Kütüphanenizin Kuruluş Tarihi Nedir?

Kütüphanenizin Kuruluş Tarihi Nedir? Kim Tarafından Yapılmıştır? Adını Nerden Almıştır?

Elazığ İl Halk Kütüphanesi 1954 yılında kurulmuştur. Nurettin ARDIÇOĞLU tarafından belediye binasının alt katında ki bir oda da hizmete açılmış ve uzun bir süre de orada hizmet vermiştir. Daha sonra belediyeye ait başka bir binaya geçilmiş orada hizmetlerine devam etmiştir. Kendine ait binasını ise Kültür ve Turizm Bakanlığınca inşa edilen bina sayesinde kalıcı yerine kavuşmuş olmuştur.1979 yılında 3 katlı bina bahçesi ile birlikte2782 metrekare olup her kat 465 metrekare alana sahip yapılmıştır.

 

2014 yılında ise hem dış, hem de iç mekanda tadilat ve yenileme çalışmasıyla daha iyi bir hizmet amacına ulaşmıştır. Siyasetçi Nurettin ARDIÇOĞLU ’nun Elazığ için pek çok çalışması vardır. İsmi en son kültür merkezine çalışmalardan dolayı verilmiş, halkın minnetini göstermesi sağlanmıştır. Elazığ Nurettin ARDIÇOĞLU Kültür merkezi’nin ilk 2 katı kütüphaneye tahsis edilmiş olup Çocuk ve Gençlik Kütüphanesi olarak açılmıştır.

 

Elazığ İl Halk Kütüphanesine özel bir isim verilmemiştir. Doğduğu şehrin adı ile hizmete sunulmasını uygun görmüştür. Kütüphanede 38.450 adet kitap mevcuttur. Kütüphanede yazma eser sayısı 101’dir. Bu eserlerin 69’u Arapça, 20’si Türkçe ve 12’si de Farsçadır. Türkiye çapında 23 milyon 500 bin okuyucu kütüphane her türlü imkanlarından faydalanıyor. Türkiye çapında ise  oransal olarak  il halk kütüphanelerinin  yüzde 30 okuyucusu olan Elazığ İl Halk Kütüphaneleridir. İldeki oran ise yüzde 70’dir.

Kütüphanenizde Kaç Kişi Görev Yapmaktadır?

Kütüphanenizde Kaç Kişi Görev Yapmaktadır ?

Elazığ İl Halk Kütüphanesi Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olarak hizmet vermektedir. Personel sayısı ise 14’tür. 3 kişi güvenlik görevlisi,3 kişi memur,2 kişi bilgisayar işletmeni, 1 kişi yardımcı hizmetler,1 kişi şef,1 kişi kütüphaneci,1kişi veri hazırlama kontrol işletme işçisi ve 1 kişi de müdür olmak üzere kütüphane hizmetini bizlere sunmaktadırlar. Elazığ İl Halk Kütüphanesine bağlı olarak 8 adet ilçe kütüphanesinin de hizmet verilmesi sağlanmıştır. Bunlar; Ağın İlçe Halk Kütüphanesi, Arıcak İlçe Halk Kütüphanesi, Baskil İlçe Halk Kütüphanesi, Karakoçan İlçe Halk Kütüphanesi, Keban İlçe Halk Kütüphanesi, Kovancılar İlçe Halk Kütüphanesi,

 

Palu İlçe Halk Kütüphanesi, Sivrice İlçe Halk Kütüphanesidir. Personelde kütüphane gibi bölümlere ayrılmıştır. Üstlerine düşen görevlerini en iyi şekilde yapmaya başarmışlardır. Kütüphane bölümleri; Ödünç Verme Bölümü, Yetişkinler Bölümü, Çocuk  Bölümü, Kendi Kitapları ile Gelenler Bölümü, İnternet Bölümü, Gezici Kütüphane Bölümü olmak üzere 6 bölüme ayrılmıştır. Bölümler sayesinde de kütüphanede ki işleyişte bir aksama olmaması hedeflenmiştir. Ayrıca Gezici Kütüphane olarak hizmet veren araç için 3.150 kitabın bulunduğunu bilmemizde fayda var. Amacı ise uzak semt ve köylere planlı şekilde hizmet sağlamaktır. 15 günde bir aynı saate aynı yere gidip kütüphaneden yararlanmak isteyen insanlarla buluşuluyor. Eğitim ve Öğretime katkılarını bu şekilde sunmaya devam ediyorlar. ‘Bize ulaşmayanlara biz gideceğiz .’ sloganı ise çıkış noktalarıdır.

Doğa ile iç içe bir ortamı mı yoksa şehir hayatını mı tercih edersiniz?

Doğa ile iç içe bir ortamı mı yoksa şehir hayatını mı tercih edersiniz? Niçin?

Doğa ile iç içe olan bir ortamı tercih ederdim. Çünkü şehir hayatı bazı açılardan zor ama bazı açılardan da daha kolay. Şehir hayatının zorluklarını düşününce doğa ile iç içe olan bir hayatı tercih ediyorum. Şehir hayatının bence en zor yanı ulaşım. Bir yerden bir yere gitmek için otobüse, dolmuşa, metroya binmek gerekiyor. Çoğu zaman gideceğimiz yere ulaşmak için yolda yarım saat ya da bir saat vakit harcamamız gerekiyor. Toplu taşıma araçları çok kalabalık oluyor. Özel araç ile giderseniz de trafik yoğunluğu içinde bir sürü vakit geçiyor ve trafik stresine maruz kalıyorsunuz.

 

Şehirde yaşayanlar çoğu zaman ağaçlara, kuşlara, yeşile, doğanın sıcaklığına hasret oluyor. Şehirde yaratılmış doğa parçaları olsa da oturduğunuz apartman dairesinden gökyüzünü bile göremiyorsunuz. Çoğu zaman apartmanda oturanlar üst komşularını bile tanımıyorlar. Başınız sıkışsa yardım isteyecek bir kimse bile bulamıyorsunuz. Çevrenizdeki insanları tanımadığınız için güvenecek kimseniz olmuyor.

 

Şehir yaşamının da kolay yanları yok değil. Sağlık imkânlarına ulaşım kolay ama hastanenler de çok kalabalık. Eğitim imkânları açısından da şehirler elverişli ama buralarda da okullar çok kalabalık. Şehrin en güzel yanlarından biri sinema, tiyatro, konser gibi kültürel aktivitelere çokça katılabiliyor olmak. Ama yine trafik sıkıntısı ve şehrin kalabalığı sorunlara yol açıyor. İşte bu ve buna benzer sebeplerle ben doğa ile iç içe sakin bir ortamda, herkesin bir birini tanıdığı ve güvendiği bir çevrede yaşamak isterim.

Nasıl bir ortamda yaşıyorsunuz? Yaşadığınız çevrenin özellikleri nelerdir?

Nasıl bir ortamda yaşıyorsunuz? Yaşadığınız çevrenin özellikleri nelerdir?

Beş katlı apartmanların olduğu bir site içinde yaşıyorum. Sitemizin bahçesinde birçok ağaç var. Aynı zamanda çimler ve çiçeklerde var. Sitemizin bahçesine araçlar giremiyor. Araçlar sitenin dışındaki alana park ediliyorlar. Sitemizin çevresi tel örgü ile çevrili ve bahçe kapıları şifreli. Bu yüzden sitemize yabancılar giremiyor ve biz rahatça dışarıda oynayabiliyoruz. Aynı zamanda sitemizin içinde küçük bir çocuk parkı da var. Çok fazla çocuk olmasa da biz bu parkta eğlenceli vakit geçiriyoruz. Sitedeki kamelyalarda büyükler oturup sohbet ediyor. Bazen de burada toplanıp çay içiyorlar.

 

Mahallemizde genelde bizim sitemize benzer sitelerden oluşmuş. Genellikle her sitenin kendi bahçesi, bahçesinde ağaçlar, çiçekler, çimler, oturma alanları ve oyun alanları bulunuyor. Mahallenin değişik yerlerinde geniş parklar ve yeşil alanlar da var. Bu alanlarda insanlar spor yapıyor ve çocuklarda rahatça oynuyor. Ben şehirde yaşadığım halde böyle geniş yeşil alanları olan bir mahallede yaşadığım için şanslı olduğumu düşünüyorum.  Çünkü çoğu çocuk dışarıda oynayacak bir alan bulamıyor ya da trafiğin olduğu sokaklarda oynayabiliyor.

 

Bizim mahallemiz şehrin içinde şehirden uzak bir yer gibi. Sakin ve bol ağaçlı. Yalnızca mahallemizi çevreleyen bulvarlarda yoğun bir trafik oluyor. Bu biraz gürültülü oluyor ve araçlar çok hızlı geçtikleri için biraz korkutucu. Mahallemizdeki en güzel şeylerden bir tanesi de herkes bir birine günaydın diyor, selam veriyor. İnsanlar bir birlerini tanımasa da nazik davranıyorlar.

Hayali ögeler içeren kısa bir metin

Metinden yararlanarak defterinize hayali ögeler içeren kısa bir metin yazınız. 

Ay her gün yalnız başına dünyayı seyreder oradaki çocuklara imrenir,

– Ah, ah! Keşke ben de onlar gibi koşup oynasam. Hiç yalnız kalmasam her zaman arkadaşlarım olsa, onlarla konuşsam, dermiş.

 

Geceleri öyle çok canı sıkılmazmış. Bir de gel git zamanlarında. Gece olunca yıldızlar bir bir ortaya çıkmaya başlarlar bir birleri ile selamlaşırlarmış, sonra bir sohbete dalarlarmış. En çok da Kutup yıldızı ile konuşmayı severmiş Ay. Kutup yıldızı hep yerinde olurmuş çünkü. Her gece kuzeye yüzünü döner, parlarmış. Diğer yıldızlar gibi hoplayıp zıplamazmış.

 

Gel git zamanlarında da ay çok meşgul olurmuş. Kafasını kaşıyacak vakti olmazmış. Dünya üzerindeki denizlerde çok severlermiş bu zamanları. Ay ile birlikte çok eğlenceli zamanlar geçirirlermiş. Ay gel dermiş gelirlermiş, git dermiş giderlermiş. Gerçi her akşam oynarlarmış bu oyuna ama yeniay zamanı ve dolunay zamanı bu oyun daha heyecanlı, daha eğlenceli olurmuş. Ayda en çok dolunay halini severmiş.

 

Dolunay halinde iken pek bir parlak olurmuş ay. Kendini pek bir beğenirmiş. Herkesin onun gökyüzünde olduğunun farkına vardıklarını bilir, gururla parlarmış. Yarım ay zamanlarını da severmiş te, yeniay zamanını pek sevmezmiş. Bu zamanlarda;

-Hiç kimse farkıma bile varmıyor, diye sessiz sessiz gözyaşı dökermiş. Bu zamanlarda Kutup Yıldızı ona destek verirmiş.

– Yakında yeniden yarım ay ve sonra dolunay olacaksın, üzülecek bir şey yok, sabırlı ol, dermiş.

Akdeniz’in konuşmalarını tutarlı buluyor musunuz?

Akdeniz’in konuşmalarını tutarlı buluyor musunuz?

Akdeniz’in konuşmaları oldukça tutarlı. Ona sorulan sorulara mantıklı ve tutarlı cevaplar veriyor. Cevabını bilmediği soru içinde açıkça bilmediğini söylüyor. Aynı zamanda Akdeniz’in konuşmaları içten ve saygılı. Kocaman bir deniz olmasına rağmen ‘efendim’ diyerek saygı ile cevap veriyor. Akdeniz’e önce kendini tanıtır mısın diye soruluyor ve Akdeniz’de adını, soyadını, kardeşlerinin kim olduğunu söylüyor. Adı, soyadı Akdeniz, Kardeşlerinin adları, Ege, Marmara ve Karadeniz.

 

En sevdiği rengin mavi olduğunu söylüyor. Rüzgârın arkadaşı olduğunu onunla hangi oyunları oynadığını anlatıyor. Hobisinin gelgit oynamak ve fobisinin tusunami olduğunu söylüyor. Tarih boyunca adının hiçbir tusunamiye karışmadığını açıklıyor. Sularının nereden nereye kadar uzandığına anlatıyor. Bir ayağım Atlas Okyanusunda diğer ayağım Hint Okyanusunda diyor. Kendini gayet açık bir şekilde tanıtıyor.

 

Akdeniz’e sularının neden tuzlu olduğu soruluyor. Akdeniz’de bu soruya gayet açıklayıcı bir cevap veriyor. Yaz boyunca güneşin altında kaldığını ve çok terlediğini anlatıyor. Tuz rejimi yaptığı halde sularının tuzlu olduğundan bahsediyor. Daha sonra Atlas Okyanusunun suları ile de sularının karışmadığını anlatıyor. Sularının karışmama sebebini açıklıyor. Atlas Okyanusunun suları tatlı olduğu, Akdeniz’in suları tuzlu olduğu için birbirine karışmıyor diye açıklıyor.

 

Akdeniz’e çok cömert olduğunun söylendiği bunun doğru olup olmadığı soruluyor. Akdeniz’de bu soruya gururla cevap veriyor. Cömert olduğunun doğru olduğunu söylüyor. Son olarak adının neden Akdeniz olduğu soruluyor. Tüm bu konuşmalar tutarlı bir şekilde devam etmiş.

Siz bir ağaç olsaydınız size nasıl davranılmasını isterdiniz?

Siz bir ağaç olsaydınız size nasıl davranılmasını isterdiniz? Konuşmalarınızda yeni öğrendiğiniz kelimeleri anlamlarına uygun kullanmaya özen gösteriniz.

 

Eğer ben bir ağaç olsaydım insanların bana saygıyla, sevgiyle, şefkatle davranmalarını, bana gerekli ilgiyi göstermelerini, beni korumalarını isterdim. Eğer insanlar, ağaçların yaşadıkları dünya için nasıl vazgeçilmez varlılar olduklarının farkında olsalar zaten ağaçlara karşı nazik ve özenli davranırlardı.

 

Ağaçlar insanların ve hayvanların soludukları havayı ve yeddikleri birçok yiyeceği üretirler. Birçok hayvan türü için barınak görevi yaparlar. Bizleri şiddetli rüzgârlardan korurken gerekli yağmurun da bölgelerine çekerler. Tek başına bir ağaç veya ormanlar kökleri sayesinde toprağı tutarak insanları erozyon, heyelan veya su baskınlarına karşı korur.

 

Ağaçlar evlerimizin inşasından tutunda yazdığımız kalem ve kâğıda kadar birçok araç gerecin yapımında kullanılır. Mobilya olurlar konforlu bir yaşam sürmemiz için. Ya da birçok şifalı bitki ile ilaç olurlar. Hafta sonları veya bunaldığımız zamanlarda kucak olurlar bize, ruhumuzu dinlendirirler. Kimi zaman bir salıncağı taşır dallarında bir ağaç, kimi zaman bir kuş yavrusunu…

 

Tüm canlıların hayatında vazgeçilmez bir yere sahip olan ağaçlar, bu dünyanın temel taşıdır. İşte insanlar bunu unutmayarak ağaçlara gereken özeni göstermelidir. Tohumdan fidana, fidandan ağaca kendi kendilerine çoğalıp büyüye bilirler. Biz insanlar onları bilinçsizce yok etmesek zaten dünya üzerinde çoğalıp gidecekler. Kendi bildikleri gibi oksijeni üretecekler ve ömürleri bittiğinde yine doğaya karışıp çürüyüp gidecekler. Ama bilinçsizce davranışlar nedeniyle azalıp gidiyorlar. Bilinçli insanlarda onları korumak ve çoğaltmak için çaba harcıyor.