Büyüklerinize çocukken hangi oyuncaklarla oynadıklarını, oyuncakları nasıl temin ettiklerini sorunuz.

Büyüklerinize çocukken hangi oyuncaklarla oynadıklarını, oyuncakları nasıl temin ettiklerini sorunuz ve büyüklerinizin cevaplarını not ediniz.

Anne ve babam çocukken bizimki kadar çok çeşitli oyuncakları yokmuş. Onlar bizler gibi bilgisayar ya da akıllı telefonlarla değil daha farklı oyuncaklarla oyun oynarlarmış. Mesela babam çamurla oynamayı çok severmiş. Ama bildiğimiz çamur değil bunlar. Kil katmanlarını alır, onlardan heykeller yaparmış. Hatta kilden çok sayıda oyuncak dahi yaparmış. Çok da severmiş kilden bir şeyler yapmayı. Yine babam arkadaşlarıyla birlikte futbol oynamaktan çok hoşlanırmış. Hatta mahaller arası turnuvalar bile düzenlenirmiş. Ayrıca babamlar köydeyken yazın nehre gidip, gemi yarıştırırmışlar. Kağıtta yaptıkları gemileri birbirleriyle yarıştırırmışlar.

 

Annem de küçükken arkadaşlarıyla körebe oynamayı çok seviyormuş. Yine sobe oyunu da onun ve arkadaşlarının en çok sevdiği oyunlar arasında yer alıyormuş. Ayrıca annemler de çocukken yağ satarım bal satarım oyununu okulda çok oynarmış. Bununla birlikte seksek oyunu ve ip atlama oyunu da annemin çok sevdiği bir oyunmuş. Annem de babam da kendi çocukluk dönemlerinin çocuklar açısından çok daha iyi olduğunu söylüyorlar. Çünkü onların zamanlarında çocuklar birbirleriyle daha çok vakit geçirebiliyorlarmış. Yine çocukları onların dönemlerinde daha rahat bir şekilde açık havada oynayabiliyorlarmış.

Büyüklerinizden özellikle dede ve ninelerinizden çocuklukları hakkında bilgiler edininiz.

Büyüklerinizden özellikle dede ve ninelerinizden çocuklukları hakkında bilgiler edininiz.

Büyüklerimiz ne zaman eskilerden söz edecek olsalar hep özlem dolu sözlere yer veriyorlar.

Dedem ve ninem de aynı şekilde eski dönemleri özlemle yad ediyor. Onların çocuklarını büyütürken zorluklar çektiklerini biliyoruz. Ancak özellikle ninem; çocuklarını büyütürken çok zorluklar çekmiş. Hem tarlada çalışmış hem de çocuklarına bakmış. Sırtında çocuğu taşıyarak; tarlada çalışmaya gittiğinden söz etti. Ama bütün bunlarla birlikte çocuklarıyla olmaktan onlarla vakit geçirmekten çok mutlularmış. Şimdilerde çocukların ellerinden düşmeyen akıllı telefonlar o zamanlar yokmuş. Akşam olunca masallar anlatırmış çocuklarına ninem. Çocuklarını masallarla uyuturmuş. Hatta çok güzel ninniler söylermiş.

 

Ninem ve dedem çocuklarını eğlendirmek için onlara ahşaptan oyuncaklar yaparmış. Özellikle topaçlar çocukların çok hoşuna gidermiş. Sadece bu kadar mı? Kabaktan bile oyuncak araba yaparlarmış. Hatta dedem çok güzel uçurtmalar yaparmış çocuklarına. Çocuklar da bu uçurtmalarla oynamaktan çok mutlu olurlarmış. Yine dedem, söğüt ağacı dallarından çok güzel düdükler yaparmış. Babam çok da güzel düdük çalarmış. Ninem ve dedem, eskilerde çocukların çok daha mutlu olduklarının söz ediyor. Onlara göre çocuklar eskiden mahalle aralarında oyunlar oynayarak büyürmüş. Şimdilerde ise evlerin dışına çocukların pek çıkmadığından söz ediyorlar.

Somut ve soyut isimlere örnekler veriniz.

Somut ve soyut isimlere örnekler veriniz.

Somut ve Soyut isimlere örnek verebilmemiz için tanımlarına hakim olmamız gerekir.

Örneklerimizi vermeden önce anlamlarına bakalım.

Somut Anlam: Beş duyu organımızdan herhangi bir tanesiyle veya birden fazlasıyla (burada önemli olan en az bir duyu organımızla) algılayabildiğimiz, duyabildiğimiz varlıkları karşılayan isimlere “Somut Anlam” denir. Bu isimler; herkes tarafından bilinen, görülen, cismi olan, varlığı kişiden kişiye değişmeyen varlıkları karşılar. Somut anlama örnek olarak; yağmur, yaş dokunmayla; renk, yazı görmeyle; kolonya, yemek koklama yoluyla; acı, ekşi tat alma duyumuzla alakalıdır. İki duyu organımızı kullanarak somut isimlere örnek verebiliriz. Örneğin; kar yağışı hem dokunma ile hem de görme duyumuz ile algılayabiliriz. Örnekleri çoğaltabiliriz. “Sis, kardan adam, sel, toprak vb.”

 

Soyut Anlam: Beş duyu organımızdan herhangi biriyle algılayamadığımız, madde halinde bulunmayan, sadece zihnimizle algılayabildiğimiz veya inanç ve hislerimizle olduğuna inandığımız varlıkların isimleridir. Soyu anlamlı isimler; dokunup görebileceğimiz, tadını alabileceğimiz canlı ya da maddeleri karşılamaz. Sadece var olduklarını biliriz fakat bunlar hislerimiz ve düşüncelerimizde sabittir. Örneğin; “duygu, düşünce, insanlık, kötülük vb.”

Cümle içinde Somut ve Soyut İsimler

-Kar yağışını izlemek çok güzeldi. (Somut Anlam)

-Karne alırken çok kaygılanmıştı. (Soyut Anlam)

-Suyun sıcaklığı ellerini kızartmıştı. (Somut Anlam)

-Umut etmekten başka çaresi kalmamıştı. (Soyu Anlam)

-Çerçevenin siyah olması resmi güzelleştirmişti. (Somut Anlam)

-Patlıcan yemekten nefret ediyordu. (Soyut Anlam)

Özel ve cins isimlerin olmadığı cümleler kurulabilir mi?

Özel ve cins isimlerin olmadığı cümleler kurulabilir mi? Niçin? Açıklayınız.

Özel ve cins isimlerin olmadığı cümleler kurulabilir.

Bir cümlede özel isim ve cins isim olmak zorunda değildir. Niçin kısmını açıklamadan önce, ilk başta özel isim ve cins isim tanımlarını birlikte hatırlayalım.

Özel İsim: Tek olan, diğer varlıklar içerisinde tam bir benzeri bulunmayan varlıklara verilen isimler “Özel” isimlerdir. Özel isim adından da anlaşılacağı gibi özeldir. Yani bir şeyin kendisine aittir. Örneğin; “Atatürk, Eren vb.”

Cins İsim: Aynı cinsten olan varlıkların ortak isimleridir. Cins isimler herkes tarafından bilinen kelimelerdir. Örneğin; “Göz” dendiğinde bu ismin bir organ ismi olduğu herkesçe bilinmektedir. Bu isimler, özel isimlerde olduğu gibi belirli olan tek bir varlık veya nesneyi göstermezler. Örneğin; “Kitap, defter, kalem vb.”

 

Bu tanımları tam anlamıyla bilirsek eğer Özel ve cins isimlerin olmadığı cümleler kurabileceğimizin bilgisine sahip olmuş oluruz. Niçin sorusuna gelecek olursak; En basitinden özel isim veya cins isim kullanmadan sadece fiil kullanarak cümle kurabiliriz. Örneğin; “Yapıyorum”.  Tek fiil olan bu cümlede özel isim veya cins isim kullanmadan tek cümle kurabildik. Bu da bize şunu öğretir ki; Özel isim ve cins isim kullanmadan sadece fiil kullanarak cümle kurabiliriz. Fakat şöyle bir durum var; Özel isim ve cins isim kullanılmayan cümleler uzun olamaz. Örneğin; “Geliyorum, gidiyorum, hallediyorum vb.”

Bilgisayar oyunlarının çocuklar ve gençler üzerindeki etkileri

Bilgisayar oyunlarının çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerinin neler olduğuyla ilgili gazete ve Genel Ağ haberleri, dergi yazıları bulunuz.

Bilgisayar oyunlarının çocuklar ve gençler üzerinde şüphesiz bir çok olumlu olumsuz etkisi bulunmaktadır. Ailelerin bizleri oyunlardan uzak durmamız konusunda devamlı uyarmalarındaki haklı noktalarında farkındayız. Ancak aileler oyunun bizler üzerindeki etkisinin bilincinde değil. Aileme göre oynadığım bu oyunlar sonucunda sosyalliğimi kaybediyor, iletişim becerilerimi zayıflatıyor ve dahi cümle kurmayı unutuyor hale geliyormuşum. Oysaki ben oyun oynarken daha özgür, daha sosyal ve belki kimsenin görmesini istemediğim zayıflıklarımı saklayabildiğim için daha güçlü hissediyorum. Oyun oynarken kazandığım başarılar benim oyun ile daha çok zaman geçirmemi sağlıyor. Çünkü gerçek hayatta bu kadar kolay başarı sahibi olamıyorum.

 

Oyunların benim bütün zamanımı alıyor olması ailemi çok rahatsız etse de beni rahatsız etmiyor. Kalabalık bir aile meclisinde insanların anlattıkları hikayeleri dinleyip mutlu olmaktansa yalnız başıma, odamda, çoğunu tanımadığım bir çok insanla konuşmayı, bazen tartışmayı seviyorum. Aile içinde hep büyükler söz sahibi oluyor ve ben daha az dinleniyorum. Dikkat etmek zorunda olduğum bir çok kural oluyor ama oyunumun başında özgürüm. İstediğimi söylüyor, düşünmeden konuşuyor, eksik ya da kusurlu yanlarımı saklayabiliyorum. Saklanarak kabul görmeye çalışmak, oyunlarla sanal bir alemde olmak, birçok insanla oyun oynarken aslında hep yalnız olmak…

Sanırım oyun başında saatlerimi, günlerimi, haftalarımı ve hatta aylarımı geçiriyor olmak çok da doğru bir şey değilmiş, ben de bunu yazımı yazarken anladım. Ben bu kadar gizli yaşamak, olmadığım biri gibi olmak, kalabalıklar içinde yalnız olmak istemiyorum. Eksiklerimle var olmak, eğlenmek için daha gerçekçi şeyler bulmak -belki saklanarak birden annemi korkutmak gibi- üzgün olduğumda da yanımda olacak arkadaşlarla canlı canlı yaşamak istiyorum hayatı. Oyunların beni uyuşturmasından, sevdiklerimden koparmasından, hayali bir dünya içinde mükemmeliyeti yaşatmaya çalışmasından, bazen beni istemediğim şeyler yapmaya zorlamasından hoşnut olmadığımı şimdi anladım.

Hakkında araştırma yaptığınız bilim insanını, bu bilim insanının ağzından anlatınız.

Hakkında araştırma yaptığınız bilim insanını, bu bilim insanının ağzından anlatınız.

 “Matematiği ezberlemeyin, kendiniz yapın ve anlayın.” Bu sözü söylerken aslında bize anlatmak istediğiniz şey nedir? Bize kendinizden bahseder misiniz?

Ben Cahit Arf; 1910 yılında Selanik’te doğdum. Balkan Savaşı’nın başlamasıyla İstanbul’a yerleştik. Yaratıcı bir zekam olduğunu söylerdi hep ailem. Ailem mahalleye çıkmama pek izin vermezdi. O zamanlar kötü bir kavramdı bu. Bende kendi içime kapanarak hep kendi oyunumu kurdum. Kağıttan oyuncaklar yapmak en sevdiğim şeydi. Kendi oyuncaklarımı yapıyordum anlayacağınız.

5. sınıfta tanıştığım öğretmenim sayesinde matematiğe ilgim olduğunu fark ettim. Daha sonraki Matematik alanındaki çalışmalarım malumunuz. Gelelim esas sorunuza. Bu sözümle asıl anlatmak istediğim şudur; Matematik anlamında bize öğretilen şey aritmetiktir. Sayıları toplamak, çarpmak, bölmek gibi.

 

Mesela adamın biri çarşıya gitmiş, şu paraya şu kadar şundan, bu kadar bundan almış gibi. Ben liseye giderken hiç matematik çalışmadım. Dersi dinledim fakat hiç not almadım. Sınavlarıma hiç çalışmadım. Çünkü arkadaşlarım hep gelip bana soru sorarlardı ve bende onlara cevap vererek geçirirdim zamanımı. Yani bu açıdan söylemek istediğim bir şey var.

Çocukların ezberlemekten kurtulmasını, anlamaya çalışmalarını sağlamamız gerek. Bizim okullarımız böyle değil. Hala ezberletiyoruz. Bilim bu olmamalı. Bilim, algılarımızı sınıflara ayırıp kavram haline getirip neden-sonuç ilişkisiyle organize etmeliyiz. Anlatmak istediğim şey tam olarak budur.

Türk ya da yabancı bilim insanlarından biri hakkında araştırma yapınız.

Türk ya da yabancı bilim insanlarından biri hakkında araştırma yapınız. Bu bilim insanının hayatıyla ve bilime yaptığı katkılarla ilgili kısa notlar alınız.

Aziz Sancar, son zamanlarda adı sıklıkla duyulan bir Türk bilim insanıdır. 8 Eylül 1946 yılı doğumlu olan Sancar; özellikle biyokimyager olarak ün yapmıştır. Aynı zamanda bir moleküler biyolog olan Aziz Sancar, son yüzyılın etkili bilim insanları arasında yer almaktadır. Aslen Mardin’in Savur ilçesi doğumlu olan Aziz Sancar; Nobel Kimya Ödülü alınca çok daha tanınır olmuştur. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini tamamladıktan sonra moleküler biyoloji alanına yönelen Sancar; bu alanda önemli başarılara da imzasını atmıştır.

Özellikle Teksas ile Yale Üniversitelerindeki tezleriyle bilim dünyasında gündem olan Aziz Sancar; DNA onarımı alanında da adından söz ettiren bir bilim insanıdır. Toplamda 288’den fazla bilimsel makalede imzasını bulunan Sancar; 33 de kitap yayınlamıştır.

 

Biyolojik saat ile kanser tedavisi alanlarına yoğunlaşan bilim insanı; bu alanlarda çığır açan bilisel bilgilere de ulaşmayı başarmıştır. Hasar görmüş olan DNA yapısının hücreler tarafından yenilenmesine dair çalışmalarıyla gündem oluşturan Aziz Sancar; bu alanda etkili çalışmalara da imzasını atmıştır.

Görüldüğü üzere DNA yapısı üzerinde çok sayıda başarılı çalışmaya imzasını atmış olan Aziz Sancar; bu sayede insanların sağlıklı yaşamalarına da destek olacak çalışmaları hayata geçirmiştir. Kanser tedavisinde etkili çalışmaları da bulunan bilim insanının bu çalışmaları evrensel anlamda ses getirmiştir. Bu da Aziz Sancar’a Nobel Ödülü almanın kapısını açmıştır.