı’nı ele alırsak, uygarlığın yıkılış sebebi olarak iklim ve diğer kavimlerin saldırıları sebep gösterilmektedir. Ancak tarihi bilgilere göre Akad istilasına uğradıktan sonra Sümer dili nüfuzunu kaybetmeye başlamıştır ve Sümer dili günlük konuşma dili olmaktan çıkmış yerini diğer dillere bırakmıştır. Bu durum zannımca uygarlığın temelden çöküşünü sağlamıştır. Toplumsal bağlar kopmuştur ve işgallere direnme inancı kalmamıştır.

Maya uygarlığı ise tarihi boyunca yüzlerce lehçe üretmiş ve Maya dillerini oluşturmuştur. Bilim ve teknikte zamanına göre oldukça ileri seviyede olan bu uygarlığın kesin çöküş nedeni bilinmemekle birlikte küçük devletlerarası siyasi çatışmalar sebebi üzerinde durulmaktadır. Uygarlık İspanyol işgaliyle beraber yok olma sürecine girmiştir. İşgalciler uygarlığa ait bütün edebi eserleri tahrip etmişlerdir ve uygarlığın tarih sahnesinden silinmesine bu tahribatlarla sebep olmuşlardır.

Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititler(Eti), Hititçeyi ve benzer kökenli başka dilleri hiyerogliflerinde kullanmışlardır. Uygarlıkta okur- yazar oranı oldukça düşüktür ve siyasi dil olarak başka diller kullanmışlardır. Uygarlığın yıkılışı olarak işgaller sebep gösterilmektedir ancak farklı alanlarda başka diller kullanmaları çöküşü hızlandıran etmenlerdendir.

Verilen örnekleri dikkate aldığımızda varabileceğimiz sonuç; uygarlıkların kendi dillerine karşı gösterdikleri tavır dillerini korumamak yönünde olduğunda, doğrudan ya da dolaylı olarak uygarlığın çöküşünde bu durum mutlaka rol oynamaktadır.

Dilin kültür aktarımındaki işlevi nedir?

Dilin kültür aktarımındaki işlevi

Dil, bir milletin fertleri arasındaki anlaşmayı sağlayan araçtır. Millete ait değerler bütününün dil vasıtasıyla aktarılması sağlanabilir. Dil, kültüre ait olan şeylerin insanların isimlendirilmesi ile anlam kazanmasına ve gelecek kuşaklara aktarılmasına yardımcı olur. Dil canlı ve doğal olması, milletin ortak ürünü olması sebebiyle gelecek nesillere aktarma işlevini yerine getirir. Kuşaktan kuşağa geçişlerde farklılaşmalar olsa da temel olarak anlam değişmez ve geçmişten geleceğe aktarmada büyük anlam değişmeleri oluşmaz.

Kültür aktarımında dil etkisi yalnızca o milletin gelecek nesillerine değil, öteki milletlere aktarmada da etkilidir. Birbirlerine komşu olan milletler, mutlaka iletişim halindedirler. Bu nedenle her iki millet arasında dil bakımından ortak özellikler ardır. Dil yalnız ortak öğe değil aynı zamanda kültür de iki millet arasında aktarılabilir. Her millet her nesne veya varlığa farklı anlamlar ve isimler yüklemişlerdir. Yüksek medeniyet ve kültür barındıran toplumlar, kendilerinden daha geride kalan toplumları etkilemişlerdir. Bu nedenle bu etkileşim sırasında geri kalan topluluğun isimlendirme yerine daha önce onu keşfeden yüksek medeniyet ve kültür toplumu tarafından verilen isim ile anmaya başlarlar. Dil vasıtasıyla kültür bütün dünyaya aktarılabilir. Dil, kültürün ürünüdür ve kültürün diğer ürünlerinin de devamını sağlar.

Borsa

 

BEDELLİ

DZGYO – Şirket sermayesinin 50 milyon TL’den %200 oranında bedelli olarak 100 milyon TL nakden artışla 150 milyon TL’ye yükseltilmesi kapsamında SPK’ya başvuru yapıldı. 28 Mayıs

ATLAS – Şirket sermayesinin 30 milyon TL’den %100 oranında bedelli olarak 30 milyon TL nakden artışla 60 milyon TL’ye yükseltilmesine karar verildi.  5 MAYIS

RALYH – Şirket sermayesinin 21 milyon TL’den %200 oranında bedelli olarak 42 milyon TL nakden artışla 63 milyon TL’ye yükseltilmesi kapsamında SPK’ya başvuru yapıldı.

PEGYO Şirket sermayesinin 89,1 milyon TL’den %35,47 oranında olmak üzere 31,6 milyon TL azaltılarak 57,5 milyon TL’ye indirilmesi ve eş anlı olarak %60,87 oranında bedelli olarak 35 milyon TL nakden artışla 92,5 milyon TL’ye çıkarılmasına kapsamında SPK’ya başvuru yapıldı. 29 haziran

KENT – Şirket sermayesinin 29,0 milyon TL’de %659,21 oranında bedelli olarak 191,0 milyon TL nakden artışla 220 milyon TL’ye yükseltilmesi kapsamında SPK’ya başvuru yapıldı. 12 MAYIS

  • TSGYO – Şirket sermayesinin 300 milyon TL’den %66,67 oranında bedelli olarak 200 milyon TL nakden artışla 500 milyon TL’ye yükseltilmesine karar verildi.    1 temmuz karar

PEGYO – Şirket sermayesinin 89,1 milyon TL’den %35,47 oranında olmak üzere 31,6 milyon TL azaltılarak 57,5 milyon TL’ye indirilmesi ve eş anlı olarak %60,87 oranında bedelli olarak 35 milyon TL nakden artışla 92,5 milyon TL’ye çıkarılmasına karar verildi. 12 MAYIS

 

BEDELSİZ

SARKY – Şirket sermayesinin 200 milyon TL’den %50 oranında bedelsiz olarak 100 milyon TL artışla 300 milyon TL’ye yükseltilmesine karar verildi.

ASELS – Şirket sermayesinin 1,14 milyar TL’den kar payından %100 oranında bedelsiz olarak 1,14 milyar TL artışla 2,28 milyar TL’ye çıkarılması kararı genel kurulun onayına sunulacak. 27 ŞUBAT

HDFGS – Şirket sermayesinin 64 milyon TL’den kar payından %9,375 oranında bedelsiz olarak 6 milyon TL artışla 70 milyon TL’ye çıkarılmasına ilişkin kar dağıtım kararı Genel Kurul’da onaylandı. 2 temmuz

HLGYO – Şirket sermayesinin 928 milyon TL’den kar payından %4,53 oranında bedelsiz olarak 42 milyon TL artışla 970 milyon TL’ye çıkarılmasına ilişkin kar dağıtım kararının genel kurulun onayına sunulmasına karar verildi. 2 HAZİRAN

 

 

Kültür unsuru olarak dilin önemi?

Kültür unsuru olarak dilin önemi?

Dil en basit tanımı ile insanlar arasındaki her türlü anlaşmayı sağlayan doğal bir iletişim aracı şeklinde yorumlanabilir. Dil bir milletin hatıraları, hafızası, duyguları ve düşüncelerinin, maddi ve manevi değerlerinin ortak hazinesidir. Dil, kültürün ilk ve temel elemanıdır. Dil insanoğlunun birbiri ile anlaşmasını sağlayan araç olması, doğal ve canlı olması, bir takım kurallar barındırması ve milletin ortak ürünü olması gibi özellikleri taşır. Kültür, bir toplumun geçmişten, günümüze ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktararak her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütününe denilir. Kültür, bir toplumun kimliği demek olup, o toplumu diğer toplumlardan fark kılar. Kültür, toplumun yaşayış ve düşünüş tarzıdır. Kültürün sözlüklerde birçok anlamı vardır. En geniş anlamı ile bir toplumu millet haline getiren ve milletten millete değişen değerler bütünü demektir.

Kültür içerisinde en önemli etken dildir. Bir toplum arasındaki iletişimi ve sosyalliği sağlayan ve onu geleceğe aktaracak olan şey dildir. Bu nedenle kültür ve dilin arasındaki bağ hiçbir zaman kopmayacaktır. Bir milletin tarihi, coğrafyası, değer ölçüleri, folkloru, edebiyatı, ilmi, dünya görüşü, müziği, ananeleri ve milletin ortak değerleri yüzyıllar boyu kuşaktan kuşağa süzülerek kelimelerde, deyimlerde sembolleşerek dil hazinesine girmekte ve orada saklanarak aktarılmaktadır. Dil ve kültür birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olan ayrılmaz ve bir bütün olarak işlevlerini sürdürmektedirler.

Dünyada en çok kullanılan dillerden biri Çincedir.

Dünyada en çok kullanılan dillerden biri Çincedir. Fakat Çince dünyanın değişik bölgelerine yayılmış bir dil değildir. Bu durumun sebepleri neler olabilir?

Çinlilerin 3500 yıllık yazılı tarihi ve büyük bir medeniyete sahip olmaları sebebiyle tarih boyunca kendilerine özgü gelenek ve göreneklerini kaybetmediklerinden dolayı dağılma ve yayılma göstermemişler ve herhangi bir kavmin etkisi altında kalmamışlardır.

Tarihi boyunca büyük nüfus göçleri olmaması, sanayi devrimi öncesi dünyada tarım faaliyetlerinin ileride olup fazla nüfusu beslemeye yetmesi ve aynı zamanda tarım alanında çalışacak eleman ihtiyacının fazla olması büyük nüfus artışlarını tetiklemiş ve günümüze değin bu şekilde gelmiştir.

Tarihi boyunca birçok bölgeyi ele geçiren Çin, ele geçirdiği coğrafyalarda dilden önce din etkisi ile insanları etkilemiş ve sosyal, siyasi, ekonomik anlamda Çin kültürü etkisinde bırakmıştır.

Çinlilerin dil konusunda baskı yapmamalarının nedenleri arasında Çincenin zor bir dil olduğu iddia edilebilir. Kendine has bir harf sistemi olması, cümle kalıbı yapısı ve anlam bilgisi olan Çince de, “Hanzi” denilen Çince yazı karakterleri vardır. Bu karakterlerin görsel olarak ezberlenmesi ve yazıda kullanılması gerekir. Her bir karakterin seslendirmesi farklıdır. Bu nedenle Çince öğrenecek bir kişinin sadece karakterlerin yazımını öğrenmesi yeterli değil aynı zamanda sesini de öğrenmesi ve ses tonunu karaktere uygun olarak çıkararak cümleler kurması gerekmektedir. Bugünkü teknolojiye rağmen insanlar halen çekincede kalmaktadırlar.

Sizce dil, insanların hangi ihtiyaçları sonucunda ortaya çıkmıştır?

Sizce dil, insanların hangi ihtiyaçları sonucunda ortaya çıkmıştır?

Yaratılmış varlıklar arasında en zeki varlık olan insanoğludur. En önemli özelliklerinden birisi de ihtiyaç ve isteklerini konuşarak medeni bir şekilde ortaya koyabilmesidir. İnsanoğlu diğer birçok canlıyla olan iletişiminde çoğunlukla seslerden bazen de işaretlerden oluşan dilin bazı sistemlerini kullanmıştır. Zamanla bu kullanım dillerin birbirlerini etkilemesiyle farklı şekiller almıştır ve almaya da devam etmektedir.

İnsanoğlunun doğuştan içgüdülerle ve reflekslerle ortaya çıkardığı yüzlerce özel yeteneğinden biri de dil yeteneğidir. Zeka ile birleşen iç güdüler ortaya muazzam bir iletişim aracı olan dili çıkartmıştır.

İnsanların birbirleri ve tüm canlı varlıklar ile duyduğu iletişim ihtiyacı sonucu dil oluşmuş ve gelişmeye başlamıştır. İnsan, karşısındaki kişi ile vücudunu ya da doğal simgeleri kullanarak iletişim kurmuş, daha sonra ise kendi sesini kullanarak haberleşmeyi keşfetmiştir. Hayatta kalmayı sağlayan temel ihtiyaçlardan biri olan yiyeceği sağlamak için insanların birbirlerinin yardımına ihtiyaç duyması, buna benzer olarak, yine hayatta kalma sürecinde en önemli gereksinimlerden biri olan korunma ihtiyacı da dilin doğuşu ve gelişimi için önemli bir sebep olarak gösterilebilir.

Yine içgüdülerin tetiklediği çoğalma, aile ve topluluk oluşturma arzusu dilin oluşumunu ve gelişimini ciddi yönde tetiklemiş, oluşan ailelerin ve toplulukların kendi aralarında oluşturdukları özel dillerde dil çeşitliliğinin oluşmasına sebep olmuştur. İnsanoğlunun göç ederek yaşaması da dillerin farklı dillerle etkileşmesini ve yeni dillerin oluşumunu sağlamıştır.

Sonuç olarak yeme, korunma, çoğalma, sevme, paylaşma vb. birçoğu insana özgü olan davranış biçimlerinin gelişim ihtiyacı dili doğurmuş ve insanları birbirine bağlamıştır.