Sanatta kullanılan malzemeler sürekli değişir.

Sanatta kullanılan malzemeler sürekli değişir ifadesine katılıyor musunuz?

Sanat en bilinen anlamıyla bir duygunun, tasarım ya da güzelliğin dışavurumunda kullanılan yöntemlerdir. Bu yöntemler kullanılarak sanatçıların meydana getirdiği eserlere ise sanat eseri adı verilmektedir. Sanat eserlerinin kişide duygular uyandırmak, içsel dünyasını zenginleştirmek ve kişiye haz vermek gibi özellikleri vardır. Birçok dalı olan sanatın en popülerleri günümüzde müzik, edebiyat, tiyatro, sinema, heykel, resim ve dans olarak sayılabilir. Bu dallarda kullanılan belli başlı malzemeler bulunmaktadır. Örneğin resim, bir boya olmadan ya da tuval olmadan düşünülemez. Müzik ise müzik aletleri olmadan hiçbir anlam ifade etmemektedir. Kısacası sanat dallarında kullanılan somut malzemeler genellikle aynı olup zamanla yenileri ya da daha kapsamlıları eklenebilmektedir.

Sanatta kullanılan soyut malzemelerin ise edebiyatta dil, dansta koreografi, müzikte melodiler olarak düşünüldüğünde sürekli değiştiği doğru bir önermedir. Örneğin edebiyatta kullanılan dil, olay örgüleri, aktarılan duygular gibi soyut malzemeler yaşanan zamanın özelliğine, toplumsal olaylara, içinde bulunulan çağa göre birçok değişiklik gösterebilir. Aynı zamanda belirli bir dönemde daha geleneksel danslar popülerken farklı bir dönemde modern dans ya da elektronik müzik gibi yeni danslar ortaya çıkabilir. Müzikte de aynı şekilde güncel olaylar ve yaşanan çağın getirdikleri konu alındığından kullanılan malzemeler sürekli değişim göstermektedir. Daha önceki yıllarda saz, gitar ya da keman gibi enstrümanların sık kullanılması; günümüzde ise klavye, synth ya da bilgisayar programları ile müzik yapılması bu değişime büyük bir örnektir.

Kısa ve özlü anlatım için sık sık kullandığımız deyimler, atasözleri gibi kalıp ifadeler başka dillerde de var mıdır?

Kısa ve özlü anlatım için sık sık kullandığımız deyimler, atasözleri gibi kalıp ifadeler başka dillerde de var mıdır? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

Yaşantımızda kendimizi ifade etmek ve az sözle daha çok şey anlatabilmek için atasözleri ve deyimler gibi kalıplaşmış ifadelere başvururuz. Bu ifadeler, günlük hayatımızda önemli bir yer tutar. Atasözleri ve deyimler sayesinde söylemek istediğimiz şeyi karşımızdakine daha kısa ve etkili bir şekilde aktarırız. Atasözleri, geçmişte söylenmiş ve günümüze kadar gelmiş kalıplaşmış sözler olarak karşımıza çıkar. Atasözleri, insanların yaşantılarından, deneyim ve gözlemlerinden ortaya çıkmış ve geçmiş çağlardan yaşadığımız çağa kadar toplum tarafından benimsenerek ortak kullanılan ifadeler haline gelmiştir. Deyimler de yine toplumun duygularını, yaşadıkları durumları anlatmak için başvurulan kalıplaşmış sözlerdir.

Atasözleri ve deyimler gibi kalıplaşmış ifadeler, sadece Türk toplumunda değil başka toplumlarda da kullanılır. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin aslında insanların düşünceleri, duyguları, yaşantıları, hayattan çıkardıkları dersler benzerdir. İnsanlar, kendilerini bir şekilde ifade etmek isterler. Aşk, üzüntü, mutluluk, çalışmak, para gibi atasözlerinin kapsadığı konular evrenseldir. Yani bu konular, tüm insanlığın ortak konularıdır. Bu nedenle ülkemizde nasıl atasözleri ve deyimler yaygınsa bu durum, başka milletler için de geçerlidir. Diğer dillerde de benzer konular yine birbirine yakın anlamlı sözcüklerle ifade edilmiştir.

Kısacası insan, dünyanın neresinde olursa olsun kendini ifade etmek, kısa ve özlü bir şekilde hissettiklerini aktarmak ve açıklamak ister. Bu nedenle dilimizde olduğu gibi diğer dillerde de atasözleri ve deyimler gibi kalıplaşmış ifadelere rastlanır.

Yabancı dil öğrendiğimizde o dilin sadece kelime ve kurallarını mı öğreniriz?

Yabancı dil öğrendiğimizde o dilin sadece kelime ve kurallarını mı öğreniriz?

Günümüzde dünyamız için rahatlıkla küresel köy tanımı yapılabilir. Gelişen teknolojinin insan hayatını kolaylaştırması bir yana, en çok da insanlar arasındaki köprüleri kurması etkileşimi arttırmıştır. Bu sebeple neredeyse pek çok yere ve insan topluluklarına ulaşmak kolaylaşmıştır. İnsanlar arasında artan etkileşim çoğu şeyi de beraberinde değiştirmiştir.

Değişen ve gelişen dünyaya ayak uydurmanın en kolay yollarından biri ise uluslararası dil olarak kabul göre seçmece lisanları öğrenmekten geçmektedir. Bunlardan en bilinenleri elbette; İngilizce, Almanca, Fransızca ve İspanyolca gibi dillerdir. Fakat aralarında kabul görenin ve öğrenme kolaylığı sağlayanın İngilizce olduğu tüm dünya tarafından benimsenmiştir.

Küreselleşen dünyada kendimizi geliştirmek, kariyer planı yapmak gibi elzem konular için 2. dil bilmek büyük bir avantajdır. Hint-Avrupa dil ailesinden ve Latinceden etkilenen bu lisan için öğrenmesi kolay vurgusu yapılır. Yaygın ve zor olmayan kategorisinde olsa da, dil öğrenmenin kültürel boyutu genelde unutulur.

Dil öğrenirken küçük bir çocuk gibi yaşayarak değil, kendi dilimizin dil bilgisi kuralları ile öğreniriz. Halbuki dili şekillendiren kültür aynı zamanda dil tarafından da şekillendirilir. Avustralyalı bir insan ile Güney Koreli bir insanın düşünme şekilleri konuşmalarına yansıyacaktır. Bu iki insan birbirinin dilini öğrenmeye başladığında Avustralyalı fark edecektir ki; sondan eklemeli dillerden biri olan Korece, düşünce yapısını da değiştirecek ve ikili düşünme şekli günlük hayatında da kendisi tarafından fark edilecektir. Bu durumu en güzel özetleyen atasözü de tabi ki de; bir lisan bir insan, iki lisan iki insandır.

İnsanların iletişimiyle diğer canlıların iletişimi aynı mıdır?

İnsanların iletişimiyle diğer canlıların iletişimi aynı mıdır?

İnsanların ve diğer canlıların varoluşsal sebeplerden ötürü birçok ortak bulunması, günümüzde somut verilerle karşımıza çıkmaktadır. Bu veriler ile araştırma ve deneylerin yapılması, insan ve diğer canlı yaşam formlarının işleyişi hakkında çeşitli bilgiler vermektedir. Bunlardan biri de biyolojik formu bulunmayan ancak; yaşayan bir olgu olan iletişimdir.

İletişim: Temel bazda; iki yaşayan canlı formunun bilinçlerinin yerinde olması şartıyla gerçekleşen duygu, düşünce, bilgi vs. aktarımıdır.

İnsanlar yeryüzünde ilk çağlardan beri avcılık, toplayıcılık gibi yaşaması için gerekli olan eylemlerde bulunmuştur. Ve bu süre zarfında doğada baskınlığını ve neslinin devamı için sürekli evrim ve adaptasyon sürecinden geçmiştir. Bu süre zarfında sosyalleşmeye gereksinim duyan insanlar ‘’Foxp2’’ geni sayesinde aralarında iletişim kurabileceği bir dil inşa etmişlerdir. Günümüze bakacak olursak bu genin insan hayatında ne kadar önemli bir yer kapladığını görebilirsiniz.

Diğer canlılar hayvanlar, bitkiler, böcekler gibi yaşam formlarının bilimde de kabul gördüğü gibi ‘’Foxp2’’ genine sahip olmadıkları için kendi aralarında bir dil inşa edememişlerdir. Bu yaşam formları akıl denen düşünme yetisine sahip olamadıkları için temel yaşam formlarını destekleyecek ve devam ettirecek dürtüleriyle hareket ederler. İletişimsel olarak bir dile sahip olmadıkları ancak; çıkardıkları sesler ve çeşitli davranışlarla kendi aralarında bir iletişimde bulunurlar. Bu iletişimsel süreç, içgüdülerinde yer alan belli alanlara hitap ettiği için karşılık verebilirler.

İletişimsel süreç olarak gerçekleşen bilgi, duygu vs. Aktarımı aynı değildir. Diğer canlı formlarında bu, içgüdülerindeki hangi alana hitap ediyorsa o, o an ki sürece bağlıdır. Ama insanlar tüm bu süreci dil inşa ettikleri için akıllarıyla yorumlayıp sentezleyerek iletişim sürecinde bulunurlar.

Teknolojik gelişmeler sonucunda bilgisayarla ilgili yeni kelimelerin dilimize yerleşmesi konusundaki düşüncelerinizi belirtiniz.

Teknolojik gelişmeler sonucunda bilgisayarla ilgili yeni kelimelerin dilimize yerleşmesi konusundaki düşüncelerinizi belirtiniz.

Teknolojinin hızla gelişmesiyle hayatımızda köklü değişimler oluştu. Bununla birlikte dilimizde oldukça fazla değişimler meydana geldi. Özellikle sosyal medyanın bizi hızla etki altına alması, zamanla telefon kullanımının artması ve özellikle Messenger, Facebook, whatsapp, Skype, Swarm vb. gibi uygulamalar hayatımıza girerken içindeki dilimize ait olmayan birçok kelime de günlük yaşantımıza hüküm sürmüş oldu. Bunun bana göre en önemli sebebi halk olarak teknolojiyi üreten değil sadece tüketen taraf olmamızdır bunun sonucu olarak üretici olan milletin her ne kadar istemesek de kültürü, kelime haznesi, duygu ve düşünceleri etkisinde kalmış oluyoruz.  Tabii biz bu uygulamaları, uygulamaların sahibi olan milletlerin dilinden kullanmıyoruz fakat her terimi de kendi dilimize çevirmekte biraz üşengeciz. Örnek vermem gerekirse günümüzde dilden dile dolaşan “selfie” teriminin bizde Türkçe karşılığı “özçekim”dir. Fakat halkımız bunu Türkçe haliyle değil, İngilizce haliyle kullanmayı tercih etmiştir. Bundan dolayı dilimizin bozulması problemini ancak kendimizden başlayarak çözebiliriz. Her ne kadar üreten taraf olmayı tercih etmesekte, dilimizin özgünlüğü adına terimleri hayatımıza alırken biraz dikkat etmemiz gerekiyor.

Ana dilimiz olan Türkçe, her ne kadar köklü ve zengin olsa da, gelişen teknoloji karşısında bazen geride kalabiliyor. Dilimize yabancı kelime almamaya dikkat ettiğimiz kadar, onu zenginleştirmemiz de gerekmektedir. Bunu başaramazsak yerinde sayan ve daha kötüsü gerileyen bir toplum olmaktan kendimizi kurtaramayız. Teknolojinin gelişmesiyle duygu ve düşüncelerimiz de gelişiyor, değişiyor. Bunları ifade edebilmek için eğer yabancı terimlere başvurmak istemiyorsak, onu zenginleştirmemiz ve yeni terimler üretmemiz gerekmektedir. Bunu başaramadığımız yerde dilimizi 2. Plana atmaktan kendimizi alamayacağımız aşikardır.

Belirttiğim gibi, ilk önce kendimizden başlamalıyız. Kullandığımız yabancı terimlerin eğer bizim dilimizde karşılığı varsa onu kullanmaya özen göstermeliyiz ve bu konuda dahil olduğumuz topluluklarda anlatmalıyız. Biz toplum olarak ne kadar bilinçli olur, dilimize sahip çıkarsak kendi lehimizedir.

İlk yazılı belgelerimiz olan Göktürk Kitabelerinden günümüze kadar dilimiz çok çeşitli sebeplerle gelişme ve yayılma göstermiştir.

İlk yazılı belgelerimiz olan Göktürk Kitabelerinden günümüze kadar dilimiz çok çeşitli sebeplerle gelişme ve yayılma göstermiştir. Bunun sebepleri neler olabilir?

Dünya dilleri arasında önemli bir yere sahip olan Türkçe’nin gelişim ve değişim süreci uzun yıllara yayılmış komplike bir süreçtir. Bu değişim ve gelişime neden olan bir çok etken vardır. Ayrıca bu gelişim ve değişim dönemleri tarihi olarak kategorilere ayrılmıştır. Bunları şöyle sıralayabiliriz;

1-Eski Türkçe Dönemi (6-13. yüzyıllar arası)

2-Orta Türkçe Dönemi (15-20. yüzyıllar arası)

3-Yeni Türkçe Dönemi (15-20. yüzyıllar arası)

4-Modern Türkçe Dönemi (20.yüzyıldan itibaren)

Ayrılan kategorilerden bahsettik. Ancak vurgulamak gereken asıl konu ; bu değişim ve gelişimlerde etkili olan faktörlerdir. Türk dilinin ortaya çıkmasından sonra, 12. ve 13. yüzyılda gelişmeler ve değişmeler hızlanmıştır. Bu değişimde Türklerin, Orta Asya’dan kuzeye ve batıya doğru yayılarak yeni kültür merkezleri kurmaları etkili olmuştur. Bu gelişim ve değişimler sonucunda  Eski Türkçe dönemi sonlanmış, bir tanesi Kuzey-Doğu diğeri Batı Türkçesi olmak üzere iki yeni kol ortaya çıkmıştır. Buradan anlaşılacağı üzere coğrafi özelliklerin değişimi,kültürel özelliklerin değişimi ve diğer milletlerle olan iletişimler,gelişme ve değişmelerde etkili olmuştur. 15. yüzyıldan sonra Kuzey-Doğu Türkçesi adı altında toplanan iki kol farklılaşarak,  Kuzey Türkçesi ve Doğu Türkçesi olarak ikiye ayrılmıştır. Batı Türkçesi ise Hazar’ın güneyinden batıya yayılan Türk topluluklarının yazı dili olarak 13. yüzyıldan bu yana kullanılmaktadır.

Dilimizde oluşan bu dallanma, farklılaşma ve gelişmelere neden olan faktörler çok farklı başlıklar altında toplanabilir. Ancak temel faktörleri şöyle sıralayabiliriz;

  • Kültür Etkisi
  • Coğrafya Etkisi
  • Dinin Dile Etkisi
  • Teknolojinin Dile Etkisi

Dünyanın herhangi bir yerinde bir olay sonucunda bütün insanların dillerini kullanamaz hale geldiğini hayal ediniz.

Dünyanın herhangi bir yerinde bir olay sonucunda bütün insanların dillerini kullanamaz hale geldiğini hayal ediniz. Böyle bir olayın meydana gelmesinin sebep ve sonuçlarını bir haber metni halinde yazınız.

Dil, insanlar arasındaki iletişim araçlarının başında gelen bir iletişim aracıdır. Bir dil olmadan düşüncelerimizin hiçbir önemi yoktur. Bu aracın doğru kullanılması sayesinde toplumsal kuralların işleyişi, bir arada yaşamanın zorunluluğu daha kolay hale gelir. İnsanlar arasındaki anlaşmazlıkların çoğu dilin yanlış kullanımından kaynaklandığı düşünülürse, özensiz ve savruk kullanılmasından kaynaklanan sorunlar ülkeler arasında savaşlara bile neden olmuştur.

Buna rağmen dil olmadan yaşayamayız. Sebep olduğu anlaşmazlıkları kökten çözmek adına dili konuşarak kullanmayı yasaklayan bir ülkede yaşadığımızı hayal edelim. Yasaklayabildiği sadece kelimeler olacaktır. Çünkü insan her durumda ve şartta biriyle iletişime açık ve muhtaç bir varlıktır. Bu mecburiyet ona yeni ve farklı alanlarda başka yöntemler kullanarak yaşamayı dayatacaktır. Ellerini kullanarak işaretlerle anlaşmaya çalışacaktır örneğin; yazmaya, derdini resmetmeye başlayacaktır; hatta tarihten hatırlanacağı üzere, uzaktaki bir toplulukla bile ateş dumanıyla iletişime geçmeye çalışacaktır. Bir dilin yokluğu, yok edilmesi veya yasaklanması, başka bir dilin doğmasından başka bir işe yaramaz.

İnsan, varoluşu gereği sosyal bir canlı olarak yaşamını sürdürdüğü sürece ne şekilde olursa olsun iletişim için bir dil geliştirmiştir. Toplumların birbirleri ve kendi içlerinde yaşadıkları sorunların, anlaşmazlıkların bir parçası olsa da, bunların çözümü gene dilde yatmaktadır.

Hangi tür ve yöntemle olursa olsun önemli olan dilin doğru ve özenli kullanılmasıdır. Çünkü varoluşumuzdan kaynaklı bir özellik bakımından düşüncelerimizi dışa, karşıdakine aktarmanın başka yolu yoktur.