Yurt dışına gönderilen öğrenciler Osmanlı Devleti’ne hangi alanlarda katkı sağlamış olabilir?

Yurt dışına gönderilen öğrenciler Osmanlı Devleti’ne hangi alanlarda katkı sağlamış olabilir? Yazınız.

Kuruluşundan itibaren gitgide güçlenen Osmanlı Devleti, II. Mehmed, I. Selim I. Süleyman gibi padişahların döneminde altın dönemlerini yaşamış, dünyanın en önemli güçlerinden birisi olmuştu. Bilim, eğitim, askeriye gibi alanlarda öncü olmakla birlikte takip edilen bir güç konumundaydı. Ama yıllar geçtikçe kendini yenilemeyen ve dünyadaki gelişmeleri takip etse de tam olarak bu gelişmelere adapte olamayan devlet, geriledi ve eski gücünü yitirdi. Bu duruma çözüm bulması gerektiğinin farkına varan Osmanlı, çalışkan, öğrenmeye aç ve becerikli öğrencilerini yurt dışına göndermeye başladı. O öğrenciler özellikle de Avrupa’yı daha yakından tanıyacaktı ve öğrenim gördükleri alanla ilgili dönemin yeniliklerini ve bilgilerini öğrenerek eğitimlerini tamamlayacaklardı. Bu eğitim sonrası yurda dönünce de o alanın kalifiye elemanı olarak çalışacaklardı ve gelecek nesillere de bu bilgileri aktarıp onları yetiştireceklerdi.

 

     Sanayisi fazla gelişmemiş olan Osmanlı’da en önemli mesele bu sanayide çalışacak donanımlı eleman eksikliğiydi. Bu konuda uzman olacak öğrenciler gönderildi. Bilim ve askeriye alanlarında da katkı sağlanması için öğrenci gönderilmişti. Mühendislik konusunda sıkıntı yaşadığını fark eden Osmanlılar, bu alanda yetişecek öğrencileri de yurt dışına gönderdi ve sonrasında bu öğrencilerden olumlu anlamda yararlandı. Giden öğrencilerin katkı sağladığı alanlar bunlarla sınırlı kalmadı. Mimari ve hukuk disiplinlerinde de yenileşmeye giden Osmanlı Devleti, bu öğrenciler sayesinde çağdaş gelişmeleri takip edip dönemin gerekliliklerini yakalamak için çalışmalarda bulundu.

Osmanlı Devleti’nde yeniliklerin daha çok askeri alanda yapılmasının sebepleri neler olabilir?

Osmanlı Devleti’nde yeniliklerin daha çok askerî alanda yapılmasının sebepleri neler olabilir? Yazınız.

Osmanlı Devleti, gelişmesini ve altın çağını yaşamasını borçlu olduğu en önemli etken askeri gücüydü. Fetihler yapan ve topraklarını genişleten Osmanlı, kazanımlar elde ediyordu ve bu kazanımlar sayesinde de halkının refahını arttırıyordu. Kanuni döneminde bile Avrupa’da birtakım hareketler ve yenileşmeler yaşanmaktaydı ancak Osmanlı Devleti kendi gücünün getirmiş olduğu özgüvenle bu yenilikleri takip etse de tam olarak kendisine uygulamıyordu. Yıllar geçtikçe kurmuş olduğu bu şahane düzen aksayan ve bozulan devletin bunu fark ettiği ilk alan yine askeriye olmuştu. Önceden kaybettiği savaş çok ama çok nadir ve her savaşı kolayca bitiren Osmanlı, artık kayıplar veriyordu. Savaş kazansa bile eski gücünde değildi. İki saatte savaş bitirdiği dönemlerden iki yılda bile bir sonuç elde edemediği dönemlere gelmişti.

 

Devlet, askeri alanda yapacağı reformlarla eski günlerine döneceğine inanıyordu. Askeri alanda yeniden güçlenirlerse kaybedilmeye başlanan topraklar yeniden alınacaktı ve Osmanlıda huzur ortamı geri dönecekti. Ordunun gücünü yitirmesi sadece dışişlerini etkilememişti. İçişlerinde de asayişi sağlayan en önemli güç olan askeri kurumların zayıflamasıyla ülke içindeki karışıklıkların kontrol altına alınması çok zorlaşmıştır. Karışıklıklar kontrol altına alınamayınca da özellikle de üretim etkilenmiş ve bu durum Osmanlı topraklarında yaşayan ahalinin ihtiyaçlarının karşılanmasında sıkıntıya düşülmesine neden olmuştur. Ordunun düştüğü bu durum, devletin ekonomik ve siyasi anlamda çıkmaza girmesini ve çıkmaza girdiği zamanın uzamasını sağlamıştır.

Osmanlı Devleti askeri alanda yenilikler yaparken niçin yabancı uzmanlardan yararlanmış olabilir?

Osmanlı Devleti askerî alanda yenilikler yaparken niçin yabancı uzmanlardan yararlanmış olabilir? Söyleyiniz.

Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren askeri gücüyle ve teşkilatlanmasıyla öne çıkmıştı. Çevresinde yer alan beyliklere, devletlere kurduğu üstünlük sayesinde genişlemiş ve bir beylik olmaktan çıkıp, dünya imparatorluğu haline gelmiş ve üç kıtada toprak parçasına sahip olan büyük bir devlet olmuştu. Ama asırlar geçtikçe kendini yenilemeyen Osmanlı, dünyanın gerisinde kalmaya başlamış ve bu durumun da farkına biraz geç varmıştı. Bu farkındalığı ilk yaşadığı alan ise askeriye olmuştu. Zamanında kazanılmadık savaş, fethedilmedik toprak bırakmayan ordu eski gücünü yitirmişti. Zafer kazansa da çok zor bir şekilde kazanıyor ve maliyeti fazla oluyordu. Yenilgiler alınmaya başlanmış ve ardı arkası kesilmemişti. Osmanlı Devleti artık gerçeğin farkına varmıştı. Çağı yakalaması gerektiğini anlamıştı ve bunun da ilk olarak askeri alandan başlaması gerektiğini düşünüyordu.

 

Askeri yenilikleri yapabilecek bir uzman kadrosu bulunmayan devlet, çareyi düşman olarak görmediğimiz Fransa ve Prusya ordusunda üst düzey görevde bulunmuş uzman isimlerde aramıştı. Bu isimlerin gerekli tecrübe ve donanıma sahip olmaları, çağdaş olup dönemin gelişmelerini yakından takip edebilmeleri, sadece askeri alanda değil askeriye ile ilgili bilimsel yenilikleri de bilen hatta uygulayan isimler olmaları Osmanlı’nın askeri alanda yaptığı yenileşme çabalarında önemli faydalar sağlamıştır. Bu uzman insanlar sayesinde Osmanlı Devleti, askeri olarak yapacağı atılımla eski günlerine geri döneceğini ve bu gerilemeyi artık durduracaklarını düşünmüşlerdi. Uzmanların öğreticiliğinden de yararlanılacak ve gelecekler nesillerde de yetişmiş kadroyu kendi toprakları içinden çıkmış olan insanlar yetiştirecekti ve ordusunu eğitirken, geliştirirken bir daha dışa bağımlı olmayacaktı.

Siz de XIX. yüzyılda yaşayan bir devlet adamı olsaydınız ekonomik ve sosyal hayat için hangi yenilikleri yapardınız?

Siz de 19. yüzyılda yaşayan bir devlet adamı olsaydınız ekonomik ve sosyal hayat için hangi yenilikleri yapardınız?

Bu dönemde yaşayan bir devlet adamının yerinde olsam; değişikleri yapabilmek için çağdaş bir birey olmam gerekirdi. Böyle bir birey olmanın yolu da dünyadaki gelişmeleri daha yakından takip edebilmekten geçiyordu. Bu takibi sağlayabilmek için dönemin dünya dili olan Fransızca’yı öğrenirdim. Çağdaş Avrupa’daki gelişmeleri takip ederek, bu yenilikleri kendi topraklarımızdaki insanları gelenek ve göreneklerine uygun bir şekilde nasıl gerçekleştirebileceğimizi düşünürdüm. Aynı zaman yenilikleri birebir taklit etmeden halkın sosyal hayatına adapte olabilecek şeyleri hayata geçirmeye çalışırdım. Halkla alakalı bu yenilikleri yapabilmek için öncelikle maddi olarak gereken güce ulaşmamız gerekirdi. Bundan ötürü çalışmalarıma ekonomi alanından başlardım. Ekonominin güçlenmesi için üretim faaliyetlerini arttırırdım. Yeni fabrikalar açılmasını sağlardım. Yeni fabrikalar yeni iş imkanı demek olduğu için insanların refah seviyesi artardı.

 

    Sosyal alandaki yenilikleri halk içinde kabul edilebilir bir şekilde yayılması için eğitimle ilgili düzenlemelere giderdim. Böylece yenilikler, çocuklar aracılığıyla ailelere de benimsetilmiş olurdu. İnsanların sosyal hayatında daha huzurlu ve daha güzel vakit geçirebilmesi için gerekli çalışmaları yapardım. Ulaşım ağını geliştirmek ve çeşitlendirmek bu çalışmalardan birisi olurdu. Sağlık alanında yapılacak iyileştirmelerle vatandaşların sağlık hizmetine daha hızlı bir şekilde ve aynı zamanda olabildiğince ucuz hatta yapabiliyorsam bedava bir şekilde sunarak ve bunu yaygınlaştırarak en temel insani haklardan olan yaşama hakkının güvence altına alırdım. Yaşama hakkının güvencesi için asayişle ilgili çalışmalar da yapardım.

Osmanlı Dönemi’nde yaşayan bir tüccar olsaydınız hangi ulaşım araçlarını tercih ederdiniz?

Osmanlı Dönemi’nde yaşayan bir tüccar olsaydınız hangi ulaşım araçlarını tercih ederdiniz? Neden?

Osmanlı toprakları içerisinde tüccar olsaydım, kullanmayı tercih edeceğim ilk ulaşım aracı demir yolu olurdu. İşlemeye başladığı dönemde gerek güvenli olması gerekse hızı sebebiyle bu ulaşım şeklini kullanırdım. Öte yandan demir yolunu kullanamayacağım ve devlet içerisinde gitmek gereken daha ücra noktalar olduğu zaman kara taşıtlarını hatta koşulların daha da zorlaştığı yerlerde deve ve at gibi belki de eşek gibi hayvanları, mallarımı müşterilerime ulaştırmak için tercih ederdim. Kara taşıtlarından faydalanamadığım ya da faydalansam bile daha çok masraflı olacağı noktalarda da gerek hızı gerekse daha fazla yük taşıyabilmesinden ötürü denizler üzerinden de mallarımı taşımayı tercih edebilirdim.

 

Osmanlı Devleti’nin coğrafyası zamanında çok büyük bir toprak parçası anlamına geldiği için devletin içinde bir noktadan bir noktaya gitmek zahmetli olabilmekteydi. Bütün malları karayolları üzerinden göndermek de hem masraflı hem zaman kaybına neden olabilirdi. Eğer ki deniz taşıtlarını kullanabileceğim en ufak bir fırsat olursa da mallarımı deniz üzerinden taşır ve limanlar sayesinde de karaya aktarabilirdim. Deniz ve kara taşımacılığını aynı sevkiyat içinde kullanarak mallarımı teslim edeceğim yerleşim yerine olabildiğince hızlı teslim etmiş olur ve daha hızlı bir şekilde mal alıp satabiliyor olurdum.

Demir yolu ulaşımının gelişmesi toplumsal ve ekonomik ne gibi değişimler sağlamış olabilir?

Demir yolu ulaşımının gelişmesi toplumsal ve ekonomik ne gibi değişimler sağlamış olabilir?

 

Demir yolu ulaşımının gelişmesiyle yaşanan toplumsal değişimlere bakacak olursak; demir yolunun yaygınlaşmasıyla kolaylaşan ulaşım sayesinde insanlar daha rahat ve daha hızlı seyahat imkanına kavuşurken, en önemli insan haklarından birisi olan seyahat hakkını da daha gelişmiş koşullarda kullanma şansını elde etmiştir. Demir yolu ulaşımındaki yaşanan teknolojik gelişmeler de bu imkanların daha da artmasına sebep olmuştur. Ülkemizde YHT yani Yüksek Hızlı Tren olarak bildiğimiz trenler ile şehirler arası seyahat daha da kolaylaşmıştır. YHT hatlarının artmasıyla bu imkan ülkenin daha geniş kesimlerine de yayılacaktır. Demiryolunun gelişmeye başlamasıyla beraber ulaşımın kolaylaşması sadece insan seyahatinin kolaylaşması anlamına gelmemekteydi. Ulaşımın hızlanmasıyla haber alma ve bilgi alışverişi de hızlanıp kolaylaştı. Bu durum da basın faaliyetlerinin gelişip çeşitlenmesine zemin hazırlamış oldu.

 

Basının yaygınlaşmasıyla, kamuoyunun bilgiye ve habere ulaşmasının önündeki engeller azalmış oluyordu. Bu ulaşım türündeki gelişmeler ve teknolojik yenilemeler ekonomik olarak da birtakım değişimlere neden olmuştur. Demir yolunun ilk yaygınlaşmaya başladığı zamanlarda üretilen herhangi bir ürünün daha hızlı ve daha kolay bir şekilde taşınması sağlanmaya başlamıştır. Ayrıca trenlerin taşıma kapasitesinin çok olması da ürün taşıma maliyetlerinin düşmesini sağlamıştır. Üretilen ürünün gideceği yere daha çok miktarda ve daha sağlam bir şekilde gitmesi de sağlanınca bu da malın fiyatlarına yansımış ve bollaşan malın fiyatı ucuzlayınca halkın o eşyaya erişimi kolaylaşmıştır. Demir yolu taşımacılığı, hava yolu taşımacılığının gelişmesiyle arka planda kalmış olsa da günümüzde de önemli bir alternatif olmaya devam etmektedir.

Sümerler tarafından gerçekleştirilen yazının icadı tarihin başlangıcı olarak kabul edilir.

Sümerler tarafından gerçekleştirilen yazının icadı tarihin başlangıcı olarak kabul edilir. Sizce bunun sebepleri neler olabilir? Yazınız.

 

Tarihi, belirli zaman aralığındaki bölümlere ayırırız. Bu bölümlere tarih biliminde çağ adı verilir. Çağlar ise temel olarak tarih öncesi çağlar ve tarihi çağlar olmak üzere ikiye ayrılır. Bu iki bölümü birbirinden kalın bir çizgiyle ayıran olgu ise yazının icadıdır. Tarih bilimi, belgeler üzerinde çalışmalar yapar ve bu belgelerde edindiği bilgileri diğer belgelerle sağlamasını yaparak dünya sahnesine sunar. Kısaca tarih bilimi kanıtlarla çalışır ve kanıt olması için de yazıya ihtiyaç duymaktadır.

 

O dönemlerden itibaren yaşanan olayların yazılıp kayıt altına alınmasıyla beraber, yaşananları gelecek nesillere de aktarılması sağlanmıştır. Aynı zamanda yaşananların kayıt altına alınıp ihtiyaç olduğu zaman güvenilir bir olguya başvurulmak istenmiştir. Yazı öncesiyle uğraşan tarih disiplinleri de bulunmaktadır. Ancak bu disiplinlerin çalışmaları belgeler üzerinden değil, yapılan kazılar sonucu ortaya çıkan buluntuların yorumlanması ile yapılmaktadır. Bu alanlar tarih biliminin alt disiplini olarak karşımıza çıksa da arkeoloji bilimiyle sıkı fıkı bir ilişkisi vardır.