Sizce çok fakir birisi başkalarına nasıl iyilik yapabilir?

Sizce çok fakir birisi başkalarına nasıl iyilik yapabilir? Görüşlerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Yaşadığımız hayat içerisinde kişinin var olduğunu, insan olduğunu ve yaşadığı ortamda başkaları ile ortak bir alan oluşturduğunu anlayabilmesi için başkasına yardımcı olması, iyi dileklerde bulunması gerekir. Aksi takdirde kişi tek başına kalacaktır. Toplu bir alanda yaşamamızın kurallarından biri de birbirimize destekçi olmamızdır.

İyilik kavramını düşündüğümüzde; biz bunu iki farklı gruba ayırabiliriz. İyilikleri; maddi ve manevi olarak iki kategoriye ayırarak, bu kategorilerini altında farklı iyilik seçeneklerini sunabilmekteyiz. İnsanın maddi olarak durumu olmadığı zamanlarda ya da fakir bir konumda ise bir başkasına maddi bir yardım yapabilmesi mümkün değildir. Zaten biz iyilik kavramını sadece maddi olarak kişilere yardım etmek olarak anlamamalıyız.

Sadece toplumsal kurallar içerisinde benimsenmiş bir durum değildir. Bu dinimizce de insanlara iyilikte bulunmak sadece maddi olarak gerçekleştirilmez. Yanımızdaki kişiye gülümsemeniz bile ona bir iyiliktir. Morali bozuk olan ve kendini iyi hissetmeyen birinin moralini yerine getirmeye çalışmak da bir iyiliktir. Bir ağırlığı taşıyamamaktan dolayı çok zorluk çeken ama götürmesi gereken bir kişiye yardımda bulunmak da bir iyilik çeşididir.

Bu yüzden diyebiliriz ki; iyilik kavrama sadece insanlara maddi olarak para vererek yapılabilecek bir şey değildir. Kişinin zor zamanında yanında olmak, onu desteklemek kötü durumunda onun yanında olabilmek ya da ona öğüt vermek, kafasını karıştıran konuda yardımcı olmak yükünü hafifletmek bunların her biri manevi olarak yapılabilecek yardımlardır.

Fabrikalaşmanın artmasıyla ortaya çıkan sosyo-ekonomik sıkıntıları aşmak için işçi sınıfı, hangi yollara başvurmuş olabilir?

Fabrikalaşmanın artmasıyla ortaya çıkan sosyo-ekonomik sıkıntıları aşmak için işçi sınıfı, hangi yollara başvurmuş olabilir?

Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesiyle birlikte kurulan fabrikalarda işçi ihtiyacının yüksek olmasıyla kentlere göç patlaması yaşanmıştır. Köylerden kentlere göçler elbette beklenmekteydi ancak böyle bir devasa boyutta olması kontrol altına alınmasını mümkün kılmamıştı. Avrupa’da hızlı bir şehirleme süreci yaşansa da bu süreç beraberinde sorunları da getirmiştir. Fabrikalarda çalışmak için köylerden göç eden yeni işçiler yerleşim için fabrika çevresini tercih etmeye başladı. Bu durum da fabrikaların etrafında yerleşim yeri olarak adlandırılabilecek kadar büyüklükte bölgelerin ortaya çıkmasına neden oldu. Erkek işçilere oranla daha çok kadın ve hatta çocuk işçiler fabrikalarda çalıştırılmaya başlanmıştı. Bu sebebi iş gücünü tamamlamaktan ziyade kadın ve çocukların daha ucuza çalıştırılabilmesinden kaynaklanıyordu.

 

Aynı zamanda çalışma ücretlerinin düşük olmasıyla birlikte çalışma şartları da çok ağırdı. Bir kişinin aldığı ücret düşük olduğu için bütün aile fertleri çalışmak zorunda kalıyordu. Düşük işçi maliyetleri nedeniyle de fabrika sahipleri zenginleştikçe zenginleşiyordu. İşçiler de kötüleşen hayat şartlarını makineleşmenin artmasına bağlıyordu ve bu duruma makinelere zarar vererek tepki gösteriyordu. Sabot adı verilen bir çeşit ayakkabı ile makinelere zarar veren işçiler, İngiliz diline sabotaj isimli kelimenin yerleşmesine bu şekilde vesile olmuştu. İşçilerin genel problemlerinin çözülebilmesi ve işverenle arasındaki meselelerde işçinin hakkının savunulabilmesi için Avrupa’nın çeşitli yerlerinde sendikacılık faaliyetleri başlamıştır. Bu faaliyetlerin gerçekleşebilmesi için de sanayileşmenin olması ve demokrasinin aktif bir şekilde varlığını sürdürebilmesi gerekmektedir. Bu iki etmenin ilk olarak gerçekleştiği ülke İngiltere olmuştur ve sendikacılık bu ülkede başlamıştır.

El el ile, değirmen yel ile deyimiyle anlatılmak istenen nedir?

“El el ile, değirmen yel ile.” deyimiyle anlatılmak istenen nedir? Araştırarak arkadaşlarınızla paylaşınız.

Deyimin kelime anlamı olarak bakıldığında buradan el olarak ifade edilen insandır yani insan insan ile anlamı vardır. Değirmen dediği de unun öğütüldüğü yerdir. Yel ise rüzgar kavramını ifade eder. Bu değirmenin belli çarkları vardır ve değirmenin çarklarının dönebilmesi için de rüzgara ihtiyaç vardır.

Genel olarak anlamından da şu çıkar; insan, dünya üzerinde var olduğu müddetçe bir başkasına ihtiyaç duyar, muhtaçtır. Onun yardımına bazen ihtiyaç duyabilir. Nasıl ki bir değirmen tek başına rüzgar olmadan onun ölçülmesini sağlayamayacağı gibi o çarkların dönmesi için rüzgara ihtiyacı olduğu gibi insanın da hayatı içerisinde belli dönemlerde bir başkasına ihtiyacı bulunur.

İnsan hayatının belli dönemlerinde yaşamış olduğu sıkıntıları ya da üzerindeki sorumluluğum ağırlığını yanındaki kişi ile paylaşmak durumunda kalır. El el ile derken, insan insan ile hayatta var olabilir. Sorunlarına çözüm yolu bulabilir ve daha kolay bir şekilde hayatını sürdürebilir, deniyor. Bu yüzden bir kişinin sadece kendisine hayat içerisinde yardım edilmesini beklememesi onun da etrafında, çevresinde ya da ailesinde yardıma ihtiyacı olan zor durumda gördüğü kişilere kendisinin de maddi ve manevi olarak yardımlarda bulunması gereklidir. Bu şekilde insanlar hem topluluklar içerisinde sürekli hem de hayatta var olabilirler.

Bir değirmende çalışırken unun öğütülmesi de  tıpkı insanların   birbirlerine muhtaç oldukları gibi o da rüzgara ihtiyaç duyar. Rüzgar ile dönen değirmen çarkları bir süre sonra  buğdayın öğütülmesini sağlar.

Milliyetçilik akımıyla meydana gelen isyanların Osmanlı Devleti’ne etkileri nelerdir?

Milliyetçilik akımıyla meydana gelen isyanların Osmanlı Devleti’ne etkileri nelerdir?

Fransız İhtilalinin ortaya çıkardığı kavramlardan ve fikir akımlarından en çok etkilenen devletlerden olan Osmanlı’yı bu fikirlerden en çok etkileyeni ise milliyetçilik olmuştur. İhtilalin yaydığı ulus-devlet anlayışı ile beraber, Osmanlı topraklarında yaşayan birbirinden farklı uluslar bu fikir akımını benimsemiş ve Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmışlardır. Meydana gelen isyanlar ilk olarak Osmanlı’nın Avrupa topraklarında başlasa da devletin toprağının olduğu üç kıtaya da yayılmıştır. Bu isyanlar sonucunda devlet, gereğinden fazla bir toprak kaybı yaşamıştır. Bu isyanları önlemeye çalışan Osmanlı da çareyi ıslahatlarda aramıştır. Fransız İhtilali sonrasında yayınlanmış olan İnsan Hakları ve Yurttaşlık Bildirgesi’nden izler taşıdığı görülen, Tanzimat Fermanı 1839 yılında ilan edilmişti.

 

Modernleşme çabalarında önemli bir kilometre taşı olan ferman, vatandaşlık haklarından bahsetmesi bakımından önemlidir. 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı ise Tanzimat Fermanı’nın devamı ve genişletilmiş hali olarak karşımıza çıkmıştır. Fermanla birlikte bir Osmanlı milleti oluşturulması amaçlanmıştır. Bu millette herhangi bir ırk, din, dil farkı gözetilmemiştir. Bu tasvirle devletin bütün vatandaşları tek bir çatı altında toplanmak istenmiştir. Verilen haklarla isyan eden azınlıkların devlete bağlanması için çalışılmıştır. Tanzimat’ın ilanıyla birlikte Avrupa ile ilişkiler artmış ve kıtaya bir çok öğrenci gönderilmiştir. Bu öğrenciler Avrupa ile etkileşime girip kıtayı iyice tanımıştır. Bu etkileşim sonucunda ise devletin kurtuluş formülünü arayan gençler çareyi Meşrutiyette bulmuşlardır. Bu gençler “Genç Osmanlılar” olarak bilinen bir teşkilatlanmayı oluşturmuşlar ve devletin tarihindeki ilk anayasa olan Kanun-i Esasi’nin ilan edilmesinde önemli rol oynamışlardır.

Küçük bir çocuğa kanunen yetişkinler gibi ceza verilmemesinin sebebi nedir?

Küçük bir çocuğa kanunen yetişkinler gibi ceza verilmemesinin sebebi nedir?

İnsanlar ilk doğduklarında bebeklerdir. Bebeklerin her zaman için bir bakıma ve yardıma ihtiyaçları vardır. Daha konuşmayı bile bilmeyen bebek dünya hayatında ne yapması gerektiğini, nasıl hareket etmesi gerektiğine dair hiçbir ilgisi yoktur. Yürüyemiyordur bile…insanlara muhtaç olma süreci büyümeye başladığında, yürüdüğünde ve konuştuğunda yavaş yavaş azalmaya başlayacaktır. Yine de bu tamamen yok olmaz. Yine birine bağımlı olarak hareketlerini sürdürür. Yavaş yavaş yaşı büyüdükçe ve erişkin hale geldikçe bir başkasının yardımı olmadan kendi işlerini yapmaya başlayacaktır. Yaşı ne kadar çok ilerlerse o kadar çok ihtiyaç ve muhtaçlık durumu da azalmaktadır. Bu yüzden diyebiliriz ki; suç işleyen bir çocuk ile suç işleyen bir yetişkin arasında hem insanların vicdanında farkları vardır hem de ceza kanunlarınca farkı bulunur.

Küçük bir çocuk; bir suç ve hata işlediğinde ebeveynleri tarafından yada yasalar tarafından değerlendirilirken farklı kabul edilir. Çünkü yardıma muhtaçtır. Çünkü daha gelişimini tamamlamıştır. Bir çocuk suç işlediğinde bunun bazen suç olduğunu bile bilmeyebilir. Farkında olmadan yapıyor olabilir. Niyeti kötü olmayabilir ya da çocukluğundan ileri gelen bir olgun olmama süreci var olabilir.

Yetişkin ise hayatının belli bir döneminde geçirmiş, belli bir yaş olgunluğuna gelmiştir. Onun yapmış olduğu hareketler sonuna kadar sorgulanır. İyi ve kötüyü ayırt etme noktasında çocukların daha çok hataya düştükleri ve zorlandıkları bilinmektedir. Bu yüzden diyoruz ki; bir ceza verilirken küçük bir çocuğa, bir yetişkine yönelik olarak ceza verilmez, buna dikkat edilir.

İngiltere niçin Rusya’nın Doğu Akdeniz’e inmesini engellemek istemiş olabilir?

İngiltere niçin Rusya’nın Doğu Akdeniz’e inmesini engellemek istemiş olabilir?

II. Viyana Kuşatması’nın ardından kurulan Kutsal İttifak’a Rusya’nın da katılması Osmanlı’da Rusya’ya olan bakışı değişmişti. 17. yy içinde gittikçe güçlenen ve palazlanan Rusya’yı hala ikinci sınıf devlet gözüyle bakan Osmanlı, bu gelişme sonrasında onu büyük devletlerden birisi olarak görmeye başlamış ve yeri geldiğinde de Osmanlı Devleti için en büyük tehditi oluşturan devlet olmuştur. Yayılmacı bir politika izleyen ve bu doğrultuda hedefler koymuş olan Rusya’nın hakimiyetini genişletmek istediği sahanın çoğu Osmanlı Devleti’nin topraklarıydı. Kendi çıkarları için Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü savunan İngiltere, bu bölgede güçlü bir devletin hüküm sürmesini istemezdi. Bunun yerine, zayıflamış ve kontrol altında tutulabilecek bir Osmanlı Devleti’nin varlığı kolayına ve işin gelmekteydi.

 

Aynı zamanda güçlenen Rusya’nın, İngiltere’nin en önemli sömürgelerinden birisi olan Hindistan’a yakınlığı ve Osmanlı’nın zayıflığından yararlanıp sıcak denizlere inerek kendisinin sömürgelere gidecek yolları kapatabilme ihtimalinin olması İngiltere’yi Rusya konusunda tedbir almaya zorlamıştı. Her ne kadar İngiltere Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü özellikle de Rusya’ya karşı koruma politikasını takip etse de Mora İsyanı süresince Yunan bağımsızlık hareketini desteklemiştir. İngiltere’yi bu politikaya iten durum ise bu bağımsızlık hareketi sırasında Yunan halkını etkileyip hareket başarıya ulaşınca Rusların bu bölgede nüfuz elde etmesinden çekinmişlerdir. Yunanlar desteklenerek Rusya’nın etkisi altına girmesi engellenmiş ve Rusların Doğu Akdeniz’e inebileceği en kısa yollardan birisi bu sayede kapanmıştır.

Başarılı olmak isteyen iki sporcunun durumlarını irade ve sorumluluk açısından karşılaştırınız.

Başarılı olmak isteyen iki sporcunun durumlarını irade ve sorumluluk açısından karşılaştırınız.

Başarı kişinin çok istediği ve bunun için emek verdiği herhangi bir şeyi sonunda elde etmesidir. İnsan doğası gereği istekleri bulunan ve ihtiyaçları olan bir varlıktır. Bu istek ve ihtiyaçlarını kendi çabası emek ve gayreti ile yerine getirir. İhtiyaçları giderebilmek de büyük bir düşünce ve emeğin ürünü olmuş olur. Biz bu süreçlerin sonunda kişinin başarıyı elde ederek yani hedeflediği şeye ulaşarak başarısızlık kavramından uzaklaştığını görürüz.

Başarı kavramı üzerinden iki sporcu düşündüğümüzde; emek verdiği spor dalı üzerinde başarı elde etmek isteyen bu iki sporcudan birisi başarılı olduğunu ve birisinin başarısız olduğunu düşündüğümüz de yapmış oldukları şeylerde ki sorun neydi de bir başarılı biri başarısız oldu? Bunu inceleyelim.

Sporculuk kavramı içerisinde kişi belli bir başarı elde etmek istediğinde kişinin kendisini düzenli olarak belirli bir sorumluluk içerisinde yönetmesi gerekir. İrade ve sorumluluk kavramları bir araya gelerek başarı elde etmelerini sağlayacaktır.

 Bir sporcunun başarılı olmasının sebepleri

  • Bir sporcunun başarılı olabilmesi için öncelikle çok iyi bir idman programı olması gerekir.

  • Her gün düzenli olarak ilgilendiği spor dalı ile ilgili hedeflemiş olduğu bir planın olması gerekir ve bu plana günlük olarak her gün aksatmadan uygulaması şarttır.

  • Kişinin hedefe ulaştığında elde edeceği o şeyin bu hedeflediği süreç içerisinde destekleyici bir büyüklüğe sahip olması gerekir yani kendisine geçerli ve büyük bir hedef koymuş olması şarttır.

  • Kendine güvenmelidir. Diğerlerinden daha düşük görmemelidir. Hiç kimsenin ondan bir farkı yoktur. Bunu bilerek hareket etmelidir.

 

Sporcunun başarısız olma sebepleri

  • Günlük hayat içerisinde belirli bir spor programı yoktur.

  • Kendisine erişilebilir bir hedef belirlememiştir.

  • Başarının doğuştan geldiğini sanır.

  • Ara ara günlük programında aksatmalar yapar.

  • Herhangi bir gün başarısız olduysa hemen enerjisi düşer ve bir süre yapmamaya başlar düzenini aksatır.

  • Sonunda başarılı olacağına inanmaz hep bir kuşkusu vardır ve kendisini diğerlerinden daha düşük görür.