Doğanın korunması için neler yapılabileceğini belirtiniz.

Doğanın korunması için neler yapılabileceğini belirtiniz.

Doğa güzelliklerinin olduğu her bir alan muhakkak ki bizler tarafından korunmaya muhtaçtır. Yaşadığımız çevre ve bu çevrenin etrafında bulunan her türlü sağlıklı bir yaşam sürmemize ve daha rahat nefes alıp vermemizi sağlayacak olan ağaçların olduğu alana doğa adı verilir. İnsan eliyle zarar verilmesi ve tahrip edilmesi ve herhangi bir doğal afet ile zarar görmesi mümkün olan doğa dediğimiz alana muhakkak ki iyi müdahalelerde bulunmamız gerekir. Doğayı korumak her vatandaşın üstüne düşen büyük bir sorumluluktur.

Yaşadığımız alanı korumak ve daha güzel hale getirmek bizim görevimizdir. Doğayı koruyabilmek için yeşil alanların arttırılmasına özen gösterebiliriz. Bunun için zaman zaman okulda ya da aile çevremizde belirli kampanyalar başlatarak ağaç dikme faaliyetlerinde bulunabiliriz.

 

Önceden yapılmış ve belirli bir şekil verilmiş koru alanlarına ya da ağaçların bulunduğu bölgelere çitler yerleştirerek oraların korunmasını sağlayabilir, belirli tabelalar asarak bu bölgelere izinsiz girilmemesi ve zarar verilmemesine dair bilinçlendirici çalışmalar yapabiliriz.

Doğanın korunması gereken ve zarar gördüğünde ne gibi problemlerle karşılaşılacağını detaylı bir şekilde aktarabileceğimiz bilgi afişleri hazırlayabilir. Bunu okulda sunabilir veya belirli alanlara yapıştırabiliriz. Bu şekilde bilinçlendirme faaliyetlerinde bulunabiliriz.

  • Çimlere basmamak,
  • Çiçekleri koparmamak
  • Yeşil alanlara zarar verecek herhangi bir dış kuvvet ve güç uygulamayarak da doğamızı korunmuş oluruz.

Bunun dışında herhangi bir doğal afetin; heyelan veya sel’in yeşil alanlara zarar vermesini engellemek amacı ile setler kurabilir ve büyüklerimizden bu anlamda koruyucu çalışmalar yapabilmeleri için yardım alabiliriz.

İnsan doğasının kötü olduğu ile ilgili bir metin.

İnsan doğasının kötü olduğu ile ilgili bir metin..

İnsanın doğasında iyilik kavramı da kötülük kavramı da bulunur. Bu duygular ile doğan çocuk iyiliğe meyleden bir fıtrata sahip olsa da içinde kötü örnekler gördüğünde o yöne meyledecek duyguları doğuştan barındırır.

İnsan iki zıt kavramlar birliğinin beraberce görüldüğü varlıktır. Bu yüzden seçim hakkı da verilerek önüne sunulmuş bir hayatı yaşar.

Eğer kötü bir örnek ile yetişirse doğasındaki kötülük ortaya çıkar. Ne zaman ki bu yönüne meyli artar ve sorun görmezse bu hal onu çepeçevre kuşatır.

Düşünelim ki; çocuk ailesinden sigara içildiğini gördüğü bir ortamda var oluyor. Çok normal olarak gördüğü sigara arkadaş çevresinde de popüler hale geliyor. Ve bu dış etkenlerden dolayı doğasında iyilik bulunan bu kişi, doğasındaki kötülüğe meyledip küçük yaşlarda sigara içmeye başlayabiliyor.

 

Ya da insanda var olan bir kötü özellik kıskançlıktır. Doğasında var olan bu özellikten dolayı küçükken arkadaşları ile oyuncaklarını paylaşmak istemeyen çocuk, büyüyüp erişkin olduğunda da okulda veya işyerinde sırf kıskandığı için insanlara zarar verecek bir hal içine girebiliyor. Bazen bir söz ile bazen eylemle karşı tarafı üzebiliyor ve ona kötülükte bulunabiliyor.

Bazen insan cimri olabiliyor. Bu da doğasında bulunan bir kötü özellik olarak özellikle etrafındakileri olumsuz yönde etkileyebiliyor. Cimri olan kişi bazen öyle bir duruma geliyor ki; yanında biri zor bir durumdan dolayı kıvranacak hale gelse ve ona yardım etmeye imkanı olsa elini uzatmıyor. İnsan sadece maddi açıdan değil manevi açıdan da cimri olabilir. Sevgi, saygı, hoşgörü, yardım etme gibi kavramların da cimrisi olma hastalığına düşebiliyor. Bu da kişinin doğasındaki kötü yönüne meyletmesi sonucu gittikçe büyüyen bir duruma gelebiliyor.

İnsan doğasının iyi olduğu ile ilgili bir metin.

İnsan doğasının iyi olduğu ile ilgili bir metin…

Allah’ın yaratmış olduğu ve yaratırken de diğer varlıklardan üstün olarak akıl kabiliyeti ile yaratılan insan duygularıyla da diğer canlılara benzemektedir. Yaratılışta bizlere iyilik ve kötülük kavramları verilmiş olmaktadır. Biz bu şekilde bilirken insanın iyilik ve kötülük duygularını, doğuştan getirip getirmediğini test amacıyla bir deney yapılmıştır.

Yapılan bu deneye göre sonuç olarak denmiştir ki; insanın doğası gereği iyilik ile yaratıldığı kötülük kavramını sonradan kazandığı söylenmiştir. Deney şu şekildedir: Bir grup daha konuşma çağında olmayan çocuk sıra ile bir odaya alınır. Bu odada kuklalardan bir tiyatro gösterisi yapılır. Çocukların kuklalara  vereceği tepkiye göre de bir değerlendirme yapılacaktır.

 

Kuklalardan biri; iyi bir karakteri canlandırırken diğeri; kötü bir karakteri canlandırır. Kötü karakter olan kukla; kutu içerisinde sıkışmış, çıkmayı başarmış olan arkadaşı kuklayı tekrar kutu içerisine haps etmektedir. Kutuyu açmaya çalışıp çıkmaya çalışan  kuklanın kutusunun kapağını kapatan, kötü kukla örneği gösterildikten sonra bu sefer de tam tersi kutu içerisinde sıkışmış iyi kukla gelip kutudaki arkadaşını kurtardığı bir canlandırma yapılmıştır.

Sonuç olarak; tüm bebekleri bu görselliğin ardından iki kukla sunulmuştur. Bu iki kukladan hangisini tercih edeceğini meraklı izleyen kalabalığın karşısında bebeklerin her biri kötü olan kuklayı gördüklerinde ağlamış, her zaman için iyi olan kuklayı seçmişlerdir. Bu da bize gösteriyor ki; çocuk doğumdan itibaren aslında iyi olana meyletme özelliğine sahiptir.

İç duyguları hep iyi olan, doğru olana yaklaşım göstermektedir. Bu örnekten yola çıkarak diyebiliriz ki; insanın doğası iyiye meyleder pozisyonda yaratılmıştır.

Bir filozof olsaydınız hayatın anlamına dair hangi soruları sorardınız?

Bir filozof olsaydınız hayatın anlamına dair hangi soruları sorardınız? Düşününüz.

Bence insanın yaratılışta neden var olduğuna dair sorgulamalar yapması onu iyi olana yönlendirir. Biz doğrular ve yanlışların bu kadar serbest ve oldukça fazla olduğu bu çağda iyi ve doğru olana muhtacız.

Hayatımızdaki kayıpları, savruluşları ve kayboluşları ancak o zaman aşabiliriz. Hayata geliş amacını anlayan bir kişi gününün her saniyesinden hoşlanmaya başlayan ve her bir dakikayı fırsat bilen biri haline gelir.

İnsanın en büyük zaafı günümüzde tembellik ve isteksizlik olmuştur. Bunu ancak hayat sorgulaması ve içinde bulunduğumuz düzenin bizde oluşturduğu etkiyi düşünerek aşabiliriz.

 

Mesela bu sorulara örnek olarak birkaç madde sıralamadan önce bu soruların ve bu tarz sorgulamaların her yaşta farklı olduğunu unutmamak gerekir. Her yaş, farklı bir gelişim evresi demektir. Bu yüzden kişinin olgunluğuna göre de hayata bakış ve gözlemi farklı olabilmektedir.

  • Acaba bu dünyaya geliş amacımız nedir?
  • Ben bu amaca yönelik işler yapıyor muyum?
  • Hayatımın içinde o değer verdiğim unsura karşı ne kadar zaman harcıyorum?
  • Etrafta benim gibi başka insanlarda var mı? Eğer varsa onlar ne yapıyor?
  • Hayatın içinde konumum nerede?
  • İyilik neden var?
  • Kötülük neden var?
  • İnsanlar beni nasıl biri olarak görüyorlar ve ben o gördükleri şey miyim?
  • İyilik ve kötülük kavramları davranışsal olarak hayatımın neresinde?
  • Benim yaşıtım olan kişiler şuan ne yapıyorlar? Hayatta onları meşgul eden şeyler doğru şeyler mi?
  • Bu evrendeki maddi ve manevi kaygılar neden var?

Aşağıdaki çocukların fiziksel özelliklerini söyleyiniz.

Aşağıdaki çocukların fiziksel özelliklerini söyleyiniz.

Çocuklarımız 4 tane. Cem, Masal, Kamil ve Esma.

Cem: Kıvırcık saçlı, kahverengi pantolonu ve mavi renkli elbisesi olan orta boylu bir erkek çocuğu.

Masal: Kısa boylu, ayağında çizmeleri olan, uzun saçlı, mavi etekli, açık ten renkli, pembeye benzer bir renk kazak giymiş kız çocuğu.

Kamil: Uzun boylu, kısa saçlı, sarı renk uzun kollu kazağı olan, lacivert pantolonu olan mavi – beyaz ayakkabıları olan bir erkek çocuğu.

Esma: Uzun boylu kız çocuğu. Sarı uzun saçları olan, açık renk mavi elbiseli, pembe ayakkabılı, saçlarında tacı olan neşeli bir çocuk.

“Bugün hava nasıl?” sorusu ile “İnsan nedir?” sorusu arasında ne fark görüyorsunuz?

“Bugün hava nasıl?” sorusu ile “İnsan nedir?” sorusu arasında ne fark görüyorsunuz?

Hayatımızın her alanında soru sorma faaliyetini gerçekleştiririz. Yolda yürürken, bir yemek yemeye başlamadan önce, bir geziye çıkarken sürekli olarak bir toplumsal bir varlık olduğumuz için muhakkak ki soru sorma eylemimiz basit de olsa gündelik hayatımızda da var olmaktadır.

Bu soru hayatımızın her alanında var oluşunun yanı sıra bir de hayatı keşfedebilmek adına sorulan sorular vardır. Bu yüzden diyebiliriz ki; insan hayatı boyunca sürekli olarak soru sorarak gelişen bir varlıktır. Bazı sorular gündelik hayat içerisindeki ihtiyaçları karşılamak için ortaya çıkarken, bazıları ise hayatı anlamlandırabilmek için ortaya çıkarlar. Bu  yönüyle birbirlerinden tabii ki farklı olur ve ayrılırlar.

 

Bugün hava nasıl? sorusu ile insan nedir? sorusu arasında da bu yönüyle büyük bir fark bulunmaktadır. Gündelik hayat içerisinde, herhangi bir zaman diliminde alışkanlık gereği sorulan sorular ile insanın hayatına yön verecek ve büyük bir ciddiyet gerektiren varoluş sürecini anlayabilmeye yönelik sorular daha farklıdır.

Bir kere bu tarz sorular sorabilmek için kişinin belli bir düşünce yapısını barındırması gerekir. Bunun için de bilgi edinme süreçlerini aşmamalıdır yani insanın bu dünyadaki ihtiyaçları dışında var oluşsal sebebini araştırıp sorma, bilgiye ulaşma isteği ve çok fazla okuma ve merak duygusundan kaynaklanır.

İlk baştaki günlük hayattaki sorular ihtiyaçtan kaynaklı zoraki sorular, insanın kendisini ve evreni anlayıp, bilmesine yönelik sorularda meraktan ve isteyerek sorulan sorulardır.

Soru sormadan bir şeyi anlamak ve bilmek mümkün müdür?

Soru sormadan bir şeyi anlamak ve bilmek mümkün müdür? Nasıl?

Tüm dönemlerde toplumların gelişimi ihtiyaçtan doğmuştur. Kişilerin günlük hayattaki ihtiyaçlarından ileri gelerek teknoloji gelişmiş ve belirli bir aşama kat edilmiştir. Soru sormayı da buna benzetebiliriz. Kişilerin bir şeyleri öğrenebilme ve kavrayabilme sebeplerinden kaynaklı olarak soru sormaları ihtiyaçtan ileri gelir.

Bu ihtiyaç yemek içmek gibi bir ihtiyaçtan ziyade hayatı anlamlandırabilmek, sorular sorup yeni bilgiler öğrenebilmek, ufku genişletmek ve insanın düşünce dağarcığını zenginleştirmek amaçlı olabilmektedir.

Genel anlamda bakıldığında bir kişinin salt bir bilgiyi öğrenebilmesi için bir sorusu olması gerekmez. O şeyi okuyarak belli bir konumda hayatında yönlendirebilir. İşte kişinin bilgiye ulaşım süreci aslında soru sorma sürecidir. Bunu sesli olarak dile getirilmesi gerekmez.

 

Kendi içerisinde ve çözüme kavuşturan ve hayatına dair bilmesi gerektiğini düşündüğü tüm bilgileri kendi içerisinde bir soru yönelterek ihtiyacı olduğunu hissetmesi ve o bilgiye ulaşma sürecidir. Bilgiye ulaşma süreci, okuyup anlama süreci artık bunun ikinci basamağı olmuş olmaktadır. Bu süreçte sürekli olarak sorular sormak gerekmez. Anlayabilme ile soru sormak arasında bir orantı bulunmamaktadır. Kişi sadece soru sorduğu şeyleri anlayabilir diyemeyiz ancak tam da bu noktada şunu açıkça söylemeliyiz ki kişi soru sorması, o konuya ilgi duyduğunu gösterir ve ilgi duymadan sadece duyma eylemini gerçekleştirerek orada bulunma ve dinleme faaliyetinde ya da öğrenme faaliyetinde bulunma öğrenilen bilginin kalıcı olmamasına sebep olur. Bir süre sonra unutulacaktır ve bilme süreci hayatın belli bir aşamasında durma noktasına gelecektir.