Osmanlı beyliğinin Rumeli’ye geçişini kolaylaştıran etkenler nelerdir?

Osmanlı beyliğinin Rumeli’ye geçişini kolaylaştıran etkenler nelerdir?

Kurulduğu günden itibaren belirli stratejilere sahip ve bu stratejiler üzerinden yürütmüş bir ulu devlettir.  Bu devlet kurulduğu günden itibaren Allah yolunda  savaşmayı hedeflemiş ve İslam’ı yaymak için batıya yönelmiştir. Osmanlı devletinin savaş ve siyasi stratejisi olan batı da iki büyük güç vardır Bizans ve balkan toprakları. Osmanlı Devleti beylikken Bizansla savaşacak gücü yoktu ve bunalım içinde ki balkanlara yani Rumeli’ye yöneldi. Balkanlara yani Rumeli’ye geçişi kolaylaştıran bazı etkenler vardı bu etkenleri şöyle sıralayabiliriz.

 

  • Osmanlı Devleti’nin Rumeli’ye yöneldiği zamanlar balkanlarda Bulgar ve Sırp krallıkları ve çeşitli ülkeler vardı ve bu ülkeler birbiriyle savaşmaktan yıpranmışlardı. Bu olayları fırsat bilen Osmanlı beyliği Rumeli’ye geçmiş ve bu olaylar Osmanlı beyliğinin balkanlara geçişini kolaylaştırmıştır.
  • Osmanlı Beyliği güçlenmeye başladığı zaman Bizans içinde iç savaş ve taht kavgaları vardı. Bizans taht adaylarından Kantakuzen Orhan beyden yardım istemiştir. Bu yardımla tahta çıkan Kantakuzen Orhan beye tahta çıkmasına yardım etmesi karşılığında Çimpe kalesini vermiştir. Bu kaleyi Rumeli’de bir üs olarak kullanan Osmanlı beyliği Rumeli’ye geçmeyi daha da kolaylaştırmıştır.
  • Osmanlı Beyliği fetih hareketleri içinde bir beyliği Feth etmiştir. Bu beylik karesi oğlu beyliğidir ve bu beylik denizcilikle uğraşmaktadır. Osmanlı beyliğinin bu beyliği himaye altına almasıyla, beyliğin deniz gücünden faydalanmıştır. Bu sayede Rumeli’ye devlet askerlerini deniz yoluyla geçirmiş ve fetihler kolaylaşmıştır.
  • Bu yukarıdaki üç madde ışığında etkenleri açıkladık. Osmanlı devleti bu yollara başvurması ortada geçişi kapatan Bizans imparatorluğunun olmasıdır. Osmanlı devleti ilk büyük başkentini de balkanlarda Edirne’yi başkent yaparak kurmuştur.

Osmanlı Beyliğinin kuruluşuyla ilgili farklı rivayetler olmasının nedenleri nelerdir?

Osmanlı Beyliğinin kuruluşuyla ilgili farklı rivayetler olmasının nedenleri nelerdir?

Yazılı net kaynakların olmaması. Osmanlı devleti kuruluşu itibariyle çok çabuk şekilde büyümüş ve dünyanın farklı noktaları üstünde hâkimiyet kurmuş bir cihan devletidir. Bu devlet Selçuklu devletinin yıkılmasıyla küçük bir beylik olarak bağımsızlığını ilan etmiştir. Buraya kadar yazılanlar herkesin hemfikir olduğu bilgilerdir. İşin garip olan tarafı ise bazı kaynaklar da Osman beyin dedesinin adının farklı olması, bazı kaynaklarda kuruluş tarihinin farklı olması gözlerden kaçmamaktadır. Bu şekilde bilgiler insanların kafasında nasıl yani hangisine inanacağız gibi sorular oluşturmaktadır. Öncelikle şunu belirtelim öğrenci olarak bu yazıyı okuyorsanız MEB de bulunan bilgiler sizin için doğru olmalıdır ki sınavda sorular o bilgilere göre gelecektir. Kaynaklarda farklı olmasının ise birkaç nedeni olmuştur. Bu nedenleri şöyle sıralayabiliriz.

 

  • Beylikten devlete çok kısa sürede ulaşılması devletin bilgilerinin toparlanmamasının en büyük nedenlerindendir.
  • Osmanlı beyliğinin kuruluş aşamasında okumuş ve yazı yazabilen sayısının az olması tarih yazıcısı denilen bu kişilerin pek olmamasına neden olmuştur. Bu bilgilerin net olmamasına yol açmaktadır.
  • Büyük tarihçilerin kuruluş olarak kabul edilen savaş ve olayları farklı kabul etmesi de bir diğer nedendir. Günümüz de Osmanlı tarihini inceleyen birçok tarihçi vardır ve bunların birkaç tanesi üstat kabul edilir. Bu tarihçiler kendi aralarında tam uzlaşmış değillerdir ve kuruluş tarihi konusunda hem fikir olamamaktadırlar.
  • Osmanlı Devleti ile Timur arasında yapılan Ankara savaşından sonra kaybeden Osmanlı devletinin en büyük kütüphanesi olan bursa şehir kütüphanesinin Timur ordusu tarafından yağmalanması da bilgilerin gün yüzüne çıkmasını önlemiştir.

Hastalandığınız zaman nerelere gidersiniz?

Hastalandığınız zaman nerelere gidersiniz? Anlatınız.

Kimse hasta olmak istemez. Sağlık dünyanın en büyük hazinesidir ve bu alanda dünden bugüne son derece bilinen sözler vardır. Ama kimi zaman insanların planladıkları gibi gitmez hayat ve hiç ummadıkları zaman ansızın farklı türden sağlık sorunları yaşanır. Bazen bir diş ağrısı, bazen ateş, bazen başka bir sağlık sorunu ama böylesi bir durumda kalıcı sorunların önüne geçmek için acilen gidilmesi gereken yerler vardır. Kesinlikle insanlar hastalığın kendi kendine geçeceği yanılgısına düşmemelidir. Rastgele ilaç alımına gidilmemelidir.

İşte Gittiğim Yerler

Yaşanan soruna bağlı olarak ilgili adreslere gitmekte fayda vardır ama en genel anlamda hastalık durumlarında başvurulan adresler aşağıda verilmiştir.

Acil Servis

Yaşanan sorunun ne olduğunun tam olarak anlaşılamadığı durumlarda sıklıkla özel ya da devlet hastanelerinin acil servislerine gidilmektedir. Bunun yanında gece aniden ortaya çıkan, mesai saatlerinin dışında kalan zamanlarda da acil servislere gidilir. Aynı şekilde kişinin kazaya bağlı travma yaşaması, kırık çıkık durumlarında da başvurulan adrestir.

Diş Hekimi

İnsanların gitmekten en itina ile kaçındığı yer her ne kadar diş hekimleri olsa da acil ortaya çıkan diş ağrılarında, ağız içinde ortaya çıkan yara, iltihap gibi durumlarda hiç zaman kaybetmeden kalıcı hasarlara yol açmadan diş hekimlerine gitmek gerekir.

Aile Hekimi

Ülkemizde her bireyin bir aile hekimi vardır ki grip, nezle, faranjit gibi ayakta tedavi edilebilecek hastalık durumları için aile hekimlerine gidilir. Ayrıca yaşanan hastalıkla ilgili hangi uzmana gidileceğine dair kişi emin olamadığı zaman da aile hekimine giderek detaylı bilgi alarak, onun yönlendirmeleri doğrultusunda hareket etmelidir.

İlgili Uzman Hekim

Bireyin kronik bir rahatsızlığı olması durumunda, gidilmesi gereken yer ilgili uzman hekimlerdir. Bunun için devlet hastaneleri ya da özel hastanelerinde ki uzman hekimlerine başvurulur

Sizce bir ilahi kitapta bulunması gereken temel konular neler olabilir?

Sizce bir ilahi kitapta bulunması gereken temel konular neler olabilir?

İlahi kitaplarda bulunması gereken en temel konu, yaratıcı olan Allah’ın kendisini anlatmasıdır. Yaratıcının vasıflarının neler olduğu ve ona götüren yolların anlatılması gerekir. Yarattığı şeylerdeki mükemmel yapının altının çizilmesi gerekir. Yarattıklarından yaratıcıya ulaşılmasının teması işlenmelidir.

Kâinat ve dünyanın yaratılış bilgisi de verilmelidir. Dünyada kendisinin halifesi olduğunu söyleyen bir güç, halifesinin de yaratılış serüvenini anlatmalıdır. Geçmiş insanların ve peygamberlerin başından geçenlerin de hikâyelerine yer verilmelidir. Özellikle dünyadaki insanların büyük çoğunluğunun varlığına dair bilgisi olduğu ve ismini bildiği bir peygamber ya da şahsiyet hakkında da bilgi vermek, oldukça ilgi çekicidir.

 

İnsanların birbirleri ile hangi ahlak kuralları ile davranması gerektiğine de değinilmelidir. İnsanın bireysel ve toplumsal temel tabanda hangi normlarla bezenmesi gerektiği de ifade edilmelidir. Sosyal yaşamın kuralları da çizilmelidir. Toplumun ve insanların dikkat etmesi gereken kurallar da çizilmelidir. Neleri yapmak neleri de yapmamak gerektiği, net bir şekilde bildirilmelidir.

Haram ve helal denilen emir ve yasakların neler olduğu bilgisinin paylaşılmasından sonra ibadet boyutuna geçilmesi zorunludur. Yaratan, kendisinin verdiklerine karşı hangi ibadetleri, hangi zaman dilimlerinde yapması gerektiğini, tartışma götürmez bir şekilde ibra etmelidir.

Mükâfat ve ceza ile alakalı durum da netliğe kavuşturulmalıdır. Cezanın nerede ve ne şekilde çekileceğini anlatılmalıdır. Ödül olarak verilecek şeyin de tasviri, insanlara betimlenmelidir. Suç ve ceza kavramlarının insanı nereye götüreceği, en doğru şekilde anlatılmak zorundadır. Kıssalar ve hikayeler de ilahi kitaplarda bulunması gereken konulardandır.

Osmanlı toplumundaki askeri ile reaya arasındaki farklar nelerdir?

Osmanlı toplumundaki askeri ile reaya arasındaki farklar nelerdir?

 

  • Osmanlı devleti içindeki halk vergi vermekle mükelleflerdi. Bu sistem askeri sınıf için zorunlu değildi ve askeri sınıf vergi vermek zorunda değildi.
  • Bir kişi herhangi bir sebepten halk sınıfından çıkarılmazdı ve kimseden onay beklenmezdi. Askeri sınıfa girmek ve çıkarılmak mümkündü. Bu sınıfa girmek için padişahtan onay almak zorundalardı.
  • Tımarlı sipahiler dışında askeri sınıf askerlikle ilgilenirlerdi. Halk ise askerlik ile değil tarım ticaret vb gibi şeylerle uğraşmışlardı.
  • Belirli bir sorumluluk taşımazlardı ve kendi işlerine bakarlardı. Askeri sınıfın ise belirli başlı görev ve yerine getirilmesi gereken sorumlulukları vardı.
  • Halk grubu kendi aralarında herhangi kollara ayrılmazlardı. Askeri sınıf ise yeniçeri, tımarlı gibi pek çok sınıfa ayrılırdı.

Halk ve askeri sınıf arasındaki genel farkları bu şekilde sıralayabiliriz.

 

Osmanlı toplum yapısı göz önüne alındığı zaman birçok ulus tek çatı altında birleştirilmiştir. Bu toplumsal fark sadece halk içinde değildir. Bu konuyu yazarken şunu da belirtmek isterim ki, Osmanlı devletinde Hindistan’daki gibi bir kast sistemi veya Avrupa’daki gibi bir feodal sistem yani devlet içindeki toplumsal arasında uçurumlar yoktur sadece farklar vardır. Bu farklar Osmanlı devleti içinde ilmiye , kalemiye ve seyfiye olarak ayrılmıştır. Bu ayrılık yönetim içindedir. Bu işin birde halk tabakasından bakılacak yönü yani reaya vardır. Reaya içinde sınıfsal fark Osmanlı devleti içinde görülmemiştir ama yönetim ve halk arasında farklar vardır. Biz askeri sınıf ve halk arasındaki farkları ele alacağız.

Beylik döneminde Osmanlı askeri gücü hangi muharip unsurlardan oluşmuştur?

Beylik döneminde Osmanlı askeri gücü hangi muharip unsurlardan oluşmuştur?

 

  • Alpler ve Gaziler Osmanlı beyliğinin asıl kişileridir. Osmanlı beyliği döneminde Osman beyin ve babasının yoldaşı olan Alpler onun yanında durmuş ve devlet yolundaki bu beyliğe komutanlık yapmışlardır. Bu Alpler ve gaziler son derece mükemmel savaşan fiziki olarak güçlü kahraman kimselerdir.
  • Bacıyanı-Rum ordunun bir diğer askeri bölümüdür. Biz Türklerde nasıl tarih sahnesine çıkıştan beri kadınlar hep önemli yer edinmişse, Osmanlı devleti zamanında da bacılar erleri savaşa gittiğinde şehri ve halkı korumaya çalışmışlardır. Kuruluşlarında Şeyh Ede balının katkısı büyüktür.
  • Ahiler Osmanlı ordusunun sadece ilmi ve ticari kısmında yer almamışlardır. Ordu sefere çıkarken onlarda ordu içinde yer almış İslam’ı yaymak için ordu içinde savaşmışlardır.
  • Türkmen aşiretleri Osmanlının siyasi ideolojisi olan gaza ve cihat anlayışına çok inanmışlardır. Bu Türkmen aşiretleri Osmanlının savaşlarında asker olmuş ve fetih edilen yerlerde ilamı yaymak için yerleşik hayata geçmişlerdir.

 

Osmanlı Devleti kuruluştan büyük bir imparatorluk değildi. Devlet küçük bir beylikti ki hatta Selçuklu Devletinden ayrılan ve bağımsızlığını ilan eden beylikler içinde en küçüklerden biriydi. Böyle bir beylik olan Osmanlı beyliğinin tabi ki de büyük bir ordusu yoktu. Bu beylik için savaşan ve gaza ve cihat anlayışını sürdüren kendi içinde ufak bir ordusu vardı. Bu ordu kendi içinde bölümlere ayrılmıştır. Küçükte olsa devleti belirli bir yere getiren bu ordu son derece eğitimli bir ordu anlayışına sahipti. Bu küçük ordunun bölümleri şöyle sıralanabilir.

Osmanlı aşireti bir beylikten devlete geçerken bu yollardan geçmiş ve yukarıdaki kollardan ordusunu oluşturmuşlardır.

Osmanlı Devleti’nde merkezi otoritenin sağlanmasında tımarlı sipahilerin rolü nedir?

Osmanlı Devleti’nde merkezi otoritenin sağlanmasında tımarlı sipahilerin rolü nedir?

 

  • Tımar sahipleri asker yetiştirip asker beslediği için askerlerin maaşı düzenli olmuş ve hazineye yük olmamıştır. Buda askerlerin devlete karşı bakışını iyi kılmış itaatkâr olmuşlar ve merkezi otorite sağlam kalmıştır.
  • Tımar sistemi sayesinde devlet kendine ait olan mülkü korumuş ve devlet içinde feodal bir sistem olmasının önüne geçilmiştir. Bu da merkezi otoritenin sağlam ve tek elde kalmasına destek olmuştur.
  • Devletin büyüklüğünü düşünürsek uzak topraklarda olan tımarlar devletin varlığının her yerde olduğunu hissettirmiştir.
  • Savaş zamanı dışında askerlik görevi yerine çiftçilik yapan askerler bölgenin güvenliğini sağlamış bu da devletin her yeri güvenli tutmasını sağlamıştır.
  • Tımar sayesinde devlet toprakları halk tarafından kullanılmış bu büyük istihdam sayesin de halk karnını doyurmuş devlete asilik yapmamışlardı bu da devletin tek elden ve güvenle yönetilmesini sağlamıştır.

 

Osmanlı Devleti büyük topraklara sahip olmuştur. Büyük güç büyük sorumluluk demek lafının hakkı olarak bu toprakları korumak kolay olmamıştır.  İşi daha da zor kılan ise bu topraklarda siyasi kontrolü sağlamak olmuştur. Bir adamın devleti yönettiği tam monarşi anlayışıyla yönetilen Osmanlı devletinde çeşitli sistemler düşünülerek merkezi otoriteyi sağlamak için uğraşılmıştır. Bu sistemlerden biri de toprak sistemi olarak bilinse de daha geniş bir anlam içeren bir sistemdir. Tımar sisteminde devlete ait olan topraklar tımar sahipleri belirlenerek verilirdi. Tımar sahibi ise bu topraklardan vergiler toplar elde edilen gelir karşılığı asker yetiştirip beslemiştir. Bu sistemin devlet merkezi otoritesini korumada faydaları olmuştur bu faydalar şu şekildedir.