Felsefi metni diğer metinlerden ayıran özellikler nelerdir?

Felsefi metni diğer metinlerden ayıran özellikler nelerdir?

Metinler; roman, şiir, hikayeler edebiyat dalında verilmiş eserlerdir ve sanat için yazılan yazılardır. Felsefi yazılar ise bir problem çözümüne ya da bir düşüncenin sorgulanmasına yönelik çeşitli ispata dayalı desteklenmiştir.  Edebi metinleri yazan yazarlar kelimelerle oynayarak yazılarını farklı anlatım tarzları oluşturabilirler. Ancak felsefi yazılar süslemelerden uzak, mantıksal bir sistemle ilerlemek zorundadır. Çoğunlukla açıklamalardan oluşur. Bu açıklamalarda genellikle farklı görüşleri de içerir.

 

Felsefi metinler incelediği problemi ya da konuyu tüm yönlerini gözler önüne sermekle yükümlüdür. Bu yönler, farklı argümanlarla desteklenmiş olmalıdır. Felsefi metinlerde illa ki çözüm olacak diye kaide yoktur. Burada görüş bildiren filozofun kendi içinde tutarlı olan ve birçok argümanı öne sürerek, bir konu hakkında ki görüşünü kendi bakış açısıyla ifade etme şeklidir. Yine aynı şekilde diğer filozoflarda bu görüşe kendi karşı argümanlarını öne sürerek o görüşü çürütebilir. Dolaysıyla bir düşünce için doğru ya da yanlış demek biraz güçtür.

Çünkü bir açıdan doğruluğu kanıtlanmış ve diğer yandan da yanlışlığı kanıtlanmış bir olayla karşı karşıya kaldığımız olabilir. Sadece felsefi metinlerin bir kurgusu bulunur. Yazı, problemin kendisi, gerekçeli açıklaması, iddia ve karşı düşünce, eleştiri içerir. Ancak oluşturulan bu ögelerin kendi içinde tutarlı olması da felsefi metnin olmazsa olmazlarından biridir.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...

Felsefi bir metni analiz etmenin amacı nedir?

Felsefi bir metni analiz etmenin amacı nedir?

Felsefi metin, felsefe konularını irdeleyen, felsefi problemleri hakkında bilgiler içeren metinlerdir. Felsefi metinler, kelimelerin açıklayıcı özelliklerinden yararlanılarak, bilgi ve tezlerin aktarılması gerekir. Felsefe makale okumak ya da felsefe derslerine girmek birçoğu insan için zordur. Ve alışılmamış düşüncelerle mücadele gibi görülebilir. Felsefi bir metni analiz etmekte birkaç önemli nokta bulunmaktadır. Bunlar;

 

Felsefi metni analiz etmede öncelik, filozofun görüşlerini bir gerçeğe dayanıp dayanmadığı değil, ileri sürdüğü görüşün anlaşılabilir olmasına bakmaktır. Bir metni anlamak başka kelimelerle ifade edilebileceğini de görmeyi gerektirir. Filozofların kendi fikirlerini bildirmede kullandıkları yöntemleri, önceden bilmek önemlidir.

Felsefi metinin kavramları, filozofların kullandığı dili yani felsefe kelimelerinin anlamlarını bilmeyi gerektirir. Metni iyi anlamak felsefi temel kavramları iyi bilmekten geçer. Felsefi metni iyi analiz etmek sadece bir düşünce okumak ile olmaz. Aynı felsefi düşünce hakkında farklı filozofların yaratımlarını düşüncelerini de okumak iyi irdelemek ve anlamak gerekir.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...

Felsefi denemede bulunması gereken özellikler nelerdir?

Felsefi denemede bulunması gereken özellikler nelerdir?

Felsefe denemeleri fikri hayata dahil olan yazılardır. Felsefi denemelerin amacı, öğretici olmadan öğretebilmek, keskin sonuçlara varmadan eleştirebilmek, belgesiz ve ispatlama kaygısı olmadan sonuçlara ulaşma özgürlüğüdür. Edebi denemeler de olduğu gibi felsefi denemelerde de sınırları belirlemek oldukça zordur. Felsefi denemeler, genellikle sohbet yazıları, ilim ve eleştiri yazılarıyla karışabilir. Edebi ve felsefi denemeleri birbirlerinden ayıran fark, felsefi yazıların tutarlı, sistemli ve temellendirmeye dayalı olmalarıdır.

 

Felsefi deneme, sistemli ve düzenli olmalıdır. Felsefe açısından ele alınan tüm konularda mantık çerçevesinde yazılmış olması gerekir. Felsefe denemelerinde kavram ve konuların ele alınması, tutarsız görüşlerden ve yargılardan arınmış olması gerekir. Sistemli bir bütünlük içinde olmayan hiçbir bilgi felsefi bilgi olamaz.

Felsefi deneme, tutarlı önermelerden ve mantıksal dizinleri takip edilerek oluşturulmalıdır. Felsefe içinde farklı doğruları bulunduran bir yapıdır.  Filozofların aynı sorulara farklı cevaplara ulaşmaları ve aktarmaları, içinde bulundukları dönemin şartlarına, bakış açısı ve bilgi, birikimden kaynaklanır.

Felsefi denemede savunulan tezler mutlaka bir temele dayandırılması gerekir. Sağlam argümanlarla desteklenmediği takdirde felsefi deneme değeri olmayacaktır. İleri sürülen tez yeni ve özgün olmak zorundadır.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...

Robotlar, sağduyu ve vicdan sahibi olabilir mi?

Robotlar, sağduyu ve vicdan sahibi olabilir mi? Yaşananlara iyi-kötü, güzel ve çirkin gibi değerler verebilir mi? Nasıl?

Modern insan hayatının hemen her yönü bilim ve teknolojiden etkilenmiştir. Elimizde tuttuğunuz akıllı telefondan başlayarak, Facebook’a göz atmak için, içinde yaşadığımız akıllı evlere kadar, en az iki adet teknoloji kullanılmış yer sayabiliriz. Bilim ve teknoloji alanı geçtiğimiz yıllar boyunca ilerlemiş ve yaşam bakış açımızı değiştirmiştir. Bu gelişmeler arasında robotlar, insan yaşamına yaklaşmaya çalışarak önemli hale geldi. Günlük sorunlarımızın çoğunu çözmeyi başarmış olsalar da, hala sorun yaratabilirler. Öncelikle, parlak tarafı görelim ve sonra karanlık tarafa geçelim.

 

İyi etkileri;

Engellilere yardımcı olmak için son yıllarda birçok robotik çözüm önerilmiştir. Engellilik robotları, insanların belirli hastalık koşullarından ve yaralanmalardan kurtulmasına yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Tekerlekli sandalyeleri, robot kollarını ve engelli bireylere günlük işlerinde yardımcı olan diğer birçok robotik cihazı içeren geniş bir alandır.

Birçok üst düzey fabrika, üretim hatlarını daha verimli ve zamandan tasarruf etmek için robotlardan yararlanır. Bu robotlar daha doğru ve kaliteli işler yapabilir. Kalitelerinin artması nadiren hata yapmalarını ve insan çalışanlarından daha kesin olmalarını sağlar. Güçleri olduğu sürece, hiç duraksamadan veya bozulmadan sürekli çalışabilirler ve insanlar kadar yorulmazlar.

 

Kötü etkileri;

İnsanlar her zaman kötü şeyleri hatırlayacaktır…

İnsanlar hayatlarını kolaylaştırmak için robotlar kullanıyorlar. Ancak, bizi tembelleştirir mi? Günümüzde insanlar, gerçek el emeği içeren herhangi bir iş yapmıyorlar. Modern bağlamda, insanların dolaşması için daha az ihtiyaç vardır. Akıllı uygulamalar, çevrimiçi olarak ihtiyacımız olan her şeyi satın almak için bize çözümler sunar.

Tüm marketleri şehir merkezindeki süpermarketlere yürümek zorunda kalmadan online mağazalardan sipariş edebiliyoruz. Bunun tamamen kötü olduğunu iddia etmiyorum, ancak bizi aşırı kilo, diyabet ve yüksek tansiyon ile hasta etmekten bir dereceye kadar sorumlu hale geldi.

 

Japonya ve Kore gibi robot endüstrisindeki devler, insansı robotlar kurmaya başladı. İnsan vücuduna benzeyecek şekilde inşa edilmişlerdir.

Gerçek insan gibi görünen ve davranan robotlar yaratmak insanları bu makinelere karşı duygular geliştirmeye motive edebilir. Bu, kullanıcılar içinde güveni artırabilir- ama belki de aşırı baskı da yaratabilir. Etrafta olmadıklarında sorunlara neden olan robotlara güvenebilir ve bağlı kalabilir miyiz? Bu senaryonun bir örneği, bir erkeğin kadın sesiyle kişiselleştirilmiş bir akıllı bilgisayar işletim sistemi ile ilişki geliştirdiği (2013) filminde tasvir edilmiştir.

Birçok şirket ve fabrika, robotları daha düşük maliyetli olduğu için ana süreçlerinde kullanmaya yöneldi. Robotlar, insanları endişe verici bir oranda değiştirmeye başladı. Bu, iş piyasasını tehdit etti ve işgücünün küçülmesine neden oldu.

Robotlar bu kadar çok artı ve eksileri varken, sağduyu ve vicdan sahibi olabilme şansına sahip değildir. Bu açıdan baktığımızda robotların sadece insan kopyaları olarak hayatımızda olduklarını unutmamak lazım. İyi, kötü, çirkin ayrımı yapabilmeleri sadece robotlara yüklenen yazılımlara göre söz konusudur. Yazılımlarında insan yaratıcılığında bulunması robotların sadece insanların isteklerine cevap vermesi mümkündür.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...

Kendi yaşamınıza egemen olmak için düşünmek neden önemli ve gereklidir?

Kendi yaşamınıza egemen olmak için düşünmek neden önemli ve gereklidir?

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğidir düşünebilmek. İnsan olarak hepimiz yaşamımızın ilk yıllarında doğduğumuz çevrenin kültürel ve sosyal etkileri altında büyürüz ancak yaş ilerledikçe ve kendi fikirlerimiz oluşmaya başladıkça hayatımıza kendimiz egemen olmak, kendi kurallarımızı belirlemek isteriz.

Bireyler için düşünmek ve kendi aklı, fikirleri ile hareket etmek özgürlük çerçevesini genişleteceğinden hayatımızın diğer alanlarında da önemli katkılar sağlayacaktır, zira özgür düşünen beyinler sadece üretebilir, teknolojiyi sürdürülebilir hale getirirler.

 

İnsan düşünürken farklı bakış açıları yakalayacak, hayata farklı pencerelerden bakarak farklı renkleri görmesine vesile olacaktır. Her söylenen sözü doğru kabul edip uygulamak insan beyninin yapısı ile örtüşmemektedir. İnsan olarak bizler geleceğimizi, hayatımızı ileriki yıllardan beklenti ve planlarımızı düşünerek, beynimizde kurgulayarak yapabiliriz.

Bu nedenle her zaman sorgulayıcı bir tavır içinde olarak hem kendi hayatımıza hem de çevremizdeki diğer insanların hayatlarına dokunmuş olabiliriz. İnsanoğlu düşündükçe bazı sorulara yanıt bulur ve soru sordukça öğrenmeye başlar. Dolayısıyla bize dışarıdan empoze edilmeye çalışılan yanlış düşünceleri de böylece ayırt etmiş oluruz. Bu da bizi fikir ve düşünce özgürlüğü ne yönlendirir ki buna hepimizin çok ihtiyacı vardır. Aksi halde düşünmeyen bir makine gibi hayattan zevk almadan yaşamımızı sürdürmek zorunda kalabiliriz.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oy Verilmemiş)
Loading...

Kuhn’a göre bilimsel alana yönelik etkin paradigmanın değişmesi ne gibi sonuçlar doğurur?

Kuhn’a göre bilimsel alana yönelik etkin paradigmanın değişmesi ne gibi sonuçlar doğurur? Değerlendiriniz.

Thomas Kuhn bilim felsefesinde, bilimin ilerleyişine dair yapılan açıklamalara ilişkin eleştirisi, Rönesans sonrası bilimin bir bütün olarak algılanıp ilerleyişini yükseliş olarak görülmesinin yanlış olduğunu söylemektedir. Kuhn eğer tarih geriye doğru yazılsa bilim insanlarının geldikleri en son noktanın ileri kabul edilmesi için yaptıkları bir icraat olarak görmektedir.

Paradigma nedir?  Bir şeyin nasıl yapılacağı, nasıl üretileceği konusunda örnek, model, değerler dizisidir. Bilim döneminin en tipik özelliği paradigmanın kendisinin “bilinmemesi” ve tartışılmamasıdır. Paradigma yani değerler dizisi, ele aldığı sorunların çözümüne yönelik birden fazla araç ile çözüm sağlar. Bu da paradigmaya bağlılık oluşturur. Ancak olağandışı dönemde, paradigmanın içerdiği yöntemler bilim insanları ve felsefeciler arasında sıkı tartışmalara neden olmuştur. Bu duruma en iyi örneklerden biri Einstein ve Heisenberg tartışmaları verilebilir.

 

Bilimin sıkıntıya girdiği ve bunalımlı dönemlerde bilim insanları ortaya koydukları paradigmaları felsefi açıdan da yorumlar, analizini yapar ve düşünce deneyleri ile test ederlerdi. Tüm bunların yapılma sebebi, paradigmaların sağladığı sağlam ve öncelilkli temelinin verdiği güvenin kaybolmasıydı. Heisenberg bu dönemleri, “bilimin oturduğu zeminin ayakların altından kayma duygusu” olarak anlatır. Bilim insanları, doğrudan doğaya bakarak bir paradigmayı hiçbir zaman reddetmezler. Daima alternatif bir paradigma yaratmak ve kıyaslama işlemi yapmak zorundadırlar.  Bir paradigmayı reddetmek, başka birini kabul etme kararına denk gelmiştir. Çünkü, bir bilim, paradigmaya sahip olduğunda, amaçsız bir araştırma yapılması mümkün değildir. Bilimin şartı, paradigma olmasıdır. Bir paradigmayı reddetmek bilimi kabul etmemek anlamına gelir.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...

Bergson’un bilginin kaynağına yönelik görüşünü açıklayınız.

Bergson’un bilginin kaynağına yönelik görüşünü açıklayınız.

Bilgi konusu tartışılmaya başladığı ilk günden beri temelinde bilginin kaynağı, akılla mı yoksa deneyimle mi olduğu yatmaktadır. Bilginin kaynağı üzerinde yapılan tartışmalarda ise konu genellikle hangi güç veya zihinsel yetenekle kaynağa eriştiğimiz konusudur. Bu konuda karşımıza bilgi kaynağına ulaşmanın dört ana yolu ortaya çıkar: Akılcılık, sentezci yaklaşım, deneyimcilik ve sezgicilik.

Akıl ve deneyim üzerinde gelişen sezgicilik, bilgi kaynağında sezginin bulunuşunu öne sürer. Bu görüşü ilk öne süren ise Fransız düşünürü Henri Bergson’dur. Bergson’a göre iki tür bilgi veya biliş tarzı bulunmaktadır. Bilimcilik ve kuru bir akılcılığa karşı çıkan Bergson’un ayrımı, ilk bilgi deneyime öncelikle akla dayalıdır. Bu da analitik, kavramsal ve rasyonel bilginin karşılığıdır. Bergson’a göre bu bilimsel bilgiyi oluşturur. Bergson, bilimi reddetmezken bilgilerin sürekli ve dinamik olan gerçekliği statik olmasıyla ve bölmek suretiyle çarpıttığını öne sürmektedir.

 

Bergson’a göre zekâ ve akıl, rasyonel veya kavramsal bilgiye semboller ile bilir; bu da göreceli bilginin sadece dış kabuğunu oluşturur. Dış kabuk aslında sadece göründüğü şekliyle kabul edilemez. Eksik ve sınırlıdır. Bergson, analitik bilginin karşısında sezginin olduğunu öne sürer. Ancak sezgi ise, anlatılabilen veya kavramsallaştırılabilen bir bilgi olmamaktadır.

“Kişinin hiç bilmediği bir bilginin içine, anlatılamaz ve ifade edilemez bir kavramsal boyutla ulaşmasını sağlayan özünde olan bir sempati” Bergson’un sezgi tanımlamasıdır. Bergson tek olan gerçeklikle ilgili olanların kavramsal açıdan anlatılamaz doğrularında bulunduğunu kabul eder. Bergson’a göre, sezgi gerçekliğe ulaşmanın ve gerçeği bilme imkânı tanır. Bergson, sezginin bizi bilgiden uzaklaşmadan doğrudan özüne yönlendirdiğini söyler. Sezgi, Bergson’a göre akıl ya da zekânın asla yapamayacağı bir şeyi başarır.

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (1 Oy, Ortalama: 5,00 toplam 5)
Loading...