III. Selim’in, devletin bütün müesseselerinde düzenleme yapmak istemesinin nedenleri neler olabilir?

III. Selim’in, devletin bütün müesseselerinde düzenleme yapmak istemesinin nedenleri neler olabilir?

III. Selim tahta çıktığında yenileşme hareketlerine başlamıştır. Nizam-ı Cedid adlı orduyu kuran padişah, Avrupai tarzda bir ordu kurmayı amaçlamıştır ancak Nizam-ı Cedid askeri alanda sınırlı kalmaz ve onun bütün alanlarda yaptığı yenilikleri adlandıran bir kavramdır. Onun bu yenilik hareketlerini idareye de yaymak istemesinin sebebinin sadece tek bir alanda yapılacak yeniliklerin yeterli olmayacağını düşünmesinden kaynaklanmaktadır. Askeri olarak çağdaşlaşan bir orduya, eskide kalmış bir bakış açısıyla devam eden idari kurumların ayak uydurması mümkün olmayacaktı. Bu nedenle tam anlamıyla yenileşmek gerekmekteydi.

 

Bu yeniliklerin hayata geçirilip benimsenmesiyle beraber, devletin eski gücüne ve itibarına ulaştırılacağına inanılmaktaydı. Islahatların başarıya ulaşması için de örnek alınan Avrupa’nın bütün hatlarıyla iyi öğrenilip tanınması gerektiğini düşünmekteydi. Yapılan yeniliklerle Osmanlı Devleti’nin Avrupa’ya ilim, sanat, ticaret, medeniyet gibi alanlarda Avrupa’ya yetişmiş bir devlet olması amaçlanmıştır. III. Selim, kendisinden önce girişilen yenilik hareketlerinin sınırlı alanlarda kaldığını görmüş ve özellikle de dış ilişkiler konusunda önemli adımlar atmıştır. İlk daimi elçiliklerin onun padişahlığı döneminde kurulmuş olduğunu bilmekteyiz. Onun yenilik hareketlerinde Avrupa esintileri oldukça fazladır ve onun dönemiyle birlikte Batılılaşma hızlanmıştır.

Ülkelerin, ordu teşkilatına önem vermelerinin nedenleri neler olabilir?

Ülkelerin, ordu teşkilatına önem vermelerinin nedenleri neler olabilir?

Tarihin ilk çağlarından beri, kurulmuş olan devletler ordu teşkilatının güçlü olması için gerekli önemi göstermişlerdir. Bu sayede savaşları kazanmışlar ve topraklarını büyüterek devletlerini güçlendirmişlerdir ve halkın refahının yükselmesini sağlamıştır. Asırlar geçtikçe de teknolojik gelişmelerin denendiği ilk alanlardan birisi de ordu olmuştur. Ordunun çağdaş olması demek devletin o kadar güçlü olması anlamına gelmekteydi. Ordulara olan bakış açısını gerçekleştiren iki olay yaşanmıştır. Bunlardan birisi teknolojik ötekisi ise siyasidir. Teknolojik gelişme ateşli silahların ordulara adapte edilmesidir. Siyasi gelişme ise Fransız İhtilalidir. Ateşli silahlar ile ordular mühimmat olarak güçlenmiş ve ateşli silahları elinde bulunduran ordular, savaşlarda avantajlı bir konuma geçmiştir. Fransız İhtilali sonrası ise yaşanan bağımsızlık isyanları çok uluslu devletleri zor durumda bırakmıştır.

 

Genelde dış meseleler için savaşlarda kullanılan orduya artık iç meseleler için de gereken ihtiyaç ziyadesiyle artmıştır. İç güvenlikte zafiyet oluşmaması için ordunun mevcudunun arttırılması düşünülmüştür. Bu sebeple de zorunlu askerlik sistemine başvurularak ordunun asker sayısı arttırılmıştır. İlk başlarda ulus devletlerin milli duyguları güçlendirmesi amacıyla her bireyin vatan savunmasında yer alması gerekir tezinden hareketle bu uygulama geçilse de zorunlu askerlik uygulaması çoğu devlette uygulanmaya başlanmıştır. Aynı zamanda dış cephede yapılan savaşların da daha geniş alanlara yayılması asker ihtiyacının hiç olmadığı kadar yüksek seviyelere çıkmasına neden olmuştur. Bu sistemi getiren devletler zorunlu askerlik süresince bu askerlerin ihtiyaçlarını da karşılamakla yükümlüdürler.

Günümüzde kapitalizmi ve sosyalizmi benimseyen devletler hangileridir?

Günümüzde kapitalizmi ve sosyalizmi benimseyen devletler hangileridir?

Günümüz dünyasında devletler, çeşitli siyasi ve ekonomik düşünce akımlarını takip edip uygulamaya devam etmektedir. Kimi devletler kapitalist bir ekonomik model üzerinden ekonomik faaliyetlerini şekillendirirken kimisi de sosyalist anlayışı benimsemiş ve bu anlayış üzerinden ekonomisini sürdürmektedir. İki düşünce akımı arasındaki en belirgin fark ise kapitalizm siyasal bir ideoloji olarak yani bir devletin yönetim şekli olarak varlığını sürdürmezken sosyalizm ise hem bir devlet yönetim şekli hem de bir ekonomik model olarak takip edilmekte ve varlığını devam ettirmektedir. Kapitalizm dünyaya daha çok yayılmış olmasına rağmen sosyalizmi benimsemiş olan devletler de vardır. Bir çok Avrupa ülkesinde kapitalizmin bir ekonomik model olarak takip edildiğini görmekteyiz.

 

İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya bu Avrupa ülkelerinden başlıca olanlarıdır. Ayrıca dünyanın en büyük ekonomisi olan Amerika Birleşik Devletleri de kapitalist anlayışla ekonomik faaliyetlerini yürütmektedir. Sosyalizmi benimseyenler ise Vietnam, Laos, Küba ve Çin gibi devletlerdir. Sosyalizmi takip eden ülkeler, Rusya’da Ekim Devrimi’nin gerçekleşmesi ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurulması ile dünyaya yayılmıştır ve özellikle de SSCB telkini ile bu anlayışı benimseyen ülkeler artmıştır. Ancak yıllar geçtikçe SSCB’nin zayıflayıp dağılmasıyla sosyalist olan ülkelerin sayısı da azalmıştır. SSCB’nin hüküm sürdüğü topraklarda kurulan yeni devletlerden hiçbiri ise sosyalist anlayışı benimsememiştir. Bu durum da sosyalist olan ülkelerin sayısının azalmasında önemli bir etkendir.

1830 İhtilallerinde hangi fikir akımları etkili olmuştur?

1830 İhtilallerinde hangi fikir akımları etkili olmuştur?

Avrupa’yı derinden etkileyen 1830 İhtilallerinde Fransız İhtilali ile birlikte yayılmaya başlamış olan liberalizm ve milliyetçilik olmuştur. İhtilallerin başladığı Fransa , Belçika, İspanya, İngiltere gibi ülkelerde bu fikir akımının getirdiği özgürlük isteği galip gelmiş ve liberal anlayıştan bulunan hükümetler iktidara gelmiştir. Bu ihtilallerin liberal yönü ağır bassa da İtalya ve Polonya gibi ülkelerde bağımsızlık hareketleri ortaya çıkmıştı. Bağımsızlık istekleri zor kullanarak bastırılsa da 1830 İhtilallerinde milliyetçilik akımı da önemli bir yer tutmuştur. İlke olarak özgürlüğü savunan liberalizm, bir çok düşünce sisteminin başlangıcı oluşturmuştur. “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler.” cümlesiyle de özetlenebilecek olan bu fikir akımını sadece tek bir alanda sınırlamak mümkün değildir. Gerek siyasi gerek ekonomik gerek sosyal olarak çeşitli alanlarda kendine yer edinmiştir. Bireysel özgürlük ve bireyci anlayış bu fikir akımının temel değerlerindendir.

 

Özgür bireylerden oluşan özgür bir toplum anlayışını savunmaktadır. Kişilerin, tercihlerini dışarıdan etkilenmeden kendi iradesiyle seçmesi gerektiğini öğütler. Liberal anlayış, çoğulculuğu savunur. Görüş farklılığı olmasına rağmen birlikte yaşamanın mümkün olduğunu belirtir. Bunun zor kullanmadan ve hoşgörü ortamıyla gerçekleşeceğini belirtir. Her birey kendinden sorumludur. Liberal görüşü destekleyenlerin başlıca savunduğu kavramlara bakacak olursak; serbest ticaret, çöğulcu demokrasi, seküler devlet, özel mülkiyet kavramlarının yanında ifade, inanç ve basın özgürlüğünü de savunmaktadır. Aydınlanma Çağı filozofları ve o dönemde yaşayan iktisatçılar arasında yayılınca liberalizm anlayışı siyasal bir nitelik kazandı. Mutlak monarşi ve devlet dini gibi bireysel hakları kısıtlayıcı kavramlara karşı çıktılar.

Fabrikalaşmanın artmasıyla ortaya çıkan sosyo-ekonomik sıkıntıları aşmak için işçi sınıfı, hangi yollara başvurmuş olabilir?

Fabrikalaşmanın artmasıyla ortaya çıkan sosyo-ekonomik sıkıntıları aşmak için işçi sınıfı, hangi yollara başvurmuş olabilir?

Sanayi Devrimi’nin gerçekleşmesiyle birlikte kurulan fabrikalarda işçi ihtiyacının yüksek olmasıyla kentlere göç patlaması yaşanmıştır. Köylerden kentlere göçler elbette beklenmekteydi ancak böyle bir devasa boyutta olması kontrol altına alınmasını mümkün kılmamıştı. Avrupa’da hızlı bir şehirleme süreci yaşansa da bu süreç beraberinde sorunları da getirmiştir. Fabrikalarda çalışmak için köylerden göç eden yeni işçiler yerleşim için fabrika çevresini tercih etmeye başladı. Bu durum da fabrikaların etrafında yerleşim yeri olarak adlandırılabilecek kadar büyüklükte bölgelerin ortaya çıkmasına neden oldu. Erkek işçilere oranla daha çok kadın ve hatta çocuk işçiler fabrikalarda çalıştırılmaya başlanmıştı. Bu sebebi iş gücünü tamamlamaktan ziyade kadın ve çocukların daha ucuza çalıştırılabilmesinden kaynaklanıyordu.

 

Aynı zamanda çalışma ücretlerinin düşük olmasıyla birlikte çalışma şartları da çok ağırdı. Bir kişinin aldığı ücret düşük olduğu için bütün aile fertleri çalışmak zorunda kalıyordu. Düşük işçi maliyetleri nedeniyle de fabrika sahipleri zenginleştikçe zenginleşiyordu. İşçiler de kötüleşen hayat şartlarını makineleşmenin artmasına bağlıyordu ve bu duruma makinelere zarar vererek tepki gösteriyordu. Sabot adı verilen bir çeşit ayakkabı ile makinelere zarar veren işçiler, İngiliz diline sabotaj isimli kelimenin yerleşmesine bu şekilde vesile olmuştu. İşçilerin genel problemlerinin çözülebilmesi ve işverenle arasındaki meselelerde işçinin hakkının savunulabilmesi için Avrupa’nın çeşitli yerlerinde sendikacılık faaliyetleri başlamıştır. Bu faaliyetlerin gerçekleşebilmesi için de sanayileşmenin olması ve demokrasinin aktif bir şekilde varlığını sürdürebilmesi gerekmektedir. Bu iki etmenin ilk olarak gerçekleştiği ülke İngiltere olmuştur ve sendikacılık bu ülkede başlamıştır.

Milliyetçilik akımıyla meydana gelen isyanların Osmanlı Devleti’ne etkileri nelerdir?

Milliyetçilik akımıyla meydana gelen isyanların Osmanlı Devleti’ne etkileri nelerdir?

Fransız İhtilalinin ortaya çıkardığı kavramlardan ve fikir akımlarından en çok etkilenen devletlerden olan Osmanlı’yı bu fikirlerden en çok etkileyeni ise milliyetçilik olmuştur. İhtilalin yaydığı ulus-devlet anlayışı ile beraber, Osmanlı topraklarında yaşayan birbirinden farklı uluslar bu fikir akımını benimsemiş ve Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmışlardır. Meydana gelen isyanlar ilk olarak Osmanlı’nın Avrupa topraklarında başlasa da devletin toprağının olduğu üç kıtaya da yayılmıştır. Bu isyanlar sonucunda devlet, gereğinden fazla bir toprak kaybı yaşamıştır. Bu isyanları önlemeye çalışan Osmanlı da çareyi ıslahatlarda aramıştır. Fransız İhtilali sonrasında yayınlanmış olan İnsan Hakları ve Yurttaşlık Bildirgesi’nden izler taşıdığı görülen, Tanzimat Fermanı 1839 yılında ilan edilmişti.

 

Modernleşme çabalarında önemli bir kilometre taşı olan ferman, vatandaşlık haklarından bahsetmesi bakımından önemlidir. 1856’da ilan edilen Islahat Fermanı ise Tanzimat Fermanı’nın devamı ve genişletilmiş hali olarak karşımıza çıkmıştır. Fermanla birlikte bir Osmanlı milleti oluşturulması amaçlanmıştır. Bu millette herhangi bir ırk, din, dil farkı gözetilmemiştir. Bu tasvirle devletin bütün vatandaşları tek bir çatı altında toplanmak istenmiştir. Verilen haklarla isyan eden azınlıkların devlete bağlanması için çalışılmıştır. Tanzimat’ın ilanıyla birlikte Avrupa ile ilişkiler artmış ve kıtaya bir çok öğrenci gönderilmiştir. Bu öğrenciler Avrupa ile etkileşime girip kıtayı iyice tanımıştır. Bu etkileşim sonucunda ise devletin kurtuluş formülünü arayan gençler çareyi Meşrutiyette bulmuşlardır. Bu gençler “Genç Osmanlılar” olarak bilinen bir teşkilatlanmayı oluşturmuşlar ve devletin tarihindeki ilk anayasa olan Kanun-i Esasi’nin ilan edilmesinde önemli rol oynamışlardır.

İngiltere niçin Rusya’nın Doğu Akdeniz’e inmesini engellemek istemiş olabilir?

İngiltere niçin Rusya’nın Doğu Akdeniz’e inmesini engellemek istemiş olabilir?

II. Viyana Kuşatması’nın ardından kurulan Kutsal İttifak’a Rusya’nın da katılması Osmanlı’da Rusya’ya olan bakışı değişmişti. 17. yy içinde gittikçe güçlenen ve palazlanan Rusya’yı hala ikinci sınıf devlet gözüyle bakan Osmanlı, bu gelişme sonrasında onu büyük devletlerden birisi olarak görmeye başlamış ve yeri geldiğinde de Osmanlı Devleti için en büyük tehditi oluşturan devlet olmuştur. Yayılmacı bir politika izleyen ve bu doğrultuda hedefler koymuş olan Rusya’nın hakimiyetini genişletmek istediği sahanın çoğu Osmanlı Devleti’nin topraklarıydı. Kendi çıkarları için Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü savunan İngiltere, bu bölgede güçlü bir devletin hüküm sürmesini istemezdi. Bunun yerine, zayıflamış ve kontrol altında tutulabilecek bir Osmanlı Devleti’nin varlığı kolayına ve işin gelmekteydi.

 

Aynı zamanda güçlenen Rusya’nın, İngiltere’nin en önemli sömürgelerinden birisi olan Hindistan’a yakınlığı ve Osmanlı’nın zayıflığından yararlanıp sıcak denizlere inerek kendisinin sömürgelere gidecek yolları kapatabilme ihtimalinin olması İngiltere’yi Rusya konusunda tedbir almaya zorlamıştı. Her ne kadar İngiltere Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü özellikle de Rusya’ya karşı koruma politikasını takip etse de Mora İsyanı süresince Yunan bağımsızlık hareketini desteklemiştir. İngiltere’yi bu politikaya iten durum ise bu bağımsızlık hareketi sırasında Yunan halkını etkileyip hareket başarıya ulaşınca Rusların bu bölgede nüfuz elde etmesinden çekinmişlerdir. Yunanlar desteklenerek Rusya’nın etkisi altına girmesi engellenmiş ve Rusların Doğu Akdeniz’e inebileceği en kısa yollardan birisi bu sayede kapanmıştır.