Kar Kitap Özeti

Kar Özeti: Orhan Pamuk’un toplum açısından ses getiren romanı sayılan Kar, Kars şehrini bir nevi metafor olarak kullanma yoluna gitmiştir.

 

Orhan Pamuk, Türkiye’nin içinde yer aldığı siyasi durumu aktarmak ve irtica konusuna değinmek amacıyla bu romanı kaleme almıştır. Türkiye’de gericilik ve değişime kapalı bakış açısından dolayı yaşanılan sıkıntıların okuyucuya aktarımı yapılmıştır. Konu birden çokmuş gibi görünse de aslında Türkiye’de geri kalmışlığın tasvirini oluşturmaya çalışan yazar, bu düşünceler kümesinin halk tarafından nasıl kabul gördüğünü, doğu ile batı arasında ne denli büyük bakış açısı farklılığı olduğunu anlatma çabasına girmiştir. Romanda alenen olmasa da insanların yaşayış ve düşüncelerini dini yaklaşımlarla sömürenlerin, halk ile devleti birbirine nasıl düşman ettiği anlatılmaktadır.

 

Olay tamamen Kars içerisinde geçmektedir. Ka, romanın ana karakteridir ve gazetede köşe yazarlığı yapan ünlü bir şairdir. Almanya’dan Türkiye’ye dönme kararı alan Ka, Türkiye’ye döndüğü vakitlerde gündeme oturan bir haberin araştırmasını yapmayı ister. Kars’ta intihar eden kadınlar hakkında detaylı inceleme yapmak için kışın en soğuk olduğu zamanlarda Kars’a gider.

 

Kars’a varan Ka, daha önceden ahbaplık kurduğu kişileri yeniden bulmaya çalışır ve onlarla irtibat halinde kalır. Hatta öncesinden hoşlandığı, evlenip boşanmış olduğunu öğrendiği İpek’in işlettiği otele yerleşir. Ka’nın otele yerleşmesi kentte büyük bir meraka neden olur. Tam da seçim arifesinde bir yazarın o kente yerleşmesi sıra dışı görüldüğü için kentin ileri gelenleri Ka’nın asıl amacının ne olduğunu anlamak için Ka’yı ziyaret etmek ister. Kentte yaşayanlar yabancıların uğrak yeri olmayan yaşam alanlarına gelen Ka’yı pek benimsemezler fakat gelenek ve görenek olan misafirperverlikten de geri durmazlar. Roman boyunca okuyucu bunu rahatlıkla hissedebilmektedir.

 

Ka, araştırmalarının bir noktasında bu intihara sebep olan olgunun bunalım veya aşk olduğu kanısına varır. Ancak bu duyguları yaşayan kadınlar okula baş örtüsü taktığı için alınmayan kimselerdir. Halkı devlete karşı dolduruşa getiren yobaz kişiler devlet görevlilerini ve onları savunanları da ateist ilan eder. Ka da bu durumdan nasibini almıştır elbette.

 

Ka, birtakım suçlamalara maruz kaldığı zaman üniversitede devletin koymuş olduğu kuralların uygulayıcısı olan bir öğretim üyesi cinayete kurban gider. Olaylar sarpa sardığı zaman Ka, olayın içerisinde yer aldığını düşündüğü kişilerle irtibata geçer. Olay sandığından da derin boyutlara ulaşmıştı. Çete başları ile görüşürken genç kadın ve erkeklerin aslında beyinlerinin yıkanmış olduğu kanısına vardı. Bir an önce onlardan etkilenmemek için kurtulma çabasında bulundu.

 

Halkın içinde bulunduğu mutsuz düşünce ve buhranlara doğal bir sebep bulunur; sürekli yağan kar. Soğuklarda ve kar yağışında sosyalleşmenin mümkün olmadığı ve moral bozukluklarının çabucak yaşandığı kanısına varılır. Bu kötü atmosferi yıkmak için görevliler bir organizasyon gerçekleştirir. Bu organizasyon devlet yanlısı bir imaj çizer. Gerici ve yobaz düşüncesi olanların emellerine ulaşamayacağı anlatılmak istenir. Organizasyona katılan halkın tam zıttı olan bu görüşler olay çıkmasına neden olur. Çıkan olaylar kentte sokağa çıkma yasağına neden olur ardından da ihtilal gerçekleşir.

 

İhtilal birçok vatandaş tarafından sevinçle kutlanırken gericilerin ve fitne karıştıranların yargılanmasına neden olur. Ka, olayların yakın tanığı olduğu için bu durumdan çok etkilenir ve şiirlerini bu olaylardan esinlenerek yazar. Ka, doğru sandığı birçok yanlışın farkına varır ve insanlara olan inancını yavaş yavaş yitirirken biraz da korkmaya başlar. Kendisinin ajan olarak görüldüğünü bildiğinden temkinli davranmak zorunda olduğunu biliyordu. Hatta hoşlandığı İpek’in dahi gerici kesimlerle bağı olduğunu öğrendiğinde Kars’ı “Dünya’nın bittiği yer” olarak görüp İstanbul’a geri dönmek ister. Araştırma ve inceleme için gittiği o kenti değiştiremese dahi tasavvur ettiği düşüncelere son noktayı koyabilmiştir. Bazı gerçeklerin farkına yalnızca uzaktan hatta gazete üzerindeki iki satırdan öğrenemeyeceğini anlar.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (2 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Kitap Özeti

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Özeti: Peyami Safa’nın yazdığı roman Türkiye’de ilk veya ikinci sayılabilecek psikolojik romanlardan.

 

Edebiyat ustası sayılan Peyami Safa, psikolojik analizler ve çözümlemeler yaparak edebiyata yeni soluk kazandırmıştır. Anlatım roman boyunca akıcı ilerlemekte ve hiçbir şekilde betimleme yapmaya uğraşmadan akılda tezahür edebilecek niteliktedir. Her bir karakter derinlemesine işlenmiş, halk içindeki gerçek kişilerden oluşmaktadır. Hiçbir bayağılık ve sıra dışılık sergilemeyen kitap 1930’dan günümüze kadar birçok kitap severin etkilendiği eserdir.

 

Roman otobiyografik bir özelliğe sahiptir. Romanın baş karakteri hasta çocuk ile Peyami Safa arasında ciddi benzerlik görülmektedir. Olaylar yaşandığı anda değil yıllar sonra kaleme alınmıştır. Son bölümü 1929 yılında gazetede yayınlandığında “Aradan 12 yıl geçti” cümlesi yer almıştır.

 

Romanın kahramanı 15 yaşındaki fakirlikle ve dizindeki hastalıkla mücadele eden genç bir çocuk. 9 yaşından beri hastalıkla cebelleşmesi onu hastanelerden usandırır. Hastalığı ile uğraşırken stresten uzak bir istirahat dönemi geçirmesi gerekir ve akrabası olan Paşa’nın Erenköy’deki köşkünde bir misafir olarak kalır. Paşa’nın kızı olan Nüzhet 15 yaşındaki genç çocuktan dört beş yaş büyük olmasına rağmen aralarında yakınlık hissi olur. Ruhu çocuk olan Nüzhet’e Ragıp adındaki doktor taliptir fakat Nüzhet onunla evliliği pek hoş karşılamamaktadır. Ancak Nüzhet’in annesi ilk başlardan beri Doktor Ragıp ile Nüzhet’in evlenmesi için kızına baskıda bulunur.

 

Genç çocuk ile Nüzhet arasındaki yakınlık, yengesinin hoşuna gitmez ve birtakım sıkıntılar çıkarır. Hastalığının bulaşıcı olması söz konusu olduğundan kızına telkinde bulunması, genç çocuğun etkilenmesine neden olur. Aslında bu davranış onun köşkten ayrılma fikrinin başlangıcı olmuştur. Bu olayın akşamında yengesi, Doktor Ragıp ile annesini yemeğe davet eder. Genç çocuk, ev halkı, Doktor Ragıp ve Paşa ile yemekteyken siyasi bir sohbet açılır. Ancak genç çocuk onların karşısında siyasi fikirlerinden ötürü yalnız kalır çünkü onay görmez fikirleri savunmaktadır. Doktor Ragıp ile Nüzhet’in arasını iyi yapmaya çabalayan yenge, Nüzhet’e telkinlerde bulunarak genç çocuk ile arasının açılmasına neden olur. Genç çocuk, değişen bu hal ve tavırlar dolayısıyla annesiyle birlikte bahaneler oluşturarak köşktekilere veda edip evlerine dönerler.

 

İç çatışmaların ardından düzeldiği sanılan durum tekrardan eski haline döner. Hasta organ ile genç arasındaki tek başınalık durumu gencin kötü sağlık ve ruh haline neden olur. Bu durum kötü zamanların başlangıcı olur. Hastalık git gide artar ve sıkıntılar büyür. Teşhis ve tetkilerin ardından bu durumujn ilerlemesi adına bacağın kesilmesine karar verilir. Ameliyat yeri Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’dur. Doktorların yoğun çabaları bacağın bütünüyle kesilmez ancak normale göre biraz daha kısa kalır. İyileşme sürecine girerken kendisini ziyarete gelen Paşa’dan Nüzhet’in Doktor Ragıp ile evleneceğini öğrenir. İyileşmenin sevincine bile varamadan bir hüzün çöker okuyucu üzerinde. Yıllar boyu en sağlıklı şeylere hatta bir ağaca bile özenirken aşk konusunda talihsiz sona maruz kalmak iç hüznün tarif edilmez kaynağıdır.

 

Romanın en güzel özelliklerinden biri de farklı uzunluğa sahip bölümlerin olması ve bu bölümler arasında geçiş yaparken şairane bir okuma hissinin oluşmasıdır. Kısa kısa bölüm geçişleri, okuyucuyu sıkmayan romanın etki alanına bir katkı olduğunun göstergesidir.

 

Kimilerine göre bitmemiş hala içimizde ukte yaratan bir eser hissi uyandırırken kimimizde acı ve ıstıraba bir son vermek için bitiş cümlesiyle tozlu raflara kaldırılması gereken bir romandır. Konu içeriği bakımından psikolojik olması güllük gülistanlık açıklamalardan uzakta olmaktadır. Okuyanın hayatında veya iç dünyasında manevi yük oluşturması romanın hayata farklı pencereden bakma girişimine katkı sunuyor.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...

Kavgam Kitap Özeti

Kavgam Özeti:  Adolf Hitler yaşadığı döneme damga vuran, kimileri tarafından nefret edilen, kimileri tarafından da hala sevilen, kesinlikle yaşadığı döneme kişiliğiyle damgasını vuran dönemin Almanya lideridir. İki ciltten oluşan kavgam kitabının ilk cildi Hitler hapiste iken yazılışken ikinci cildi hapisten çıktıktan sonra yazılmıştır.

 

Kavgam kitabının yazarı olan Hitler’in babası bir memur ve annesi de ev hanımıdır. Hitler’in de memur olmasını isteyen babasına karşılık sanat okulu okumak isteyen Hitler, resim alanında kendisini geliştirmek ister. Babasını ölümüyle Viyana’ya sanat okuluna gider. Yetenek sınavlarında başarısız olur ve okula giremez. Aynı zamanda, zor şartlar altında hayatını devam ettiren Hitler yaşamını sürdürmek için çeşitli işlerde çalışır. Bu sırada gözlemleme yapan Hitler, Yahudilerin her yerde kendi milletinden insanları çalıştırdığını ve Almanya halkını sömürdüğünü düşünür.

 

1.Dünya Savaşı’nda gönüllü askere yazılan Hitler, on başı olarak görev alır. O dönemin meşhur siper savaşlarında, zehirli gaza maruz kalan Hitler’in gözleri zarar görür. İyileşip bir an önce cepheye gitmek isterken Almanya’nın savaşta yenildiği ve teslim olduğu haberini alır. Versailles Antlaşması’nı imzalamak zorunda bırakılan Almanya’ya ekonomik olarak yüklü bir savaş borcu, ordunun gelişmemesi adına da ağır şartlar koşulmuştu ve bu Hitler için kabul edilmemişti.

 

Askerlik hizmetinden sonra devlette muhbir olarak görev alan Hitler polis olarak çalışmıştır. Alman İşçi Partisi hakkında bilgi edinmek için Münih’te bulunan partinin bir toplantısına katıldı ve çok etkilendi. Zamanla parti içinde de kendisine yer buldu. Hitabet yeteneği çok üst düzeyde olan Hitler zamanla parti başkanlığına kadar geldi. Seçilmeden önce vaat ettiği gibi, barış antlaşması ile Almanya’yı çok zor durumda bırakan Versailles Antlaşması’nı kabul etmeyen ve Yahudi sorununu çözmek isteyen Hitler, bu konular üzerine de çalışmalar başlattı.

 

Almanya’da Faşist lider Benito Mussolini gibi darbe ile başa gelmek isteyen Hitler, tarihe birahane darbesi olarak geçen bir ayaklanma çıkardı ve başarısız olarak hapis cezasına çarptırıldı. Adolf Hitler, 1924 yılının Kasım ayında serbest bırakıldı. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ni yeniden şekillendirdi ve seçimlere hazırladı. Seçimlerde başarılı olarak ülke yönetiminde söz sahibi olan Hitler ırkçı devlet anlayışını benimsetmeye çalışmıştır. Hapiste iken Kavgam kitabını yazmaya başlayan Hitler kendi görüşü, partisinin görüşünü ve karşı olduğu konuları anlatmaktadır.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...

Uçurtma Avcısı Kitap Özeti

Uçurtma avcısı özeti: ünlü Afganistan’lı yazar Khaled Hosseini tarafından kaleme alınmış politik ve tarihi bir romandır. Afganistan’ın Sovyetler Birliği tarafından işgalini de romanında anlatan yazar, olayları çocukların gözünden bakmaktadır.

 

Uçurtma avcısı, Afganistan’da saygınlığı olan zengin bir hayat yaşayan bir babanın oğlu olan Emir ve evlerinde çalışan ve Hazara olarak adlandırılan bir babanın oğlu olan Hasan’ın dramını ortaya koyan bir romandır.

 

Uçurtma avcısı kitabında geçen Hazara, Moğol soyundan gelen, yüz hatlarıyla moğollara benzeyen ve Afganistan’da hemen ayırt edilen ve şii olmaları sebebiyle de o dönem bölgede kimileri tarafından sevilmeyen ve istenmeyen insanlar olarak bilinir.

 

Hasan, Emir’e içten sağdık ve onu seven biridir. Bir gün Assef Emir’i dövmek için gelirken Hasan onu sapanıyla korkutarak engelledi ve Assefin kinini kazanmıştı. Assef, annesi Alman babası Afgan olan, Hazaraları sevmeyen ve Hitler hayranı bir çocuk ve bölgede korkulan birisi olarak tanımlanabilmektedir.

 

Uçurtma avcısı kitabında geçen ve Afganistan’da eski bir kış geleneği olan uçurtma yarışmaları yapılırdı. Uçurtma yarışmaları, çocukların uçurdukları uçurtmaların havada iplerinin kesilmesiyle oynanan ve amacın havada tek kalan uçurtma olmaktır. Kesilen uçurtmanın yakalanması da avcıların işidir. Hasan avcılık konusunda gerçekten iyi olmakla birlikte o yıl yarışmaya Emir ve Hasan birlikte katılırlar. Emir uçurtmayı uçuran kişi Hasan ise arkasında ipçi olarak adlandırılan görevdedir. Emir’in son kalan uçurtmayı kesmesiyle, Hasan’ın yere düşen bir uçurtmayı yakalamak için mahallede koşmaya başlar ve uçurtmayı yakalar. Assef’in onu sıkıştırır ve yakaladığı uçurtmayı ister. Hasan bunu reddeder ve Emir’e götüreceğini söyler. Assef bu olay karşısında Hasan’a unutamayacağı bir olay yaşatır. Emir bunu görür ve müdahale edemez ve edemediği için de her gün kendisinden utanır.

 

Hasan bu olay sonrası konuşmaz ve kendi içine kapanır. Emir duyduğu utançla beraber Hasan’ı artık yanında görmek istemez ve onu hırsızlıkla suçlamak ister ve başarılı da olur. Emir’in babası bu yalan olan hırsızlık olayını ne kadar görmezden gelse de Hasan’ın babası kesin bir şekilde evi terk eder ve bölgeden uzaklaşır.

 

Emir ve babası, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali ile evlerini terk edip Amerika’ya yerleşirler. Hasan burada büyür ve evlenerek hayatını devam ettirir. Emir bir gün Hasan’ın başını belada olduğunu öğrenir ve telefon edilen yere yani Pakistan’a gider. Hasan’dan kalan mektubu okuyan Emir, Hasan’ın öldüğünü ve oğlu olan Sahrab’ın da yetimhanede olduğunu öğrenir. Sahrab’ı almak ve eskiden kalan vicdan borcunu ödemek için terk ettiği topraklara, Afganistan’a tekrar gider ve karşısına hiç beklemediği bir Afganistan çıkmıştır.

 

Emir, Afganistan’da belli uğraşlardan sonra Taliban kontrolündeki bölgede Sahrab’ın Assef tarafından köle olduğunu öğrenir. Sahrab’ı kurtarmak için Taliban kuralları yüzünden takma sakal takarak Assefin yanına gider. Assef karşısındakinin Emir olduğunu anlayınca içerde kavga başlar ve Sahrab sapanıyla gözünden vurulan Assef’in elinde kaçmayı başaran Emir ve Sahrab Amerika’ya giderler.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...