Batuhan dedesini niçin ziyaret etti?

Soru: Batuhan dedesini niçin ziyaret etti?

 

Ziyaretin özel bir sebebi yok. Parçada her hafta olduğu gibi ifadesi var. Bu ifadeden bu ziyaretin her hafta yapılan bir ziyaret olduğunu anlayabiliriz.

 

Küçükler büyüklerini sık sık ziyaret etmeli. Büyükleri mutlu eden bir davranıştır bu. Batuhan da dedesini belli ki her hafta ziyarete gidiyor.

Nanoteknoloji Nedir? Kullanım Alanları Nelerdir?

Nanoteknoloji kelimesindeki nano, nanometreden gelmektedir ve nanometre bir ölçü birimidir. Bir metreyi bine (1000) böldüğümüzde bir milimetre elde ederiz. Bir milimetreyi bine (1000) böldüğümüzde ise bir mikron elde ederiz. Bir mikronu bine (1000) böldüğümüzde ise 1 nanometre elde ederiz. Yani 1 nanometre, 1 metrenin milyarda birine ve 1 milimetrenin milyonda birine eşittir. Anlayacağınız üzere 1 nanometre çok çok küçük bir ölçüye karşılık gelmektedir.

Nanoteknoloji ise nano boyutta gerçekleşen ve büyük bir bilimsel alanı kapsayan terimdir. Nanoteknoloji, genel olarak maddeyi atomik boyutuyla kontrol etme amacı ile kullanılır.

Nanoteknolojinin kullanım alanı çok geniştir ve her gün daha fazla genişlemektedir. Malzeme bilimi, kimya ve fizik gibi birçok bilim dalında kullanılan nanoteknoloji aynı zamanda tıp alanında da kullanılmaktadır ve bu alanda da çok fayda sağlamaktadır. Nanoteknoloji üretim alanındada çok yararlıdır. Üretimi arttırmaya yarar, ayrıca maliyetleri de azaltır. Ayrıca gelecek içinde insanoğlunun yaşam kalitesinin artması için önemli bir unsur olacaktır. Gıdalarda bile nano malzeme bulunabilmektedir. Oluşum şekli doğal olan nano malzemeler gıdalarda yer almaktadır. Biraların içerdiği karbonhidrat parçaları veya sütte bulunan proteinler buna örnek olarak gösterilebilir. Emülsiyon yapma veya öğütme gibi katı cisimleri parçalayıp küçük parçalar oluşturma veya sıvı cisimlerden damlalar oluşturma amaçlarıyla yapılan işlemler vasıtasıyla gıdalarda nano boyutlu parçacıklar oluşabiliyor. Bu yöntemler uzun zamandır gıda üretiminde kullanılan yöntemlerdir. Ayrıca insan vücudunda gerçekleşen sindirim sürecinde de gıdalar, besin öğelerine ayrışmaları için nano boyuttaki parçalara ayrıştırılmaktadır.

Nanoteknoloji, günümüzde havacılık ve uzay çalışmaları, sağlık ve tıp alanı, savunma sanayisi gibi çok geniş alanlarda kullanılmaktadır. Gündelik hayatımızdaki kullanım alanlarına örnek olarak lens kamera üretimi, nanoteknolojik pil, bazı mp3 çalarlar ve DVD verilebilir.

Nanoteknolojinin günümüzde teknoloji bakımından kullanım alanları kısıtlı olsa da var olan teknolojinin gelişmesiyle oluşacak yakın bir gelecekte çok daha yaygın olarak kullanılacaktır. Bazı ülkelerin ve firmaların bu alana yaptıkları yatırımlar ve arge çalışmaları sayesinde nanoteknolojinin kullanılabilirliğinin daha fazla arttırılacağı ve bu sayede kullanılabilir alanlarının da daha fazla olacağı yorumunda bulunabiliriz. Bu sayede nanoteknolojinin insanoğluna sağlayacağı yararları da artacaktır.

Fosil enerji kaynakları küresel ısınmayı nasıl etkiler?

Fosil enerji kaynaklarının küresel ısınmayı nasıl etkilediğini araştırarak bulduğunuz sonuçları sınıfınızda paylaşınız.

Fosil Enerji Kaynaklarının Küresel Isınmaya Etkisi

 

Fosil yakıtlar, yenilenemeyen enerji kaynakları olarak yaklaşık 350 – 290 milyon yıl öncesine dayanıyorlar. Toprak mikroorganizmaları, deniz organizmaları, ağaç kalıntıları, eğrelti otları ve diğer büyük yapraklı bitkilerle dolu bataklıklar, milyonlarca yıl içerisinde basınç ve sıcaklık etkisi  ile enerji kaynaklarına dönüştüler. Kömür oluşumu itibariyle;  basınç ve ısı nedeniyle sertleşmiş eğrelti otlarından, bitkilerden ve ağaçlardan oluşur. Yağ zoo-plankton ve algler gibi daha küçük organizmalardan meydana gelir. Yoğun miktarda basınç, bu karmaşık organik maddenin yağa ayrışmasına neden olmuştur.

Doğal Gaz için de aynı doğal prosesler geçerlidir ama doğal gaz fosil kaynağı olarak biraz daha farklı bir hikayeye sahiptir.  Oluşması için bu doğal süreçler biraz daha fazla zaman alır ve daha yüksek basınç ve sıcaklık gerekir. Fosil yakıtlar global enerji kaynaklarının yüzde 82’sini meydana getiriyorlar.

Bu enerji kaynakları, doğal olarak ulusların sanayileşmesinde kullanıldılar ve hala bu sürece güç vermeye devam ediyorlar.  Elektrik üretiminden ulaşım araçlarının yakıtına kadar çeşitli uygulamalara sahiptirler. Ayrıca, boyalar, deterjanlar, polimerler, kozmetikler ve bazı ilaçların üretimi için fosil yakıtlar gereklidir.

Kömür gibi bazı fosil yakıtlar, bol ve ucuz bir enerji kaynaklarıdır.  Petrol gibi diğer fosil yakıtlar coğrafi bölgeye bağlı olarak değişken bir maliyete sahiptir. Bu nedenle, jeopolitik konumlar, bu son derece değerli kaynakların coğrafi olarak tahsis edilmesinden kaynaklanmaktadır. Fosil yakıtların oluşması milyonlarca yıl sürdüğü için yenilenemeyen kaynaklardır. Bu kaynaklar bir kez kullanıldığında, yeri doldurulamaz.

 

Fosil Yakıtlar ve Sera Gazları

Fosil yakıtlar, yakıldıklarında  iklim değişikliğine yol açan ve bir sera gazı olan karbondioksit gazını açığa çıkarırlar.  Bunların üretimi hem çevresel olumsuzluklara hem de insan sağlığını tehdit edici etkilere yol açmaktadır.  Pekiyi ama nasıl? Ürün olarak zararlı gazlar hem global ısınmaya yol açıyor hem de oksijen soluyan canlıların yaşamını tehdit ediyor. NOx CO ve CO2 gazları küresel ısınmaya yol açar.  Ek olarak bu rezervler gittikçe tükenmeye yüz tuttuğu için, yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ihtiyaç artmaktadır. Çünkü insanlık sanayi endüstri ve kavuştuğu konforundan vazgeçemez.  Bilim insanları yoğun olarak, fosil yakıtların yerine geçebilecek enerji kaynakları olan Güneş enerjisi, jeotermal enerji, rüzgar enerjisi, gelgit enerjisi, biyoyakıt kaynakları gibi alanlara yoğunlaşmaya başladılar. Bu çalışmaların iki nedeni var.

 

  • Var olan fosil kaynakların CO2 ürününün küresel ısınmaya yol açması
  • Fosil kaynaklarının hızla tükenmesi

 

Fosil yakıtlarla ilgili ciddi bir küresel ısınma problemi ortaya çıktığı için, sanayide ve endüstride çok ilerlemiş olan Çin, Rusya ABD Japonya Almanya gibi ülkeler, buna çözüm bulmak üzere Kyoto protokolünü imzaladılar. Buna göre, fosil yakıt kullanan araçların egzoz çıktısı olarak NOx CO ve CO2 zararlı gazları belli sınırlar dahilinde olmak zorundaydı. Fakat tüm ülkelerin bu protokolü imzalamasına karşılık ABD hala bildiğini okumaya devam ediyor. Emisyon değerlerine, Avrupa ve diğer sanayileşmiş ülkeler kadar önem vermiyor. ABD dünyayı en çok ısıtan ve kirleten ülkelerin başında geliyor.

Sallanma ve dönme hareketi yapan varlıklara çevremizden örnekler verelim.

Sallanma ve dönme hareketi yapan varlıklara çevremizden örnekler verelim.

Fizikte çekim gücüne göre varlıklar farklı yönlere doğru hareket edebilirler. Yeryüzünde her cisim ve canlı kendini bıraktığında yeryüzüne iner. Bunun sebebi çekim gücüdür. Çekim gücünün yanında varlıklar kendilerini istedikleri yöne hareket ettirebilirler. Sallanma olayında bir noktaya bağlı bulunan cisimlerin serbest şekilde hareket etmesidir. Dönme hareketi ise merkeze bağlı olan cismin kendi etrafında veya başka bir varlığın etrafında dönmesidir. İşte bu isteğe bağlı hareketler şu şekilde sıralanabilir:

Sallanma hareketi: Sallanma hareketi sağa sola doğru yapılan harekettir. Yeryüzünde sallanma hareketini yapan birçok varlık bulunmaktadır. Bu varlık veya isimlere örnek olarak guguklu saat, salıncak, beşik sallanma hareketi yapmaktadır.

Dönme hareketi: Dönme hareketi sabit bir eksenin etrafında aynı hareketin yapılmasıdır. Dünya üzerinde ve uzay boşluğunda dönme hareketini yapan pek çok cisim bulunmaktadır. Bu cisimler lunaparkta görebileceğimiz atlıkarıncadan dönme dolaba, anahtarın yuvasında dönmesinden çamaşır makinesinin kazanının dönmesine, tekerlek, matkap, mikser, dünyanın, ayın dönmesi gibi pek çok cisim dönme hareketi yapmaktadır.

Bütün bu hareketleri dünya üzerinde gözlemlemekteyiz. Basit ve günlük olaylar gibi görünen bu hareketler aslında birer fizik olayı olarak gösterilebilir. Dönme ve sallanma olayı cisimlerin gözlemlenmesi ile çok rahat bir şekilde fark edilebilir. Fizik kurallarına bu hareketlerin çok rahat bir şekilde uyduğunu da görebiliriz.

Dil sağlığımızı korumak için başka neler yapabileceğimizi arkadaşlarımızla tartışalım.

Dil sağlığımızı korumak için başka neler yapabileceğimizi arkadaşlarımızla tartışalım.

İnsanın bedeninin giriş noktası olan ağır ve bu ağızda bekçi olarak değerlendirebileceğimiz dil bedene girecek her şeyi kontrol etmektedir. Bu kontrol ile birlikte insan her şeyi ağzına almaz ve yemez. Dil aslında bedenimizin koruyucusudur diyebiliriz. Dil ile yemeklerin tadına tuzuna bakarak uygun olanları yeriz. Dilin bu özelliği kişilere has bir özelliktir. Bir kişiye çok lezzetli gelen yiyecekler bir başkası için lezzetli olmayabilir.

Dil üzerinde tadları alan dokular bulunmaktadır. Bu dokular vücut için çok acı, ekşi, tuzlu gibi tatları algılayarak bunlar konusunda beyni uyarır. Kişi yemeği buna göre yemeye karar verir. Dil üzerindeki bu dokular zarar görürse bu tatlar algılanamaz. Dilin bu açıdan sağlığının korunması çok büyük önem taşımaktadır. Dilin korunması için yediğimiz içtiğimize dikkat etmeliyiz. Ağız içinde dilin dışında dişler bulunmaktadır. Dilin sürekli değdiği damak ve dişlerin sağlığının korunması demek dilin sağlıklı olması demektir.

Dilin sağlığının korunmasında aşırı sıcak ve aşırı soğuk yiyecek içecekler tüketmemeye özen göstermeliyiz. Çok sıcak dili yaktığı gibi çok aşırı soğuk da dile zarar verir. Asitli ve gazlı içecekler dile zarar verdiği için bunlardan da uzak durmakta yarar vardır. Bunlara ek olarak zararlı alışkanlıklardan uzak durulması dil sağlığı açısından önemlidir. Alkol, sigara gibi alışkanlıklar dilin kimyasal olarak etkilenmesine ve zarar görmesine sebep olmaktadır.

Burun sağlığımızı korumak için başka neler yapabileceğimizi arkadaşlarımızla tartışalım.

Burun sağlığımızı korumak için başka neler yapabileceğimizi arkadaşlarımızla tartışalım.

Burun nefes alıp vermemizi, dışarıdan gelen kokuları ayırt etmemizi sağlayan bir duyu organımızdır. Bu organımızı nasıl koruyabiliriz? İşte cevabı:

Burnun içi temiz tutulmalı, içerisinde kılcal damarlar olduğu unutulmamalı o yüzden sert cisimler sokulmamalıdır. İçindeki kılları koparılmamalıdır. Çünkü burnun içindeki bu kıllar dışarıdan gelen tozun ve mikrobun akciğerlere gitmesini engeller. Burnumuzu sadece su ve mendil ile temizleyelim. Sigaradan uzak duralım. Sıcak yaz günlerinde güneşten korunalım. Sıcak hava burun damarlarını çatlatır ve kanamaya sebep olur. Burun kanaması ile karşılaşırsak başımızı öne doğru eğip, burnun üst kısmını sıkmalıyız. Buz koymalıyız. Geçmeyen bir kanama ise doktora gitmek gerekir.

Nezle ve grip gibi hastalıklarda burnun akması gayet doğal bir durumdur. Sinüslerin boşalması ve dışarıya atılması beyne giden damarları açar, rahatlatır ve baş ağrısını yok eder. Burnumuz için ayrı, gözümüz akıyorsa, gözümüz için ayrı mendil kullanmayı unutmayalım. Sinüzite yakalanmamak için gereken önlemleri almalı, bol su tüketmeliyiz.

Bol C vitamini almanın da faydası vardır. Çamaşır suyu, tuz ruhu gibi asit içeren maddeleri koklamaktan, teneffüs etmekten kaçınmalıyız. Sık akan burun akıntılarının nedenlerini araştırmak gerekir. Hiçbir hastalık yoksa yine de burun akıyorsa alerjik bir durum olabilir bu. Alerji testi yaptırarak neye karşı alerjimiz olduğu bilinirse alerji iğneleri ile bu durum ortadan kalkabilir. Bir uzmandan yardım almalıyız.

Toprakta ve suda bulunan havanın buralarda yaşayan canlılar için önemini tartışalım.

Yukarıdaki görseli inceleyerek toprakta ve suda bulunan havanın buralarda yaşayan canlılar için önemini tartışalım. Toprağın, suyun veya havanın kirletilmesi durumunda canlıların hayatı nasıl etkilenir? Bu varlıkların yerinde olsaydık neler hissederdik?

Yeryüzünde yaşayan tüm canlıların oksijene ihtiyacı bulunmaktadır. Oksijen alamayan canlılar ölür. Suyun altına girdiğimizde bedenimiz uygun olmadığı için havasız kalıp ölebiliriz. Denizde yaşayan canlılar da hava alırlar ama bunu yapabilmek için vücutlarında uygun organları bulunmaktadır.

Toprak altında yaşayan hayvanlar ve bitkilerin de havaya ihtiyacı bulunmaktadır. Bu ortamda canlılıklarını koruyabildiklerine göre toprak altında da hava bulunmaktadır. Toprakla uğraşanlar yılın belli zamanlarında toprağı havalandırmak için çağa yaparlar. Böylece canlılar için daha rahat bir ortam hazırlanmış olur. Solucanların toprak altına dolaşmaları canlılar için iyi bir şeydir. Solucan toprak altında ilerledikçe toprak havalanır ve daha sağlıklı bir ortam meydana gelir.

İşte canlılar için bu kadar önemli olan hava ve suyun onlara sağlıklı şekilde ulaşması gerekmektedir. Suyun yeryüzünde azalması ve kirlenmesi canlılar için tehlike çanlarının çalması anlamına gelmektedir. Su yoksa hayatta yoktur. Bu sebeple yeryüzündeki su kaynaklarını güzel kullanmalıyız ve gelecek nesillere ve canlılara da bırakmalıyız.

Havanın yeryüzündeki kaynaklarından en önemlisi ağaçlardır ve ağaçların yok edilmesi dünyanın yavaş yavaş yok olması demektir. Ağaç dikmemiz ormanda, toprak altında yaşayan canlılar için yaşam alanı oluşturulması demektir. Nasıl ki evimizi elimizden aldıklarında kendimizi kötü hissedersek hayvanlar da evlerinin yok olmasından dolayı çok üzülürler.