Hak ve özgürlüklerinizin ihlal edilmesi durumunda neler hissedersiniz?

Hak ve özgürlüklerinizin ihlal edilmesi durumunda neler hissedersiniz? Anlatınız.

İnsanlık temel hak ve özgürlükler için uzun yıllar mücadele etmiştir. Bu mücadele için savaşlar yapılmış, ihtilaller yapılmış ve çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Bu denli zor bir şekilde kazanılan temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmemesi için de yine büyük bir çaba sarf etmek gerekmektedir.

Temel hak ve özgürlükler insanlık onurunu koruyan ilkeler ve kurallardan oluşmaktır. Yani temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahaleler insan onuruna karşı yapılmış müdahalelerdir. Yani bu müdahaleler insanlık onurunu kıran müdahalelerdir. Bu sebeple temel hak ve özgürlükler mutlak haklardır. Hiç irinin çiğnenmesi ya da göz ardı edilmesi mümkün değildir. Ayrıca bu hakların ihlal edilmesinin düşünülmesi dahi yanlıştır.

 

Hak ve özgürlüklerin ihlali halinde insanın onuru kırılır ve gururu incinir. Bu durum da insanın mutsuz bir psikolojiye bürünmesine sebep olur. Toplumlar da bireylerden oluşmaktadır. Mutsuz ve onuru kırılmış insanlardan oluşan toplumların topyekûn olarak kötü bir toplum haline dönüşecek olması muhtemeldir. Bu sebeple hem bireysel olarak insanların mutluluğu ve selameti için hem de toplumun mutluluğu ve faydası için temel hak ve özgürlüklerin en küçük ihlallerinden dahi uzak durulması gerekmektedir.

Bireysel olarak temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişiler onurunun kırılması ile özgüvenlerini de kaybederler. Kişilerin özgüvenlerinin kırılması bu kişilerin toplumsal hayatta da başarısız olmasına sebep vermektedir. Yani kısaca özetlemek gerekirse temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesinin sonucunun kişinin onurun kırılması ve bundan dolaylı olarak toplumun etkilenmesi olacağını söylemek mümkündür.

Bir gün evinizden, oyuncaklarınızdan, eşyalarınızdan, arkadaşlarınızdan ayrılıp uzaklara gitmek zorunda kalsaydınız neler hissederdiniz?

Bir gün evinizden, oyuncaklarınızdan, eşyalarınızdan, arkadaşlarınızdan ayrılıp uzaklara gitmek zorunda kalsaydınız neler hissederdiniz? Anlatınız.

Savaşlarda en büyük zararı görenler hiç kuşkusuz çocuklardır. Çünkü çocuklar henüz büyüme ve gelişme dönemindelerdir. Bu yüzden bu dönemde tek işleri oyunlar oynayıp keyifli vakit geçirmektir. Ancak savaşlar buna izin vermemektedir. Savaşın ortasında kalan çocuklar bu savaşa neden olan sebeplerin tamamen dışında bulunmalarına rağmen savaşlardan en fazla zarar görenler olmaktadır. Çünkü onlar savaşın ne olduğunu dahi bilmemektedir.

 

Savaşların çocukların oyunlar oynamasını engellemesi, onlara verdikleri zararlar içerisindeki en küçüğüdür. Çünkü savaşlar çocuklara bundan çok daha büyük zararlar vermektedir. Örneğin savaşlarda hayatını cephede kaybeden insanların çoğu bir çocuğun babasıdır. Bu babanın savaşta hayatını kaybetmesi çocuk için büyük bir felakettir. Ayrıca günümüzde savaşlar cephelerden şehirlere taşınmış durumdadır. Bu da savaşlarda ölen insanların yalnızca cephelerde savaşan insanlar değil sivil vatandaşlar da olmasına sebep olmuştur. Yani savaşlarda artık sadece babalar değil anneler de ölebilmektedir. Ayrıca savaşın şehre taşınmasının en olumsuz sonucu da hiç şüphesiz günahsız çocukların da hayatlarını kaybetmesine sebep olmasıdır. Çocuklar sokak ortasında oyun oynarken ya da yatağında uyurken bombaların hedefi olup hayatını kaybedebilmektedir.

Savaşın bir diğer etkisi de insanların göç etmek zorunda kalmasıdır. İnsanlar göç etmeye mecbur bırakıldığında canlarını kurtarma şansına erişebilirler. Ancak bu kez de evlerinden, doğdukları şehirlerden ayrılmak zorunda kalmaktadırlar. Yine bu durum da çocukları çok etkilemektedir. Çünkü çocuklar bu göç yüzünden evlerinden, oyuncaklarından, eşyalarından ve arkadaşlarından ayrılmak zorunda kalmaktadır. Küçük çocuklar için bu durum aşılması kolay bir durum olarak görülse de aslında öyle değildir. Bu durum eğer iyi bir şekilde yönetilmezse bu göçler çocuklar için travmalara sebep olabilmektedir. Bu sebeple göçe mecbur edilen ailelerin çocukları için uzmanlar tarafından profesyonel destek sağlanması şarttır.

Oyun hakkını kullanabilen ve kullanamayan çocukların yaşantılarını karşılaştıran bir yazı yazınız.

Oyun hakkını kullanabilen ve kullanamayan çocukların yaşantılarını karşılaştıran bir yazı yazınız.

Çocuklar için önemli haklardan birisidir. Oyun hakkı, çocuk hakları arasındaki temel haklar arasında görülmese de aslında zannedilenden çok daha önemlidir. Oyun oynamak hemen hemen tüm canlıların çocukluk yani yavruluk döneminde görülmektedir. Oyun oynamak sanıldığı gibi sadece bir eğlence aracı değildir. Çünkü oyun oynamak çocukların gelişimi açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Hayvanlar da yavruluk döneminde tıpkı çocuklar gibi oyunlar oynayarak vahşi doğaya hazırlanırlar. İnsanların da çocukluk döneminde bu hazırlığa ihtiyaçları vardır. İnsanlar hayvanlar gibi vahşi doğada yaşamadığı için canı için mücadele etmek zorunda olmasa da onların da faklı mücadeleleri vardır. Bu mücadelelerde başarılı olabilmeleri için psikolojik gelişimlerini tamamlayabilmeleri gereklidir. Oyun hakkı da bu sebepten dolayı çok önemlidir.

 

Günlük hayatta sıkça duyulan bir söz vardır. Bu söz yetişkinlik döneminde olan bireyler için, çocuk gibi davrandıklarında kullanılır. Yetişkin bir insan olmasına rağmen hala çocuk gibi davranan kişilere “çocukluğunu yaşayamamış” denmektedir. Bunun sebebi çocukluğunda yeterince oyun oynayamamış ve sevgi görememiş kişilerin psikolojik olgunluğa erişmek konusunda sorunlar yaşamasıdır. Bu kişiler çocukluk döneminde yapamadıkları şeylerin eksikliğini hala içlerinde hissetmektedirler. Bu sebeple de bu eksikliği giderebilmek için çocuklar gibi hareket etmeye devam etmektedirler. Bu durum ise toplum tarafından kötü bir gözle bakılmalarına sebep olabilmektedir. Toplum tarafından dışlanmalarına ve deli gibi muamele görmelerine dahi sebep olabilen bu sorunun temelinde çocukluk döneminde oyun haklarını kullanamamaları yer almaktadır.

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verilerine göre, dünya genelinde 5-14 yaşlarında iki yüz milyondan fazla çocuk işçi bulunmaktadır.

“Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verilerine göre, dünya genelinde 5-14 yaşlarında iki yüz milyondan fazla çocuk işçi bulunmaktadır.” Sizce bu çocukların hangi hakları ihlal edilmektedir? Tartışınız

Çocuk haklarına dair sözleşme ile çocukların ağır işlerde çalıştırılamayacağı düzenlenmiştir. Ancak dünyanın pek çok yerinde çocuklar işçi olarak çalıştırılmaktır. Özellikle Güney Asya ve Afrika’da çocuk işçi sayısı çok ciddi miktarlardadır. Bu konuda dünya genelinde çok fazla çalışma yapılıyor olsa da sorunun başlıca sebebi olan yoksulluk önlenemediği için bu sorun da çözülememektedir. Gelişmemiş ülkelerde yaşayan aileler yoksulluk sorunu ile baş başa oldukları için çocuklar da çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Bu sebeple de yoksulluk önlenemediği sürece bu sorunun tam olarak çözülebilmesi mümkün değildir.

Çocuk işçilerin ihlal edilen hakları ise sadece çocukların ağır işlerde çalıştırılması yasağı ile sınırlı değildir. Çocukların ağır işlerde çalıştırılmaları, onların eğitim hakkı, sağlıklı bir çevrede büyüme hakkı ve oyun oynama hakkı gibi haklarını da ellerinden almaktadır. Çünkü ağır işlerde çalışmak zorunda bırakılan çocuklar çok ağır fiziksel yüklerin altına girmektedirler. Bu da sağlıklı bir şekilde büyüyebilmelerine imkân tanımamaktadır.

Çocuklar ağır işlerde çalıştırıldıklarında eğitim hakkını da kullanamamaktadır. Çünkü zamanlarının çoğunluğu çalışarak geçmektedir. Okula gidecek zamanları kalmadığı için de eğitim haklarını kullanabilmeleri mümkün olmamaktadır. Zaten vakitleri olsa da okula gidebilecek durumda değillerdir. Çünkü ağır işlerde çalıştırılan çocuklar zaten çok büyük yüklerin altına girmektedirler. Zamanları olsa dahi okula gidebilecek bir enerjiye sahip olmaları mümkün değildir.

 

Çocukların bu haklar dışındaki bir hakkı da oyun oynama hakkıdır. Oyun oynamak sadece çocukların yaptığı bir şey değildir. Hayvanların da yavruluk döneminde oyun oynamaları gelişimleri açısından son derece önemlidir. Çocukluk döneminde oyun oynayamayan çocuklar da gelişimlerini yeterince sağlayamamaktadırlar. Bu çocuklar ağır işlerde çalıştıkları için henüz fiziksel ve psikolojik olarak bu işlere hazır olmamalarına rağmen yetişkin insanlarmış gibi muamele görmektedirler. Gelişim çağlarını olması gerektiği gibi geçiremeyen çocuklar da yetişkinlik dönemlerinde bundan dolayı pek çok sorunla karşılaşmaktadır.

Çocuk haklarına dair sözleşmenin 27. maddesinde “Taraf Devletler, her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak yeterli bir hayat seviyesine hakkı olduğunu kabul ederler.” şeklinde bir kısım bulunmaktadır. Çocukların ağır işlerde çalıştırılmaları bu maddede yer alan gelişmesini sağlayacak yeterli hayat seviyesine erişebilmelerine de imkân tanımamaktadır.

Çevrenizde haklarından mahrum kalan çocuklar olduğunu düşünüyor musunuz?

Çevrenizde haklarından mahrum kalan çocuklar olduğunu düşünüyor musunuz? Niçin?

Tabi ki düşünüyorum ben.  Çocuk hakları insan haklarını bünyesinde doğal olarak barındırdığı gibi bu haklardan farklı olarak bazı hakların çocuklara tanınmasını da öngörmektedir. Bu hakların en önemlileri arasında sevgi gördüğü bir ortamda yaşayabilme, oyun oynayabilme ve ağır işlerde çalıştırılmama gibi haklar bulunmaktadır.

Çevremize yani ülkemize bakıldığında, Avrupa ile bir kıyaslama yapılacak olursa çocuk hakları konusunda onlardan geride olduğumuzu söylemek çok zor olmayacaktır. Ülkemiz gelişmekte olan bir ülke olarak görülmektedir. Bu durum da gelişmişlik konusunda henüz ülkemizin yeterli bir seviyeye gelememiş olduğunu göstermektedir. Çocuk haklarının kullanılabiliyor olup olmaması da ülkelerin gelişmişlik seviyesi ile yakinen ilgilidir. Buradan gelişmiş ülkelere göre çocuk hakları konusunda geride olduğumuz ve gelişmemiş ülkelere göre de ileride olduğumuz sonucu çıkarılabilecektir.

 

Ülkemizde çocuk işçiler büyük bir sorundur. Çocukların ağır işlerde çalıştırılması yasağı kanunlarla da desteklense de henüz bu sorun tamamen aşılamamıştır. Bunun sebeplerinden biri olarak denetim konusunda yeterince iyi olmamamız görülebilecektir. Çünkü çocuk işçi çalıştıran işletmeler için kanunlarımızda cezalar öngörülmektedir. Bu cezaların caydırıcı olduğunu söylemek de mümkündür. Ancak bu işletmelerin tespit edilmesi konusunda yeterli olmadığımız hala çok sayıda çocuk işçinin ağır işlerde çalıştırılıyor olmasından çıkarılabilecek bir sonuçtur. Bu işletmelerin denetimi konusunda da yeni ve etkili çalışmalar yapılırsa ülkemiz bu konuda daha iyi bir gelişme gösterebilecektir.

Ülkemizde ağır işlerde çalışan çocuk sorunu sınırlarımızdaki devletlerde yaşanan savaşlardan da etkilenmektedir. Bu ülkelerde yaşanan savaşlar pek çok insanın bu ülkelerden kaçmak zorunda kalmasına sebep olmaktadır. Bu ülkeler hemen yanı başımızda olduğu için de Türkiye ilk duraklarından biri olmaktadır. Özellikle Suriye*deki savaş nedeniyle ülkemize çok sayıda mülteci gelmiştir. Bu mültecilerin yaşam kaliteleri de çok iyi olamamaktadır. Bu sebeple de bu ülkelerden mülteci olarak gelen ailelerin çocuklarının ağır işlerde çalıştırılabildiği görülmektedir. Bu sorunun çözümü için yapılması gereken de yine yukarı gösterilen çözüm önerisi ile aynıdır. Bu çözük işçileri yasa dışı olarak çalıştıran işletmeler tespit edilip caydırıcı cezalar verilmelidir. Bu cezai işlemler uygulandıktan sonra hiçbir işletme çocuk işçi çalıştırmaya cesaret edemeyecek hale gelirse çocuk işçi sorunu aşılabilecektir.

Özgürlüğün sınırları var mıdır? Açıklayınız.

Özgürlüğün sınırları var mıdır? Açıklayınız.

Hak ve özgürlükler insanların oksijen ve su gibi ihtiyaçlarıdır. Oksijen ve su olmadığında yaşayamayacakları gibi bu hak ve özgürlükleri olmadığında da yaşayabilmeleri mümkün değildir. Burada hak ve özgürlükler olmaksızın yaşayamamaktan kast edilen elbette mutlu bir hayat sürmektir. Hayatlarını biyolojik olarak devam ettirebilirler ancak insan onuruna yakışır bir hayat sürmeleri mümkün değildir. Bunun göstergesi olarak uzun süre özgürlüğü kısıtlanan yani hapishanede kalan insanların olduklarından çok daha yaşlı göründükleri çok bariz bir şekilde bellidir. Bunun sebebi olarak insanların özgürlüklerinin kısıtlanması görülebilecektir. İnsan özgürlüğü kısıtlandığında içinde bulunacağı psikolojik şartlardan dolayı çok daha hızlı bir şekilde yaşlanacaktır.

 

Ancak bu hak ve özgürlüklerin sınırsız bir şekilde kullanılabilmesi maalesef mümkün değildir. Çünkü bu hak ve özgürlükler sınırsız bir şekilde kullanılırsa başka insanların özgürlüklerinin engellenebilmesi ihtimali doğacaktır. Bu da sınırsız bir özgürlük olarak görülse de aslında öyle değildir. Çünkü diğer insanların özgürlükleri kısıtlanmış olacaktır. Yani burada aslında kişilerin özgürlükleri kısıtlanmıyor aksine insanların özgürlükleri korunuyor olmaktadır. Bu sebeple insanlar özgürlüklerini kullanırken başka insanların hak ve özgürlüklerini kısıtlamadıklarına dikkat etmelidir. Bu insanların topluluk halinde yaşamasının asli bir gereğidir. Tüm bu sebepler irdelendiğinde insanların özgürlüklerinin sınırının diğer insanların özgürlüklerine dokundukları nokta olduğu çıkarımında bulunulabilecektir. İnsanlar bu sınıra dikkat ettikleri takdirde haklarını istedikleri gibi kullanabilirler. Bu sınır aslında kendilerinin hak ve özgürlüklerini koruyan bir sınırdır.

Cumhuriyet yönetiminin özelliklerini açıklayınız.

Cumhuriyet yönetiminin özelliklerini açıklayınız.

Cumhuriyet yönetim şekli kısaca halkın kendi kendisini yönetmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu tanım çok kısa olsa da aslında cumhuriyetin özünü açıklamak konusunda çok da yetersiz değildir. Dolayısıyla bu tanımın kısa ve öz bir biçimde cumhuriyeti açıkladığını söylemek mümkündür.

Bu kısa tanımdan sonra cumhuriyetin özelliklerinin ne olduğunu irdelemek gerekmektedir. Evet, cumhuriyet yönetim şekli halkın kendi kendisini yönetmesidir ancak bunu nasıl yaptığı da son derece büyük bir önem arz etmektedir. Cumhuriyet yönetim şeklini benimsemiş pek çok devlet vardır ki demokrasiden söz etmek dahi mümkün değildir. Örneğin Çin Halk Cumhuriyeti, cumhuriyet rejimine sahip bir devlettir. Ancak cumhuriyetin gerekliliklerini ne kadar yerine getirdiği son derece tartışmalıdır. Çünkü cumhuriyet sadece insanların belli bir dönem sonunda sürekli olarak tekrarlayarak sandıklara oylarını atmaları değildir.

 

Cumhuriyetlerin layıkıyla uygulanabilmesi için oy kullanmaktan yani seçmek ve seçilmekten çok daha önemli kıstaslar vardır. Örneğin, düşünce özgürlüğü olması cumhuriyet ile yönetilen ülkelerde kesinlikle olması gereken bir özelliktir. Çünkü düşünce özgürlüğü olmazsa insanlar düşüncelerini özgür bir şekilde ifade edemez ve seçmenler de kendilerine dayatılan yönetici adaylarına oy vermeye bir nevi zorlanmış olurlar. Bu zorlama oy verme kabinine girip seçmenin başına silah dayama şeklinde olmaz elbette. Ancak televizyon, gazeteler, billboardlar gibi iletişim araçlarının tamamında tek bir görüşe ait tanıtımlar ya da propagandalar yer alıyorsa ve farklı görüşlere asla izin verilmiyorsa bu da seçmene bir görüşü dayatmak anlamına gelmektedir. Böyle bir ortamda da cumhuriyetin layıkıyla icra edilebilmesi, uygulanabilmesi mümkün değildir.

Cumhuriyetin bir başka niteliği ise seçimlerin demokratik bir şekilde yapılabilmesidir. Bu sebeple oy kullanma işlemi kesinlikle gizli bir şekilde yapılmalıdır. Aksi halde kişiler baskın görüşe aykırı bir oy kullanmaya çekinebilirler. Oyların gizli bir şekilde kullanılması da yeterli değildir. Ayrıca bu oyların açık bir şekilde sayılması gerekmektedir. Bunun sebebi oyların doğru sayıldığına dair halk tarafından bir şüphe uyanmamasıdır. Ve bu şekilde oyların sayımında bir hile yapılıp yapılmadığı konusunda da halkın içi rahat olacaktır. Aksi halde halkın cumhuriyete ve demokrasiye inancı olmayacaktır.