Her dine ait ahlak kuralları sistemi olmasına karşın her ahlak sistemi dine ihtiyaç duymaz.

“Her dine ait ahlak kuralları sistemi olmasına karşın her ahlak sistemi dine ihtiyaç duymaz.” Sözünü açıklayınız.

“Her dine ait ahlak kuralları sistemi olmasına karşın her ahlak sistemi dine ihtiyaç duymaz.” sözü ile anlatılmak istenen; ahlakın dine bağlı olmadığı, dinsiz de ahlakın var olabileceğidir. Ahlak Farabi, Platon gibi birçok düşünüre göre de erdeme ve doğal olarak erdemler de faal akla bağlıdır. Faal akıl sahibi olan ve düşünen kişiler erdem sahibi olup ahlaklı birer birey olabilirler. Bu erdemler dürüst olmak, bilgi peşinde koşmak, adaletli olmak, bir işi hakkını vererek yapmak gibi örneklere sahiptir ve bunlara sahip kişiler erdemlidir. Erdemli olmak da ahlakı getireceği için ahlaklı olmak için dine ihtiyaç yoktur.

 

Farklı dinlere mensup kişilerin çoğunluk tarafından ahlaklı bulunmasının sebebi dinleri değil, erdemleridir. Her din hemen hemen yanı şeyi öğütler fakat bu öğüt olmasa bile insanlar faal akıl yardımıyla erdemlere sahip olursa ahlaka ulaşabilir. İnsanoğlunun öz biliniyle kabul ettiği bu ahlak kuralları sadece akılla ölçülebilir ve uygulanabilirliği de yine akılla

Her din öldürmeme, insanlara saygılı olma, hak yememe, yalan söylememe gibi temel ahlak kanunlarını içerir. Bunlar faal akla sahip insanın dine ihtiyaç duymadan da bulabileceği erdemlerdir. Ahlaklı olmanın dinle, mezheple ya da farklı bir inanç sistemine dahil olmakla alakası yoktur. Din ahlakı öğütlese de ahlak ondan özerktir ve bağımsız olarak kendi başına da var olabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, kabul edilen ahlak kurallarının tüm toplumun benimsediği çerçevede olması ve genel bir kabul görmesidir.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...

İnsan toplum içinde özgür hareket edebilir mi?

J. Rousseau’nun “İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur.” sözüne göre insan toplum içinde özgür hareket edebilir mi? Gerekçeleriyle yazınız.

J. Rousseau, özgürlük, adalet, eşitlik gibi düşünceleri önemseyen ve bu düşüncelerini geniş halk kitlelerine ulaştıran filozofların başında gelmektedir. J. J. Rousseau, aslında insanın özgür doğduğunu ancak insanın toplum içinde bu özgürlüğünü kaybettiğini savunur. Ünlü sosyal kuramcı, diğer birçok düşünürün aksine, insanların doğada özgür olduğunu ve onları sınırlandıracak bir güç olmadığının da önemine vurgu yapar. Ayrıca doğanın yaratıcı tarafından mükemmel yaratıldığını ancak insanoğlunun bunu kendi elleriyle yok ettiğini de savunmaktadır.

Rousseau’ya göre insanın devlet öncesi dönemde daha özgür olduğu ve “mülkiyet” kavramının çıkmasıyla birlikte bu özgürlüklerin yavaş yavaş kısıtlanmaya başladığını da belirtmektedir. Özellikle özel mülkiyet kavramının ortaya çıkmasının ardından, zenginler ve yoksullar arasında çıkan çatışmalar neticesinde zenginler bu durumu kendi lehlerine çevirmek için bir sözleşme etrafında toplanılmasını sağlamışlardır.

 

Her ne kadar zenginlerin güvenlik, can ve mal güveliğini sağlamak amacıyla öne sürdükleri bu sözleşmenin getirdiği sonuçları kendi lehlerine çevirmeyi başarmışlardır. Bunu yaparken de yoksul kesimi kullanmaya başlamışlar ve adeta bir kölelik düzeninin tekrar kurulmasını sağlamışlardır. Başlangıçta özgürlük gibi görünen bu durum zamanla yoksulların sadece zenginlere hizmet etmeleriyle sonuçlanmıştır.

Toplum sözleşmesiyle birlikte çıkartılan yasalara herkesin uyma zorunluluğu getirilmiş ve yasalarla bu durum güvence altına alınmıştır.  İnsanlar kendilerini özgür hissetleri ölçüde mutludurlar ve J. J. Rousseau’nun “İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur.” Sözü de tamda bu toplum sözleşmesiyle birlikte insanlara uymak zorunda kaldıkları kurallara neticesinde söylenmiş bir sözdür.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...

İnsanın kesin buyruğa uyarak hareket etmesinin amacı nedir?

İ.Kant, “Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi” adlı eserinde insan için kesin bir buyruk, aynı zamanda genel bir yasa olmasını isteyebileceği maksime (kural) göre davranışta bulunmasıdır. Buna göre insanın kesin buyruğa uyarak hareket etmesinin amacı nedir? Açıklayınız.

Kant, “Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi” adlı eserinde iki kavrama dikkat çeker. Bunlardan birincisi “ödeve uygun” ve diğeri “ödevden dolayı” kavramlarıdır. Ayrıca Kant, “etik” ve “ahlak” kavramlarını da aynı anlamda kullanarak, etik alanda koşulsuz bir buyruğa dayanan bir sistemin kurulmasını savunur. Konunu daha iyi anlaşılması için Kant’ın bu iki kavramını açmakta fayda vardır.

Ödeve uygun: İ.Kant, akıl sahibi bir insanın koşulsuz buyruk koyan yasa koyucu bilinci taşıyarak ödeve uygun bir eylemde bulunmaması gerektiğini savunur.

Ödevden Dolayı: Kant, yukarıda belirttiğimiz akıl sahibi kişinin sadece ödeve uygun hareket etmemesini aynı zamanda ödevden dolayı bir eylemde bulunmasının da önemine dikkat çeker.

 

Kant’a göre bu iki kavram arasındaki ayrımı yapacak olan kişinin kendi rolünü vurgulamakla birlikte yapılan eylemin hem toplumsal hem de psikolojik içgüdülere karışmasını engellemekten geçtiği inancıdır.

Bu durumda Kant, herkesin ortak olarak kabul etmesi gereken asıl yasanın “ahlak yasası” olması gerektiğini ve ancak bu yasaya uyumlu olunduğunda gerçek mutluluğun elde edeceğidir. Ancak buradaki mutluluğun, insanın doğal yaşamındaki koşullardan kaynaklı olmadığı ve zorunlu olan akılsal koşullardan aramasıdır. Böylece kişi gerçek mutluluğu yakalamış olur.

Dolayısıyla Kant bu eserinde insanın yaşamını sürdürmesi onun için bir ödevdir ve bu eyleme herkesin doğrudan bir eylemi vardır. Burada insanların gösterdiği bazı endişeler kendi iç değerleri benimsedikleri kuralların çoğu zaman ahlaksal bir temeli yoktur.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...

Felsefi içerikli edebî eserlerin aydınlanma üzerindeki etkisi nelerdir?

Felsefi içerikli edebî eserlerin aydınlanma üzerindeki etkisi nelerdir?

18. yüzyılda matbaa sayılarında ki artışla birlikte basılan birçok edebi eser daha çok kişiye ulaşmış ve özellikle burjuva sınıfı tarafında bu eserlere rağbet artmıştır. Özellikle Avrupa’da hızlı büyüyen burjuva sınıfının varlığı ve felsefi eserlerinin yanı sıra dil ve edebiyat eserlerine de gösterdikleri ilgi de giderek artmıştır. Dolayısıyla bu dönemin filozofları sadece felsefi eserler değil daha birçok alanda farklı eserler vermeye aşlamıştır.

Aydınlanma döneminde filozofların yazdığı eserler daha çok toplumu ilgilendiren ve toplumun problemlerine çözüm arayan esreler olmuştur. Yine bu dönemde kaleme alınan eserlerin birçoğu aklı ön plana alan ve burjuva sınıfına hitap eden felsefi eserler olmuştur. Halkın sorunlarına değinen ve onlara hitap eden esreler ise edebi eser sınıflandırmasında ortaya çıkarılmıştır.

 

Ancak dönemin o günkü atmosferi göz önüne alındığında ortaya çıkan eserlerin yaygınlaşması, felsefenin de büyük halk kitlelerine yayılması sağlanmıştır. Böylece birçok filozofun felsefi eserlerinin yanında edebi esre de üretmeye başlaması halk tarafından benimsenmiş ve farklı düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlayarak düşünsel zenginliği arttırmıştır. Bu durum göz önüne alındığında diyebilir ki; edebi eserlerin yaygınlaşması hem burjuva sınıfının hem de halkı aydınlanmasına önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Böylece felsefi içerikli edebi eserlerin bu şekilde geniş halk kitlelerine ulaşması sonucu aydınlanma süreci hızlanmış ve başta Avrupa olmak üzere tüm dünyada benimsenir duruma gelmiştir.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...

Yaşadığınız olayları günü gününe yazmanın ne gibi faydaları olabilir?

Yaşadığınız olayları günü gününe yazmanın ne gibi faydaları olabilir?

Okuma yazmayı öğrendiğim günden beri günlük tutuyorum. Bu yüzden günü gününe yazmanın faydalarına hayatımda birebir tanık oldum.

Bence, her şeyden önce her gün yazarak kendini ifade etmeyi öğreniyorsun. Aklından geçen düşüncelerini, yaşadığın duygularını kâğıda dökmek bambaşka bir tecrübedir. Çünkü yazarken kendini de keşfedersin. Dışardan başka biriymiş gibi kendini görmeyi öğrenirsin. Böylece özeleştiri duyun gelişir. Örneğin çok haklı olduğundan yüzde yüz emin olduğun bir tartışmayla ilgili yazmaya başladığında, olayı baştan sona düşündüğün için kendi hatalarınla da yüzleşmeyi öğrenirsin. Bu aynı hatayı bir daha yapmaman için sana bir fırsat sunar.

 

İkinci olarak, “Asla unutmam!” dediğimiz olayları, insanları, bilgileri zamanla unutmamız kaçınılmaz. “Söz uçar, yazı kalır.” sözü boşuna söylenmemiştir. Aklımız zaman geçtikçe bizimle dalga geçebilir. Bu yüzden ara ara dönüp eski günlüklerimi okurum. Unuttuğum ve bazen karıştırdığım o kadar çok ayrıntı var ki anlatsam şaşarsınız!

Günlük yazmanın başka bir faydası, kelimelerle arkadaşlığınızı geliştirir ve okuma alışkanlığı edindirir. Kendimizi, anlam dünyamızı tam ifade edecek farklı farklı kelimeleri dağarcığımıza eklemek için  okumaya yöneliriz. Okumak ve yazmak, birbirini karşılıklı beslediği için, hem entelektüel düzeyimiz artar hem de bilginin getirdiği güvenle özsaygımızı artırır.

Yaşadıklarımızı hikâyeleştirmek hayal dünyamızı da renklendirir.  Bir süre sonra hayallerimiz geleceğe yönelik planlara dönüşür. Yaratıcılığımızı geliştirir; ayrıca her gün yazmak disiplin gerektirdiğinden bu disiplin ahlakı bize hem sosyal hem özel hem iş hayatımızda manevi ve maddi tatmin kazandırır.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...

“Sözünde durmak” ifadesinden ne anlıyorsunuz?

“Sözünde durmak” ifadesinden ne anlıyorsunuz?

Sözünde durmak ahlaklı bir insanda bulunması gereken erdemlerden birdir. Sözünde durmak aynı zamanda dürüst olmak için de gereklidir. Dürüst bir insanın verdiği sözleri tutması gerekir. Sözünü tutmayan biri nasıl dürüst olabilir. Verdiği sözleri her ne pahasına olursa olsun yerine getiren birinden bahsederken sözünün eri deriz. Sözünün eri olmak deyimiyle ifade edilen, verdiği sözü tutmak, sözünün sahibi olmaktır.

 

İnsanlar ya verdiği sözü tutmalıdır, ya da tutamayacakları sözleri vermemelidir. O yüzden söz verirken de dikkat etmek gerekir. Olup olmadık yere, her şeye söz vermek doğru bir davranış değildir. Tutmadığınız sözler insanların size karşı güven duygusunu yitirmesine sebep olur. Söz verip verip tutmayan biri itibarını kaybeder. Sözüne güvenilmez bir kişi olarak kabul edilir. Söz namustur demiş atalarımız. Erdem sahibi insanlar için sözünü tutmak çok büyük önem taşır. Sözünde durmayan bir kişi namusunu yitirmiş, zedelemiş olur.

Sözünü tutan insanlar toplumda değer kazanırlar. Sevgi ve saygıyla anılırlar. O, özü sözü bir olan bir kişidir diye bahsedilir. Ahlaki değerlere önem veren biri için toplumda böyle anılmak oldukça önemlidir. İnsanlar bir topluma girdiklerinde önce kılık kıyafetlerine göre karşılanır. Bulundukları mevkiler ve makamlar oldukça önemli olur. Ancak insanlar zenginliklerini, mevkilerini kaybedebilirler, bununla birlikte erdemlerini de kaybediyorlar ise zaten hiçbir değere sahip değillerdir. İnsanların gerçek değerleri sahip oldukları erdemlerle ölçülür. Bulundukları mevki veya sahip oldukları maddi şeyler değerini belirleyemez.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...

Er meydanı, yenişememe, sonuna kadar devam etme

Metinde güreşlerdeki “er meydanı, yenişememe, sonuna kadar devam etme” anlatımı ile günümüz spor karşılaşmalarındaki “sportmenlik” kavramını karşılaştırınız.

Güreş müsabakalarının yapıldığı yere er meydanı denir. Güreşçiler, aynı zamanda diğer sporcular yiğit kişilerdir. Bu da sportmenlik dediğimiz, sporcularda bulunması gereken ahlak kurallarına uymalarından ileri gelir. Güreşte er meydanına çıkmak yiğitliğini göstermek, sonuna kadar devam etmek, müsabakayı kurallara uygun bir şekilde devam ettirmek, sonuçları kabullenmek demektir. Her müsabakanın sonunda bir yenen, bir yenilen olur. Bazen de karşılaşmanın sonuçlar berabere olabilir. Her durumda saygılı bir şekilde davranmak, sevincimizi taşkınlıklara vardırmadan yaşamak, yenilgimizi de kabullenmek ve karşı tarafı tebrik etmek gerekir. Sportmenlik bunu gerektirir.

 

Güreş müsabakalarında bazen güreşçiler uzun süre er meydanında kalırlar. Bir türlü yenişemezler. Ama bu durum beraberlik ilan edilene kadar devam eder. Sportmenlik gereği mücadele devam eder. Mücadeleyi bırakmak sportmenlik kavramına uymaz. Sporcu, güçlü, cesur olduğu kadar da ahlaklı olmalıdır. Her ne dalda yarışıyorsa yarışsın, o sporun gerektirdiği kurallara uyması gerekir. Aynı zamanda yarışmayı yöneten hakemlerin verdiği kararlara da uymak zorundadır. Sportmen bir kişi mızıkçılık yapıp da bir yarışı ortasında bırakmaz. Sonuna kadar devam eder. Tarihte, ister milli sporlarımızda olsun ister diğer spor dallarında bunun birçok örneği söz konusudur. Özellikle maratonlarda yarışı sonuna kadar devam ettiren birçok sporcu görürüz. Aslında bu sporcular yarıştan çekilebilir. Devam etmek zorunda olmadıkları halde yarışı tamamlamayı seçerler. Bunun tek sebebi ise kendilerine ve yaptıkları işe duydukları saygıdır ve sportmenlik bunu gerektirir.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...