Osmanlı Devleti, bünyesindeki farklı din, millet, mezhep ve kültüre sahip insan topluluklarını uzun yıllar bir arada yönetmeyi nasıl başarmış olabilir?

Osmanlı Devleti, bünyesindeki farklı din, millet, mezhep ve kültüre sahip insan topluluklarını uzun yıllar bir arada yönetmeyi nasıl başarmış olabilir? Tartışınız.

Devlet, topraklarını günden güne genişletirken, fethettiği her toprak Müslüman Türk toprağı değildi. Yeni toprakların Müslümanlaştırılıp, Türkleştirilmesi için iskan politikası gibi girişimlerde bulunulsa da bu ahaliye din değişimi ile ilgili herhangi bir baskı yapılmamış ve zulüm edilmemişti. İnanç özgürlüğü tanınmıştı. Devlet bunu bir politika olarak benimsemiş ve politikanın adı Arapça’da “meylettirme, hoş görme” gibi anlamlara gelen “İstimalet” kelimesi olmuştu. Bu anlayışı bizzat benimseyen ilk isimler ise Osmanlı Padişahları olmuştur. İstanbul’u fethedip Fatih ünvanını alan Sultan II. Mehmed; yardıma muhtaç olan kişiye din ve mezhebinin değil neye ihtiyacı olduğunun sorulması gerektiğini söyleyerek, insanlara yardım ederken, onlara hizmet sunarken tek önemli kıstasın ihtiyaçlarının olup olmadığına bakılması gerektiğini ve hiç bir ayrımcılığa başvurulmaması gerektiğini direkt yönetimin en üst kademesinden dillendirmiş oluyordu.

 

Devam Ediyor... Aşağı Kaydırın

Osmanlı’nın bu hoşgörülü tavrıyla birbirinden farklılıkları bulunan onca insanı uzun bir süre boyunca kendi topraklarının vatandaşı olarak bir arada yaşatmayı sağlamıştır. Devletin adil bir yönetim sergilemesi de bu ortamın sürekliliğini sağlamıştır. Bu ortam, milliyetçilik akımlarının ortaya çıktığı döneme kadar devam etmiştir. Her milletin kendi kendini yönetmeye talip olma isteği başta Osmanlı olmak üzere çok uluslu devletleri olumsuz etkilemişti. Diğer milletlere mensup vatandaşların kendi kendini yöneme isteği, devleti zor durumda bırakmış ve sağlamış olan huzurlu ortamın bozulmasına neden olmuştu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.