Bir kitabın çok sayıda okuyucuya ulaşması için yapılması gerekenler nelerdir?

Bir kitabın çok sayıda okuyucuya ulaşması için yapılması gerekenler nelerdir?

Her yazar kendi yazdığı bir eserin geniş kitleler tarafından okunmasını arzu eder. Ancak istediği hedef kitleye her daim ulaşması mümkün olmayabilir. Çünkü yalnızca kitap yazmak değil, doğru bir strateji ile pazarlanmasının da yapılması gerekir. Bunun için ilk adımdan sonuca kadar her bir aşamada dikkatli olmak gerekir. Kitabın doğru bir yayınevinden çıkması, doğru bir şekilde tanıtımının yapılması ve pazarlama kanallarının çoğaltılması gerekir. Özellikle günümüzde bu kanallar oldukça geniş yer tutmaktadır.

Öncelikle kitabın sizin yazdığınız eseri doğru değerlendirecek bir yayınevine ihtiyacı olacaktır. Yayınevi kitabınızı yayınladıktan sonra PR dediğimiz reklam işlemlerinin de doğru bir şekilde yönetilmesi gerekir. Mümkünse kitabı okuyan ve doğru bir şekilde değerlendiren, sektörde söz sahibi kişilerden de yorumlama adına destek alınmalıdır. Edebiyat eserlerini inceleyen blogger’lar ve yazarlar kitap değerlendirmesi ile kitabınızı geniş kitlelere duyurmada yardımcıdırlar.

Kitabın ise hemen herkesin rahata ulaşabileceği kanallar ile satışı yapılmalı. Bu kitapevlerinden çok amaca uygun mağazalara kadar her yol olabilir. Ayrıca günümüzün en rahat iletişim araçlarından bir tanesi olan internet ve dolayısıyla sosyal medya mecraları da doğru bir şekilde kullanılmalıdır. Yazar kendisini ve kitabını doğru bir şekilde tanıtırsa geniş kitlelere ulaşması da bir o kadar kolay olacaktır.

Ayrıca reklam kanalları da kitabın geniş kitlelere ulaşılması adına önemli bir araçtır. Basılı reklamlardan ziyade günümüzde dijital reklamlar hedef kitleye ulaşma açısından en etkili araçlardan bir tanesidir.

Atatürk’ün öğrenim gördüğü okullar

Atatürk’ün öğrenim gördüğü okullar:

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk Selanik’te dünyaya gelmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün öğrenim hayatına göz atmamız gerekirse öncelikle ilk gittiği okuldan bahsetmek gerekir. Bu okul, annesi Zübeyde Hanım’ın ısrarı ile gittiği Mahalle Mektebi’dir. Ancak babası Ali Rıza Efendi daha sonra Mustafa Kemal’i Şemsi Efendi İlkokulu’na kaydettirmiştir. Ancak kısa bir süre sonra babası ağır bir şekilde hastalanan Mustafa Kemal’i zor günler beklemektedir.

Babasını kaybettikten sonra Mustafa Kemal ilkokul yıllarında oldukça zorluk yaşamıştır. Babasının vefatının arından annesi Zübeyde Hanım ile birlikte dayısının yanına taşınmıştır. Bir süre geçtikten sonra ise burada da duramayacağını anlamış ve Selanik’e dönmüştür. Selanik’e döndükten sonra ise ilk işi Selanik Mülkiye Rüştiyesinde öğrenim hayatına devam etmek olmuştur. Askeri okula gitme düşüncesi içerisinde olan Mustafa Kemal, annesi Zübeyde Hanım’dan gizli sınavlara girmiş ve kazanmıştır.

Kazandıktan sonra ise annesinin de izni ile Selanik Askeri Rüştiyesinde eğitim hayatına devam etmiştir. Yaz aylarında dayısının yanında çalışan Mustafa Kemal, okul zamanı okuluna dönerdi. Tam bu dönemde kendisinin zeki ve çalışkan olduğu gözlerden kaçmamış ve adeta gözde öğrencilerden bir tanesi olmuştur.

Mustafa Kemal’in Selanik Askeri Rüştiyesinden mezuniyeti 1896 yılında olmuştur. Mezuniyet sonrasında ise Manastır Askeri İdadisine kaydolmuştur. Bu okuldan ise 1898 yılında mezun olmuştur. Akabinde 1902 yılında Teğmen rütbesi ile Harp Okulunu tamamlamıştır. Kurmay Yüzbaşı rütbesi ile 1905 yılında Harp Akademisini bitirmiştir.

Türü ne olursa olsun her yazınsal yaratı yaşamla beslenir.

“Türü ne olursa olsun her yazınsal yaratı yaşamla beslenir.” sözünü açıklayınız.

Yazınsan türlere baktığımızda karşımızda araştırmaya değer pek çok yapıt görebiliriz. Romandan hikâyeye, Masaldan fıkra ve denemeye kadar karşımıza pek çok tür çıkmaktadır. Her türün kendi içerisinde oluşturduğu belirli prensipler vardır ve bu prensipler doğrultusunda var oluşunu gerçekleştirir. Bu türlerin içeriği değişebilir ve herkes kendisinden bir şeyler bulduğu yapıta yönelebilir. Zaten yapıtın da en önemli özelliği budur. Yani içerisinde betimlediği unsurlar kaynağını yaşamdan, yaşanmışlıklardan alır. Bu da insanlara tercih konusunda bir rehber oluşturur.

Örneğin romanı ele alırsak, olmuş ya da “olması muhtemel” olayların anlatıldığını görürüz. Yani içerisinde anlatılan her bir detay hayattan bir parça taşımaktadır. Olması gereken de budur. Sözlü edebiyat ürünü olan masallarda anlatılan şeyler kimi zaman doğal kimi zaman doğaüstü unsurlarla betimlense de yine yaşamdan ve karşımıza çıkabilecek durumlardan beslenir. Bu sebeple bir özdeşlik, empati kurmak çok kolaydır. Bir yazınsal tür olarak denemede ise yazar herhangi bir konudaki görüşünü okuyucu ile paylaşır. Burada da yaşamında karşılaştığı bir durumu kâğıda döker ve okuyucunun empati kurması beklenir.

İster mecazi ister direkt olarak bire bir aktarılsın, hiçbir yazınsal tür yaşamdan kopuk düşünülemez. Örnek vermek gerekirse dünyaca ünlü Yüzüklerin Efendisi kitaplarının yazarı J.R.R. Tolkien, hikâyesini oluştururken savaşı ve savaşın etkilerini, yaşananları mecazi olarak hikâyesine yedirmiş ve okuyucu ile paylaşmıştır. Sonuç olarak türü ne olursa olsun her yazınsal yaratıda yaşamdan etkiler görmek gayet mümkündür.

VII ve VIII. yüzyıllarda edebî ürünlerde neden kahramanlık, yiğitlik, binicilik, ata ve savaş araçlarına sevgi, doğal güçlere karşı övgü ağır basmaktadır?

VII ve VIII. yüzyıllarda edebî ürünlerde neden kahramanlık, yiğitlik, binicilik, ata ve savaş araçlarına sevgi, doğal güçlere karşı övgü ağır basmaktadır?

Geniş anlamda edebiyatın tanımına baktığımızda bir milletin yazılı olsun ya da olmasın dile dayanmakta olan tüm kültür ürünlerini içerisine alan bir olgudur. Edebiyat içerisine adet, gelenek, görenek, savaşlar, mitler ve daha pek çok unsur dahil olmuştur. Belirli dönemlerde bu unsurlar ise belirgin olarak öne çıkmıştır. Mesela kişinin toplumda söz ve mevki sahibi olması adına savaşlarda gösterdiği kahramanlık daima önemli olmuştur. Doğal olarak edebiyata da bu durum yansımıştır.

Bu kahramanlığa baktığımızda o çağların edebi ürünleri olarak sayabileceğimiz destanlarda yer almıştır. Türk yazı dilinin başlangıcı 6. Yüzyıla dayanmaktadır. 8. Yüzyıl başlarına kadar olan dönem ise Eski Türkçe olarak adlandırılır. Eski Türkçe Türk yazı dilinin kaynağını oluşturur ve pek çok kaynağı ihtiva eder. Pek çok kaynağa baktığımızda ise Türk kültüründe at, atlı spor ve biniciliğin ne denli önemli olduğunu görüyoruz.

Dönemin şartları ve bu şartlar altında gelişen olaylar hareketlerin, tercihlerin kaynağını oluşturmaktadır. Türk boylarının akıncı geleneği, yeni yerler keşfetme arzusu ve bu amaç doğrultusunda yıllardır meydana gelen ve edebi ürünlere de konu olan kahramanlıklar tüm dünyada okutulan dersler arasındadır. Kahramanlar ve kahramanların kullandığı her türlü alet, tabi olduğu toplum ve gelenekleri doğal olarak yazınsal olarak kendisine geniş bir yer bulmuştur. Bu anlamda sadece Türk kültüründe değil, dünya tarihine baktığımızda da pek çok ulusun bu gibi niteliklerini görmek mümkün olmaktadır.

Atatürk’ün yazar ve kitaplara verdiği değerle ilgili özdeyişleri.

Atatürk’ün yazar ve kitaplara verdiği değerle ilgili özdeyişleri.

Mustafa Kemal’in okumaya verdiği önemi belirten sözlerden bir tanesi şudur: Memleket ve milleti kurtarmağa çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer çalışkan bilgin olmaları lâzımdır. Bunu temin eden mekteptir, sözüdür. Bunun altında yatan gerçek ilmin öğretildiği okulun ne denli önemli olduğudur.

Mustafa Kemal Atatürk eğitim hayatı boyunca başarılı bir öğrenci olmuş, yeni nesillerin de ancak okuyarak, ilim irfan sahibi olarak Cumhuriyeti layık olduğu yere taşıyacağına inanmıştır. Bu anlamda Ulu Önderin hem kitaplar hem de yazarlarla ilgili pek çok özdeyişi olmuş ve bunun nesillerce aktarılmasını istemiştir.

 

Atatürk’ün yine kitaplara ve okumaya verdiği önemi vurgulayan sözlerinden bir tanesi de İlim ve fen nerede ise oradan alacağız ve her fer-i milletin kafasına koyacağız, olmuştur. Atatürk’ün zamanında Vasıf Çınar’a söylediği bir söz de kitaplara verdiği değeri bir kez daha anlamamıza yardımcı olacaktır. Kendisi, Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım, demiştir ki bu da kitapların, okumanın hayatındaki önemini ortaya koymaktadır.

Atatürk, Toplumsal yaşamda bizzat faal ve faydalı, verimli elemanlar yetiştirmek lazımdır. Bu da ilk ve orta öğretimin uygulamalı bir şekilde olmasıyla mümkündür, diyerek eğitimin temellerinin iyi atılması gerektiğinin altını çizdiğini görebiliyoruz.  Edebiyat için Mustafa Kemal, Tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa musiki gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir,  demektedir ve Sanatkâr, toplumda uzun mücadele ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır,  diyerek yazarların toplumdaki önemine de vurgu yapmayı ihmal etmemiştir.

Toplumda kitap okumanın yaygınlaşması için etkileyici cümleler oluşturunuz.

Toplumda kitap okumanın yaygınlaşması için etkileyici cümleler oluşturunuz. Verilmek istenen mesajı en iyi anlatanı okulda herkesin görebileceği yerlere asınız.

Günümüzde toplumumuzun en büyük sorunlarından bir tanesi de az kitap okunmasıdır. İnsanların kitap okumaktan kaçması, üşenmesinin altındaki sebeplerin araştırılması ve en uygun çözümler getirilmesi gerekiyor. Bu konuda pek çok akademisyen, iletişimci ve yazar başarılı çalışmalara imza atsa da yine de istatistikler bizlere kitap okuma oranlarındaki düşüşü gösteriyor. Oysa insanların okumaya üşendiği kitaplar kişinin sadece bilgilenmesini değil hayal gücünün de genişlemesine olanak sağlamaktadırlar.

Örnek vermek gerekirse, bir dizi ya da filmi seyretmeyi kitap okumaya tercih eden kişiler olayları sadece iki boyutlu görürler. Normalde bir haftada olan tüm olaylar, yaşanan gelişmeler, duygular 40 dakikaya sığdırılmaktadır ve bu da aslında kitaba oranla ne kadar yüzeysel bir hikâyeye dahil olduğunuzu göstermektedir. Betimlemeler yetersiz ve insan ruhuna dokunan önemli ayrıntılar eksiktir. Oysa bir kitapta kahramanın yaşadığı tüm olayları onun gözünden yaşar, onun yanında yürür, onunla konuşur, empati kurarsınız.

 

Okuduğunuz dizeler birer dize değil adeta size aittir, ağzınızdan çıkandır. Tasvip ettiğiniz ya da etmediğiniz olguları daha rahat muhakeme edebilir ve olaylar karşısında doğru ve yanlışı daha rahat ayırt edebilirsiniz. Kısaca iki boyutlu bir hikâyede sadece dışarıdan bir ziyaretçi olursunuz. Ancak bir kitabı okuduğunuzda hayatınızda da o anı yaşar ve içselleştirirsiniz.

Hayal gücünüz kalıpları aşar ve kendinizden de bir şeyler bulabilirsiniz. Belki de insanların anlayamadığı en önemli nokta da budur. Kitapta görülenler sadece sıkıcı harfler olmamalı, kitapta görülenler insanda merak uyandıran yeni bir yaşanmış ya da yaşanmaya hazır yeni bir maceranın habercisi olarak görülmelidir. Belki de ancak bu şekilde kitapların, dolayısıyla okumanın aslında sanıldığından çok daha önemli bir şey olduğu anlaşılabilir.

Siz de kitabın ortaya çıkış serüvenini anlatan bir hikâyeyi defterinize yazınız.

Siz de kitabın ortaya çıkış serüvenini anlatan bir hikâyeyi defterinize yazınız.

İnsanlar, başından geçen olayları bir başkasına anlatma isteği içerisinde olmuştur. İyi ya da kötü insanın başından günlük pek çok şey geçebiliyor. Ancak ne üzücüdür ki acı tecrübelerin birer ders niteliğinde olması ve ileride bir daha tekrarlanmaması adına kayda alınması uzun yıllar mümkün olmamıştır. İnsanın en doğal güdülerinden bir tanesi de başından geçenleri gelecek nesillere aktarması olmuştur. Çünkü kurulan devletler, toplumların başından geçen doğal afetler, savaşlar gibi pek çok önemli konu ileride hatırlanmalıdır. Bu hem toplumsal bellek anlamında hem de duygusal bağ anlamında önemlidir.

Yazılı dönem öncesinde sözlü olarak aktarılan pek çok hikâye ya da mit doğal olarak kaybolmuştur. Her ne kadar bazıları yazıya aktarılmış olsa da günümüze kadar gelebilen belirli düzeydedir. Bu da insanların kaydetme ve yazılarla belgeleme ihtiyacının en önemli nedenlerinden bir tanesidir. İlk olarak duvarlara şekil ve sembollerle kazınan olaylar daha sonra yazının bulunması ile kâğıtlara geçmiştir. Şu an bile hala insanlığın ilk dönemlerinden kalma mağaralarda şekil ve semboller görmek mümkündür. Bunun temelinde de geleceğe ışık tutmak ve geçmişin anımsanmasını sağlamak vardır.

Kâğıda, dolayısıyla defter ve kitaba aktarılan her bir olay, hikâye geçmişin bilinme arzusundan ortaya çıkmış olmakla beraber toplumların bilincini de diri tutmaktadır. Olaylar, savaşlar, mitler ayrıca toplumların aidiyet duygusunu ve atalarına olan yakınlığı da sembolize ettiğinden önemli bir yerde durmaktadır.