Harnâme adlı metni günümüz Türkçesiyle yeniden yazma çalışması yapınız. 

Harnâme adlı metni günümüz Türkçesiyle yeniden yazma çalışması yapınız. 

Türk edebiyatı içerisinde barındırdığı metinler ile oldukça zengin bir içerik dökümanına sahiptir. Önemli isimlerin oluşturmuş olduğu ve farklı yazın türleri ile oluşturulmuş insanlara hem öğüt veren hem de düşündüren yazım türleri ile zengin bir edebiyata sahibiz.

Harname; Türk edebiyatında önemli bir yeri bulunan ve Şeyhi’nin yazmış olduğu bir eserdir.

Devam Ediyor... Aşağı Kaydırın

Harname kelimesinin anlamına bakıldığında “hâr” burada eşek demektir. Name ise mektup. İlk başta ismine bakıldığında pek bir anlam verilemeyen harname aslında arka planında ele alınan hayvan üzerinden topluma bir ders söz konusudur. Bir üslup kullanılmaya çalışılarak oluşturulmuş bu eser içerisinde tüm zamana dair ve günümüze dair pek çok öğüt barındırmaktadır. Daha çok hiciv yönüyle bilinen bu eserin ortaya çıkış süreci de gayet manidardır.

Şeyhi o dönemlerde hekimlik yapmaktaydı ve köy yolundan dönerken eşkıyalar tarafından bozguna uğratılmıştır. Bunun üzerine o eseri ele almıştır. Eleştirel bir bakış açısıyla yazılmış bu eserin günümüz Türkçesine çevrilmiş halinin şu şekilde sunabiliriz.

Çok zayıf ve çelimsiz bir eşek vardı. Bu eşek çok yüklüklerin altında bazen odun bazen su taşırdı. Gece gündüz bu ağır yüklerin altında vücudunda yaralar oluşmuştu. O kadar zayıf bir eşekti ki eti ve derisi küçücük kalmıştı. Her gün zor şartlar altında çalıştırılıyor ve onu her gören kişi onu bir iskelet sanıyordu.

Eşek her geçen gün dermansızlık içerisinde çok az yemek verilerek bir sefillik çekmekteydi.

Günlerden bir gün eşeğin sahibi eşeğin yük taşıması için sırtına konmuş olan palanı almış ve onu otlaklarda yemlemesi için çayıra bırakmıştı. Eşek kendi kendine oradan oraya atlayarak ilerlerken karşıda öküzlerin olduğunu görür.

Eşek öküzlerin boynuzlarından ve heybetli oluşlarından etkilenmişti. Otlakta bulunan her bir öküz çimleri yiyerek dağları sarsacak kadar böğüren bu öküzler, aya benzeyen ve parlak boynuzları ile dikkat çekiyorlardı.

Biraz daha ilerlediğinde karşısında sığırları görmüştü ve sığırların bu kadar kaygısız, dertsiz ve tasasız bir şekilde yürümeleri yük altında hasta olmaları fakat hiç şikayet etmemeleri eşeğin garibine gitmişti. Kendini düşündü. Birbirimizle aynı gözüküyoruz. Yaratılışımız aynı. Neden öküzlerin başında bir aya benzeyen taç var ve biz sığırlarla beraber neden yoksulluk içerisinde ve ihtiyaç altındayız, diye düşünmeye başladı.

Cevabını bulamayınca aklına eşeklerin başı olan ve her şeyde bilgili ve kavrayışı oldukça yüksek olan ve oldukça zeki pir eşek geldi. Bu eşek çok fazla yük görmüş ve yaşamın her anına şahit olmuştu.

Kendinden geçmiş miskin eşek yavaş yavaş bu heybetli ve ulu, zeki eşeğini yanına girer ve halini arz etmeye başlar. Önce onu över. Sen en olgun ve en akıllı eşeksin ve sorunun çözümü sadece sendedir, diyerek övgüler yağdırmaya başlar. Sonra sorununu anlatır. Otlakta gördüğü öküzlerden ve sığırlardan bahseder.

Bunun üzerine eşeklerin Piri şunu söyler; “Eğer beni anlamak istersen sana cevabım şudur: Allah öküzü yarattığında bunu insanlar için rızık sebebi olarak kılmıştır. Gece gündüz içen öküzler iyice beslendiğinde ve içleri yağ dolu olduğunda insanlara yiyecek olarak sunulurlar. Eşeklerin ise yaratılışta işi gücü odun taşımaktır. Odun taşıyan bir eşek için ay gibi boynuzlar ya da upuzun kuyruklar ne gerek.”

Bu cevabı duyan eşeğin derdi daha da artmış.Tekrar yola koyulmuş. Ama anlaması gereken kısmı anlamıştı. Acaba gerçekten anlamış mıydı? Eşek kendi kendine düşündü. Bu kadar odun taşımak bana fazla. Ben de öküzler gibi yiyip içeyim ve onlar gibi yücelik bulayım.

Sonra yolda gelirken bir ekin tarlası görür ve içini bir kin kaplar. Tarlanın içine girer ve tek tek dişleri ile çiğnemeye başlar.

Tarlanın dolu olan ekin alanlarını o hırsla öyle bir yemiştir ki dışarıdan bakanlar tarlanın bir kısmını boş bir kısmını dolu olarak görüyorlardı. O kadar çok yemişti ki eşek bunun yükü ile yuvarlanmaya başladı kendi kendini türküler şarkılar söylüyordu ve anırıyordu.

neşe içerisinde sesi o kadar çok arttı ki tarlanın sahibi eşeğin bu çirkin sesini duyarak elinde sopa ile koşmaya başladı. Tarlasının boş halini görünce ağlayıp bağırdı. Yemyeşil tarla çorak toprağa dönmüştü. Eşeğin üstüne yürüdü, sopayla onu dövdü.

Eşeğin canı çok yanmıştı ve ağlayarak oradan uzaklaştı.Yolda giderken karşısına eşeklerin piri çıktı ve eşeğin bu halini görünce neden böyle olduğunu sordu. Eşekte yalvararak ve inleyerek şunu söyledi.

Meğerse ben batıl olana ve üzerime düşmeyen şeyleri isteyerek doğru olan Haktan ayrıldım. Gam dolu olan gönlümün tasası daha da arttı. Bir topal eşek oldum. Şu anda ne yük kaldıracak halim var ne kıpırdayacak. Sadece aç bir eşekken şu anki halim daha beter oldu.

Tam da bu noktada harname sonlanır ve burada Şeyhinin beyitleri ile karşılaşırız. Şeyhi bu son kısmı kendisine ithaf ederek yazmıştır. Kendisi de haramiler tarafından soyulmuş ve eşyaları alınmıştır. Kendisine öğüt niteliğinde yazmış olduğu bu şikayetnameyi tüm insanlara bir öğüt olması için eser haline getirir.

Bir cevap yazın