Günlük hayatımızdan akıl yürütme ve düşünmede dili doğru kullanmanın önemine dair örnekler

Günlük hayatımızdan akıl yürütme ve düşünmede dili doğru kullanmanın önemine dair örnekler bularak aşağıya yazınız.

 

Filozoflar, yaptıkları akıl yürütmelerde mantığa uygun bir dil kullanmayı tercih ederler ve herkesin doğru şekilde anlayabilmesi için seçtikleri kelimelere çok dikkat ederler. Çünkü öyle düşünceler vardır ki gerçekten somut bir şekilde anlatmak ve kelimelere dökmek mümkün olmaz. Böyle bir durumda çağın ve toplumun gerekliliklerine göre bir anlatım benimseyen filozoflar, zaman içerisinde ifade ettikleri düşünceleri tekrardan süzgeçten geçirerek üzerlerinde gerekli düzenlemeleri yaparlar.

 

Günlük hayatımızda yaptığımız akıl yürütmeleri ve düşüncelerimizi doğru bir şekilde aktarabilmek için dili doğru bir şekilde kullanmamız gerekir. Örneğin; evrenin yaratılışı, doğa bilgisi ve diğer felsefi soruların cevaplarına ulaşabilmek ve doğru bir kanıya varabilmek için seçtiğimiz kelimeleri ince eleyip sık dokuyarak belirlemeliyiz. Özellikle de dini konularda vereceğimiz örnekler kişinin ruhani hayatını etkileyebileceği gibi itikadı olarak da zarar görmesine neden olabilir. Bu durum sağlık, günlük yaşam, arkadaş ilişkileri ve daha pek çok konuda geçerlidir. Yanlış anlamalara sebep olmamak ve insanları yanlış yönlendirmemek için ne düşünürsek düşünelim onları en uygun kelimelerle ifade etmeye çalışmalıyız.

Dilin yanlış kullanımı iletişimde nelere yol açmaktadır?

Dilin yanlış kullanımı iletişimde nelere yol açmaktadır? Belirtiniz.

 

Dil yaşamamız için gerekli olan ekmek, su ve hava gibi günlük hayatımızın içinde vardır ve olmaya devam edecektir. Ancak aynı hava gibi genelde biz bunu hissetmeyiz. Ama unutmamalıyız ki, tüm duygu ve düşüncelerimizi diğer insanlara aktarabilmemiz için dile ihtiyaç duyarız. Fakat her dilin doğru şekilde kullanılması ve tüm inceliklerinin bilinmesi gerekir. Aksi halde birçok yanlış anlaşmaların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Bir dili ne kadar iyi tanıyor ve ne kadar iyi kullanırsak insan ilişkilerimiz de o denli sağlam olur. Çünkü dil, bizi başkalarına en iyi şekilde yansıtan bir ayna görevi görür. Bu nedenle konuştuğumuz dile hâkim olmamız gerekir. Bu hakimiyet ana dilimiz olan dil için geçerli olduğu gibi diğer öğrendiğimiz lisanlar için de geçerlidir.

 

Özellikle yabancı bir dil konuşuyorsak kullandığımız kelimelerin ne anlama geldiğini çok iyi kavramalı ve seçtiğimiz kelimelere son derece dikkat etmeliyiz. Aksi halde çok büyük yanlış anlaşmalara sebep olabileceğimiz gibi insanları da yanlış yönlendirebiliriz. Bu yanlış yönlendirmeler ve yanlış bilgilendirmeler hem karşımızdaki kişiyle aramızın açılmasına neden olabilir hem de cezai durumlarla karşılaşmamıza yol açabilir.

Günlük hayatınızda dilin yanlış kullanımına bağlı yaşadığınız ilginç durumlar nelerdir?

Günlük hayatınızda dilin yanlış kullanımına bağlı yaşadığınız ilginç durumlar nelerdir? Örnekler veriniz.

 

Günlük hayatta konuşurken kullandığımız birçok kelimeyi aslında yazılı olarak kullanmaktan kaçınırız. Ya da sözlü olarak kolayca ifade edebileceğimiz pek çok kelime yazıya dökmekte zorlanabiliriz. Çünkü konuşurken jest ve mimiklerimiz anlatmak istediklerimizi daha iyi ifade etmemize yardımcı olurken, yazarken somut bir şekilde açıklamak zorunda kalırız. Bir de işin içine dil bilgisi kuralları girdiğinde yazmak bazen zor olabilir.

 

Örneğin, hepimizin bildiği “Oku, baban gibi eşek olma.” Cümlesinde ki virgülün yeri değiştirildiğinde anlatılmak istenen çok yanlış bir manaya bürünmektedir. “Oku baban gibi, eşek olma.” Görüldüğü üzere kullanılan kelimeler aynı olsa da cümlenin manası tamamen değişmektedir.

Bunu başka bir örnekle açıklayacak olursak; mesela “kar” kelimesinin üzerindeki şapkayı unuttuğunuzda iki farklı anlama gelmektedir. Sadece kar dediğimizde kışın yağan bir bembeyaz bir yağış şeklini açıklarken şapkalı olarak kullandığımız kar kelimesi, elde edilen bir kazancı belirtmektedir. Halbuki bu kelimeyi ifade ederken şapkalı olan ayı yumuşak bir sesle söylediğimiz için bu tür bir hata oluşmaz. Bu nedenle yazı yazarken buna çok dikkat etmeliyiz. Çünkü Türkçede bu tür kelimelerin sayısı oldukça fazladır.

Dilin işlevleri nelerdir?

Dilin işlevleri nelerdir?

İnsanların birbirleriyle anlaşabilmesini sağlayan vasıta dildir ve insanlar ortak dilleri neticesinde anlaşabilirler. İnsanların düşündüklerini ve duygularını belirli ses kümlerini bir araya getirerek anlamlı sözcüklerle anlatmalarına “lisan” da denilmektedir. Her ülkenin ve her kültürün kendine özgü bir lisanı vardır. İnsanlar ortaklaşa kabul ettikleri bu lisanı belirli kurallar çerçevesinde kullanır. Ancak kullanılan bu dilin farklı işlevleri ve özellikleri vardır.

Dilin işlevlerini şöyle sıralayabiliriz.

 

Dilin gödergesel işlevi: Dilin bu işlevi bilgi verme aşamasıdır. Bu işlev daha çok ders kitaplarında, öğretici kitaplarda, kılavuzlarda ve ansiklopedilerde karşımıza çıkar.

Dilin heyecan bağlı işlevi: Duygu ve heyecanların dile getirilmesi dilin bu işlevini ifade eder. Mektuplarda, şiirlerde, hitabet yazılarında ve eleştiri yazılarında dilin bu işlevi kullanılmaktadır.

Sanatsal İşlev: Dilin bu işlevine şiirsel işlev de denilir. Bir anlamı karşı tarafa aktarmaktan çok farklı çağrışımlar uyandırmak için kullanılır. Burada söz sanata özgü gerçeklik aktarılmaya çalışılır.

 

Dilin özellikleri ise şunlardır:

  • Dil, zaman içinde sürekli gelişen bir canlı varlık olarak kabul edilir.
  • Dil, sosyal bir varlık olarak düşünce ve zekanın bir göstergesidir.
  • Dil, toplumsal olarak kişiler arasında ki duygu ve düşüncelerin ortak paylaşımını sağlar.
  • Dil, bir milletin millet olduğunu gösteren en önemli göstergesidir.
  • Dil, tarih, kültür ve din ile iç içe geçmiş bir varlıktır.

Kavramlar zihnimizde doğuştan mı vardır yoksa sonradan mı edinilir?

Kavramlar zihnimizde doğuştan mı vardır yoksa sonradan mı edinilir?

 

John Locke, yaşadığı dönemde insan zihnin “Tabu rasa” yani “boş levha” olarak doğduğunu ve insanın öğrendiği her şeyi beş duyu organıyla elde ettiğini savunur. Buna göre Locke, insanın fiziki olarak geliştiğini ancak beyninin ve zihninin daha sonra geliştiğini savunur. Görme, işitme, dokunma, tat alma ve koklama gibi duyularını kullanan insanoğlu, yaşadığı deneyimlerle bilgiye ulaşır. Bu açıdan baktığımızda kavramlarında doğuştan değil sonradan öğrenildiği varsayımını kabul edebiliriz.

 

İnsan hayatı boyunca yaşadığı çevreden etkilenir ve yaşamını da bu çevre etkiler. Örneğin Amerika’da doğan bir kişi İngilizce dilini öğrenecektir. Dolayısıyla kavramları da İngilizce dilinde ifade eder. Bu nedenle kişinin doğduğu coğrafya, ülke ve ailesi zihnindeki kavramların belirginleşmesinde etkili rol oynar. Bunun yanı sıra aldığı eğitim ve yaşadığı tecrübelerde savunduğu düşünceleri üzerinde etkilidir. Bu nedenle insanoğlunun fikri alt yapısı az önce saydığımız tüm faktörlerden belli oranlarda etkilenerek oluşur. Yani kısaca diyebiliriz ki kavramlar zihnimizde doğuştan var olmamıştır ve sonradan deneyimlerimiz sayesinde oluşmuştur.

Kavram olmadan düşünebilir miyiz?

Kavram olmadan düşünebilir miyiz?

Kavramlar olmasa ne hissettiğimizi, neler yapmak istediğimizi ve nelerden sakınmamız gerektiğini ifade etmemiz mümkün değildir.  Çünkü dünyada ki tüm olup bitenleri, zihnimizdeki düşünceleri ve anlatmak istediğimiz her duyguyu dilsel simgeler olan kavramlarla açıklamaya çalışırız. Bu nedenle dünya ile olan tüm bağlantımız ve hayatın nasıl akıp gideceği konusundaki fikirlerimizi sözcüklerle anlatmaya ve anlamaya çalışırız.

Ayrıca soru kalıplarımız olmasa soru soramayacağımız gibi kendi fikirlerimizi de savunamayız. Yani düşündüklerimizi ve yaşadıklarımızı ifade edecek bu sözcükler olmasaydı biz hala düşünebilir miydik? Bu soruya vereceğimiz cevap tabiki hayır olacaktır. Dil olmadan belki düşünebiliriz ama düşündüklerimizi algılamamız dilin sayesinde olmaktadır.

 

Bu nedenle düşündüklerimizi ifade etmek için kavramlara, sözcüklere ve cümlelere ihtiyaç duyarız. Her ne kadar kavramlar olmadan düşünmemiz mümkün olsa da onları başka insanlarla paylaşamadıktan sonra bu bizim pek işimize yaramaz. Tarih içinde yaşamış olan çok sayıda filozof düşündüklerini kavramlarla ifade etmişler ve bunu çoğu zaman yazdıkları eserlerle günümüze kadar taşınmasına vesile olmuşlardır.

Felsefe soru ile başlatılır ve soru ile yönlendirilir.

“Felsefe soru ile başlatılır ve soru ile yönlendirilir” ifadesinden ne anlıyorsunuz?

 

Felsefe denildiğinde en temelde düşünme ve sorgulamayı temel almaktadır. Diğer bir deyişle sorgulama ve düşünme felsefenin temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle de felsefe de bir şeyin önce sorulması gerekmektedir. Felsefede soruyla başlatılan konular zamanla daha derin bir şekilde sorgulanmaya başlanmasını ifade etmektedir. Felsefeye soru sorarak başlanması aynı zamanda felsefede bir konunun irdelenmesini ve sorgulanmasını da şekillendirmektedir.

 

Felsefenin soruyla başlatılması soruların sadece başlatılma sürecinde değil felsefenin yönlendirilmesi sürecinde de soruların sorulması gerekli olmaktadır. Felsefenin başlatılmasından sonra yürütülmesi içinde soruların sorulması gerekmektedir. Kısacası insanların soracakları sorular felsefenin başlatılması, yürütülmesi ve sonuca bağlanması aşamalarında en çok ihtiyaç duyulan süreçleri ifade etmektedir.

Diğer bir deyişle de felsefenin oluşturulması ve ilerlemesi sorulacak olan sorular doğrultusunda şekillendirilmektedir. Sorulacak olan sorular felsefenin başlayışından, yöneldiği noktadan, ilerlemesine ve hatta sonlanma sürecine varan dek bütün süreçleri etkileyen ve şekillendiren noktalar olmaktadır.   Bu durum da felsefeyi oluşturacak olan temel noktalar arasında yer almaktadır.