Ortancalar toprağın özelliğine göre neden renk değiştirir?

Ortancalar toprağın özelliğine göre neden renk değiştirir? Tahminlerde bulununuz. (Asidik topraklarda yetişen ortancalar mavi tonlarında, bazik özellik taşıyan topraklarda yetişen ortancalar ise pembe tonlarında olur. )

 

Ortanca sadece ülkemizde değil, birçok ülkede sıklıkla gördüğümüz çiçeklerden birisidir. Birkaç metre boya kadar uzayabilen bu ortanca çiçekleri, pembeden maviye çok farklı bir renk tonu göstermektedir. Bazen başka bir bahçeden aldığınız mavi ortanca çiçeği başka bahçeye ekince ortancalar pembe renkte çıkabiliyor. Bunun sebebi ise ortanca çiçeğinin çok farklı bir özelliğinin olmasıdır. Yani ortancanın toprağındaki maddelerin türüne göre renginin değişmesidir. Eğer ortancanın toprağının pH derecesi yüksekse bitki pembe renkli açacaktır, pH derecesi düşük ise ortanca mavi renkli olarak açacaktır.

 

Ortanca çiçeğinin toprağının ph’nın asidik ya da bazik olması ortanca çiçeğinin renginin farklı olmasına sebep olmaktadır. Ortanca çiçeğinin bu farklı özelliğinden yararlanılarak ortancanın rengi maviden pembeye ya da pembeden maviye dönüştürülebilir. Ancak ph oranı aynı toprak söz konusu ise ortancaların renkleri de aynı olacaktır. Ortanca çiçeklerinin rengini değiştirmek mümkündür. Asit oranı yüksek topraklarda yetiştirilen ortancalar mavi tonlarında olur, baz oranı yüksek topraklarda yetiştirilen ortancalar ise pembe tonlarında olmaktadır. Toprağın ph’sı toprağın asitli olduğunu, bazik olduğunu ya da nötr olduğunu ifade eder. Toprağın ph’sı 1 ila 14 seviyesi arasında ölçülür. Toprağın asidik olması demek toprağın ph seviyesinin 7’nin altında olması anlamına gelmektedir. Toprağın bazik olması demek ise ph seviyesinin 7’nin üzerinde olması demektir. Sonuç olarak; toprağın pH seviyesi değiştirebilirsek açacak olan ortanca çiçeğinin rengini de mavi ya da pembe olarak değiştirebiliriz.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...

Kimyasal tepkimeler sonucu oluşan bileşiklere örnekler yazınız.

Kimyasal tepkimeler sonucu oluşan bileşiklere örnekler yazınız.

Maddenin iç yapısında meydana gelen değişimlere kimyasal değişim denilmektedir. Kağıdın yanması, yemeğin pişmesi, odunun yanması, demirin paslanması kimyasal değişimlere örnek olarak verilebilir. Kimyasal tepkime ise; iki ya da daha fazla element ya da bileşiğin kimyasal etkileşime uğrayarak yeni maddeler oluşturmasına denir. Element ya da bileşikler kimyasal tepkimeye girince kendi özelliklerini tamamen kaybederler. Kimyasal tepkimeye giren maddelerin toplam hacmi, mol değerleri, kokusu ve rengi gibi özellikleri değişse de, maddelerin toplam kütlesinde bir değişiklik olmaz. Ayrıca atom türü ve sayısında da bir değişiklik olmaz.

 

Demirin paslanması, ayvanın çürümesi, peynirin küflenmesi, tuz oluşması, suyun meydana gelmesi, ekmeğin küflenmesi gibi tepkimelerin her biri kimyasal tepkimedir. Kimyasal tepkimeler sırasında oluşan değişiklikler denklem ile gösterilir. Kimyasal denklemlerde tepkimeye giren ve çıkan maddeler formül ile gösterilmektedir. Demirin paslanması olayını örnek verecek olursak; demirin paslanması sonucu demir oksit oluşmaktadır. Demir oksit bileşiğinin kimyasal formülü ise Fe2O3’dir. Demirin sembolü “Fe” ile oksijenin sembolü ise “O” ile gösterilmektedir. Demirin paslanmasının kimyasal formülü ise; 2 Fe + 3/2 O2 → Fe2O3 + ısı şeklinde gösterilmektedir. Kimyasal tepkimeler sonucu oluşan bileşiklere başka örnekler verecek olursak aşağıdaki örnekleri de verebiliriz.

 

  • C + O2 → CO2 + ısı     (Odunun yanması )
  • Fe + S → FeS  (Demir ile Sülfür)
  • C2H5OH + 3 O2 →  2 CO2 + 3 H2O + ısı  (Etil alkol oksijen ile yanması)
  • C6H12O6 + 6 O2 → 6 CO2 + 6 H2O + ısı (Solunum olayı)
  • CH4 + 2 O2 → CO2 + 2 H2O + ısı  (Metan oksijen ile yanması)
  • C + O2 → CO2  + ısı   (Karbon oksijen ile yanması)
  • S2 + 2O2 → 2SO2   (Kükürdün yanması)
  • 2H2 + O2 → 2H2O + ısı  (Hidrojen oksijen ile yanması)
1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...

Yanıcı özelliğe sahip olan hidrojen ile yakıcı özelliğe sahip oksijenden su nasıl oluşur?

Yaşam için vazgeçilmez olan su, hidrojen ve oksijen atomlarının birleşmesinden oluşur. Yanıcı özelliğe sahip olan hidrojen ile yakıcı özelliğe sahip oksijenden su nasıl oluşur?

 

İki hidrojen ve bir oksijen atomundan oluşan su yaşamımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Suyun kimyasal formülü ise H2O’dur. Su, oda sıcaklığında sıvı halde bulunan kokusuz, renksiz, tatsız bir maddedir. Yeryüzünde su katı, sıvı ve gaz hallerinde bulunmaktadır. Suyun molekül yapısı basit yapılıdır ancak bilim insanları suyun sırrını hala tam olarak çözememişlerdir. Yaşamımızın vazgeçilmezi olan suyun oluşabilmesi oldukça zordur. Su, kimyasal olarak çok fazla etkileyici özelliğe sahiptir.

 

Hidrojen ve oksijen moleküllerinin her ikisi de birbirinden farklı olduğu kadar, birleşmesinden meydana gelen sudan da çok farklı özelliklere sahiptir. Her bir su molekülü, 2 hidrojen ve 1 oksijen atomunun birleşmesinden meydana gelmektedir. Biri yakıcı, diğeri ise yanıcıdır.  Suyu oluşturan oksijen atomu yakıcı bir gazdır, hidrojen atomu ise yanıcı bir gazdır.  Bu iki gazın birleşmesi ile suyun oluşması oldukça olağanüstüdür. Su yanıcı bir madde değildir. Hatta bu özelliğinden dolayı ateş söndürücü olarak kullanılmaktadır. Suyu oluşturan iki elementin birisinin yanıcı, diğerinin yakıcı olmasına rağmen su, çok iyi bir söndürücüdür. Hidrojen ve oksijen oda sıcaklığında tepkimeye girmez. Yüksek sıcaklıktaki moleküller daha hızlı hareket ettikleri için daha hızlı bir enerji ile çarpışırlar. Ortama yeterli miktarda enerji sokulursa tepkime gerçekleşir. Oksijen ve hidrojen birleşimine ısı verilir, oksijen ve hidrojenin molekül hızları artar ve böylelikle tepkime meydana gelir. Tepkimenin sonucunda ise su meydana gelir.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...

Acaba sebzelerin doğrandıktan ve pişirildikten sonraki özellikleri birbiriyle aynı mıdır?

Acaba sebzelerin doğrandıktan ve pişirildikten sonraki özellikleri birbiriyle aynı mıdır? Sebzeler pişerken bir değişime uğramış mıdır?

 

Bir maddenin dışarıdan görülebilen fiziksel özelliğinde meydana gelen değişmelere fiziksel değişimler denilmektedir. Fiziksel değişime uğrayan maddenin yapısında bir değişiklik olmadığı için tekrar eski haline dönebilir. Çünkü, fiziksel değişmelerde maddelerin tanecik yapılarında bir değişiklik olmadığından başka maddelere dönüşmüş olmazlar. Erime, donma, buharlaşma, yoğuşma gibi maddenin hal değişimi ile yırtılma, kırılma, parçalanma, çözünme gibi olaylar fiziksel değişime sebep olurlar. Örnek olarak suyun donması, demirin erimesi, kağıdın yırtılması, camın kırılmasını verebiliriz. Bir maddenin tanecik yapısında değişikliğe sebep olan değişimlere ise kimyasal değişim denilmektedir. Kimyasal değişime uğrayan maddenin atom ve molekül yapısı ise tamamen değişmektedir. Bu nedenle ortaya yeni maddeler çıkmaktadır.

 

Yanma, mayalanma, pişme, küflenme, kızartılma, solunum, sindirim, paslanma gibi olaylar kimyasal değişimlere neden olurlar. Örnek olarak kağıdın yanması, yemeğin pişmesi, etin pişirilmesi,  sütten peynir elde edilmesi, sebzelerden turşu yapılması, bitkilerin fotosentez yapması verebiliriz.  Maddenin fiziksel ve kimyasal değişimlerinden yola çıkarak sebzelerin doğrandıktan ve pişirildikten sonra meydana gelen özellikleri şöyledir. Sebzeler doğranırken fiziksel değişime uğradıkları için iç yapısında bir değişme meydana gelmez, şekil ve dış yapısında ancak bir değişiklik meydana gelir, özellikleri aynı kalır. Sebzeler pişerken ise kimyasal bir değişime uğradığı için değişime uğrar. Pişme olayı kimyasal bir değişmedir. Çünkü; sebzenin iç yapısında bir değişme meydana gelir. Özetle; sebzeler doğranınca fiziksel değişime uğrar, pişerken ise kimyasal değişime uğrar.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...

Geçmişten günümüze periyodik sistemin oluşturulma sürecini çeşitli kaynaklardan araştırınız

Geçmişten günümüze periyodik sistemin oluşturulma sürecini çeşitli kaynaklardan araştırınız ve edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla tartışınız.

 

Yeryüzünde bulunan maddeler doğada element ve bileşik halinde bulunmaktadır. Aynı cins atomların bir araya gelmesi ile elementler oluşur, farklı elementlerin bir araya gelmesi ile de bileşikler meydana gelmektedir. Elementler ve bileşikler saf maddedirler. Elementlerin keşfedilmesi çok uzun yıllar boyunca sürmüştür. Günümüzde hala yeni elementler bulma çalışmaları devam ettiği için bu sayılar değişebilir. Bilim insanları çalışmalarını kolaylaştırmak için sınıflandırmaya büyük önem vermişlerdir. Geçmişten günümüze kadar birçok bilim insanı maddeleri sınıflandırmışlardır. Aristo, milattan önce 350 yılında yeryüzündeki bütün maddelerin dört temel elementten oluştuğunu bunların ise hava, toprak, ateş ve su olduğunu söylemiştir. Periyodik tablo uzun seneler boyunca kimya ile uğraşan kişilerin birikimleri sonucu ortaya çıktı. Periyodik tablo; elementlerin benzer özelliklerine göre sınıflandırılması ile oluşturulmuş bir tablodur. Periyodik tabloya periyodik cetvel de denilmektedir.

 

Periyodik tablo verilen elementler belirli bir düzene göre dizilmiştir. Periyodik tabloda elementin adı, sembolü ve proton sayısı gibi özellikleri de yer almaktadır. 1862’ de bilim insanı A.E. Beguyer de Chancourtois elementleri atom ağırlıklarına bakarak sarmal şekilde sınıflandırmıştır. 1865’te ise bilim insanı John Newlands elementleri artan atom ağırlıklarına bakarak sıralamış ayrıca her sekizinci elementte kendini yenileyen bir grup oluştuğunu da fark etmiştir. Periyodik tablo denince akla ilk gelen isim ise 1869 yılında elementlerin sınıflandırılmasıyla ilgili kapsamlı çalışmalar yapan bilim insanı Mendeleyevdir. Bugünkü periyodik tablonun temelini Mendeleyev atmıştır. Mendeleyev ise elementleri artan atom kütlelerine göre ve benzer özellikteki elementler alt alta olacak şekilde sıralamıştır. Mendeleyev’in oluşturduğu periyodik tablo 63 element bulunmaktaydı. Ancak zamanla element sayısı artmıştır. Günümüzde ise doğadaki element sayısının 80’i geçmiş olduğu bilinmektedir.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...

Elementlerin keşfi kimya bilimi için nasıl bir değişim başlatmıştır?

Elementlerin keşfi kimya bilimi için nasıl bir değişim başlatmıştır?

 

Kimya maddenin yapısını, özelliklerini, bileşenlerini, geçirdikleri değişimleri ve bu değişimler sırasındaki enerji alışverişleriyle ilgilenen bilim dalına denir. Kimya bilimi çok eskilere dayanan bir bilimdir. İnsanların madde ile olan etkileşim ve keşfi insanın varoluşuyla birlikte başlamıştır. İnsanlar temel ihtiyaçları olan avlanma, beslenme, barınma gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılamak için çeşitli maddelerden yararlanmışlardır. Zaman geçtikçe de yaşamlarını daha da kolaylaştırmak için farklı maddelerin keşfi için uğraşmışlar ve zamanla yeni maddeler keşfetmişlerdir. Zaman geçtikçe uzun yıllar sonra elementlerden birleşik karışım gibi madde yapımında kimya bilgilerinden yararlanmışlardır. Element ise; gözle görülemeyecek kadar küçük aynı cins atomlardan oluşan fiziksel ya da kimyasal yollarla kendinden daha basit ve farklı maddelere ayrılamayan saf maddelere denir.

 

Elementin en küçük yapı taşı atomdur. Elementler semboller ile gösterilmektedir. Elementler saf halde bulunan maddelerdir. Günlük hayatımızda tanıdığımız maddelerin birçoğu element değildir. Elementlerin keşfi, kimya bilimi açısından birçok gelişmeyi de beraberinde getirmiştir. Elementlerin keşfinin kimya bilimi için getirdiği değişimlerden bahsedecek olursak; elementlerin keşfi sonucunda sayılarının artması ve keşfedilen elementlerin özelliklerinin birbirinden farklı olmasından dolayı elementlerin incelenmesinde kolaylık olması için sınıflandırma yapılmış ve bu sınıflandırma periyodik cetvelle yapılmıştır. Bulunan bir element sayesinde diğer başka bir elementin keşfini kolaylaştırmıştır. Elementlerin bulunması ile beraber elementlerin özellikleri de araştırılmış ve elementlerin bu özelliklerinden yararlanılarak birçok malzeme üretilmiştir.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...

Otomobil ve iş makineleri gibi araçlarda bulunan hidrolik sistem nasıl çalışır?

Otomobil ve iş makineleri gibi araçlarda bulunan hidrolik sistem nasıl çalışır? Araştırınız.

 

Basıncı yaşamımızın pek çok yerinde karşılaştığımız fiziksel bir güç olarak tanımlayabiliriz. Basıncın bir yerden başka bir yere geçmesi anlamına gelen basınç iletimi ise otomobil ve iş makineleri gibi araçlarda bulunan hidrolik sisteminin çalışma mantığını oluşturmaktadır. Otomobil ve iş makineleri gibi araçlardaki hidrolik sistem genel olarak sıvıların basınç iletimi kuralına bağlı olarak çalışmaktadır. Hidrolik sistem ise, hareket ve kuvvet üretmek için sıvının sıkıştırılması ile oluşan basınç gücünü mekaniksel güce çeviren sistemdir. Pascal Prensibi’nin kullanıldığı alanlarından birisi de hidrolik fren sistemleridir.

 

Hareket halindeki aracın durmasını sağlayan hidrolik fren sistemleri, sıvıların basıncı iletmesi sayesinde çalışır. Sürücünün fren pedalına basması ile birlikte sıvı bu basıncı ileterek fren balatalarını hareket ettirerek tekerin kilitlenmesini sağlar ve bu kuvvet sayesinde de araç durur.  Pascal prensibi ise, kapalı bir kapta bulunan sıvılara uygulanan basıncı sıvının dokunduğu her yüzeye aynı büyüklükte ve dik olarak iletilmesine denir. Sıvılar akışkan özelikte olup molekülleri arasındaki boşluk çok azdır. Bu yüzden sıvılar sıkıştırılamaz kabul edilir. Sıvılar sıkıştırılamadığı için de basıncı aynen iletirler. Günümüzde hidrolik sistemler pek çok yerde kullanılmaktadır. Pascal ilkesinden yararlanılarak hidrolik sisteminin kullanıldığı otomobil ve iş makineleri gibi pek çok araç yapılmıştır. Hidrolik sistem kontrolü kolay olduğu, ekonomik olduğu ayrıca az yer kapladığı için günümüzde çok geniş bir kullanım alanı vardır.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...