İslam dininin, anne, baba ve kardeşler arasındaki ilişkilerde dikkat edilmesi gereken ilkelerine örnekler veriniz.

İslam dininin, anne, baba ve kardeşler arasındaki ilişkilerde dikkat edilmesi gereken ilkelerine örnekler veriniz.

İslam dini ve dolayısı ile Allah, insanların yuva kurup aile olmalarını istemektedir. Bunun en güzel örneklerini ve nasıl olunması gerektiğini de Efendimiz ile gösterir. Evliliğin ne denli kutsal bir işlem olduğuna ve hem aile bireylerinin birbirleri ile olan ilişkileri hem de diğer akrabalar ile olan münasebetlerine de İslam, oldukça önem verir. Zira İslam dininin özünde sevgi ile saygı, vicdan ile merhamet, hoşgörü ile adalet yan yanadır.

Ümmetinin sayıca fazla olması ile öğüneceğini ifade eden Peygamber Efendimiz, evlenmeyi ve yuva kurmayı, Müslümanların takip etmeleri gereken bir sünneti olarak bırakmıştır. Anne yahut ta babaya karşı evlatların tutumlarında dikkatli olmaları gerektiği vurgusunda bulunur. Kuran, ne anneye ne de babaya karşı bir öf nidasında bile bulunulmaması gerektiğini emir olarak vurgulamıştır.

Annenin ayakları altına cenneti koyan bir İslam anlayışı, anneyi merhamet ve şefkat abidesi ile göstermiştir. Evladına karşı ne kadar kızarsa kızsın, onun ayağının kılına dahi zarar gelmesini istemeyen bir anne profili oluşturulmuştur. Bundan ötürü Allah’ın şefkati, anne üstünden anlatılır. Anne ve babanın hakkının ödenemeyeceği de özellikle vurgulanır.

İslam, aile olunmasını ve akrabalık bağlarının zayıflatılmamasını ister ve bekler. Akrabası ile olan ilişkisini kesenlerin düşeceği durumlara ve ahirette karşılaşacakları cezalara değinir. Ayetler, net bir biçimde, akrabanın zor durumlarında öncelikle ona yardım edilmesini emreder. Bundan ötürü de zekat ve fitre gibi maddi ibadetler, ihtiyaç sahibi olunması durumda öncelik, kardeşlerin hakkıdır.

Güzel ahlaklı bir insan ne gibi özelliklere sahiptir?

Güzel ahlaklı bir insan ne gibi özelliklere sahiptir? Söyleyiniz.

Güzel ahlak, Kuranda Allah tarafından övülen bir şeydir. İnsanların insan olmalarının ana gayesi de, ahlaklı ve erdemli olmaktır. İnsanı diğerlerinden ayıran en temel özellik de budur. Peygamber Efendimizin dahi dünyadaki ana gayesi, güzel ahlakın yaygınlaştırılmasıdır. Yani Kuran ahlakının insanlar arasında yerleşmesi ve uygulanmasıdır.

Ahlak, bir değerdir. İnsan da bu değer ile değer bulur. Ahlak, bir dizi ilkeler manzumesidir. Bu ilkeler ile bedenini ören insan da ahlaklı olarak nitelendirilir. Ahlaklı bir insanda bulunması gereken en önemli özellik, dürüstlüktür. Yalan söylememektir. Yalan, aynı zamanda bir müminin kesinlikle yapamayacağı bir şeydir. Peygamberimizin de özellikle vurguladığı şey, Mümin asla yalan söylemez, olmuştur.

Güzel ahlakın bir diğer belirtisi de adalettir. Adalet ruhuna sahip insanlar, hem diğer insanlara merhamet ederler hem de insanlar arasında ayırım gözetmezler. Eşit ve hakkınca davranışlar gösterirler. Hak denilen hassas teraziyi, hakkınca kullanırlar. Güzel ahlaklı insanların çevresine örnek olması da, kaçınılmaz bir sondur. Ne eli ne dili ne de bedeninden, hem diğer insanlara hem de tüm canlılara zarar gelmeyecek insandır.

Ahlakı güzel bir insan, kesinlikle ne iftira atar ne dedikodu v e gıybet eder ne de başkalarının ardından konuşur. İnsanların maddi ve manevi canını acıtacak ruhunu bunaltacak adımlar atamaz. Ahlak sahibi bir insan, yerdeki karıncaya bile basmamaya özen gösterir. İnsanların haklarını gözettiği kadar hayvanların ve diğer canlıların da haklarını gözetir. Çevresine karşı duyarlı olur ve kalır.

Arkadaşlarımızla iyi ilişkiler içinde olmak için onlara karşı davranışlarımızda nelere dikkat etmeliyiz?

Arkadaşlarımızla iyi ilişkiler içinde olmak için onlara karşı davranışlarımızda nelere dikkat etmeliyiz?

Arkadaş, birey için önemlidir. Fıtratı gereği sosyal bir varlık olarak yaratılmış canlı, kafasının uyuştuğu ve sırlarını paylaştığı bir diğer canlıyı arar. İyi ve kötü günlerinde bir ve beraber olacağı, diğer insanlardan bir adım önde tuttuğu kişi, arkadaştır. Arkadaş, kişi için oldukça önemlidir. İnsanın iyiye ve doğruya yönelmesini, iyide ve doğruda kalmasını, arkadaş sağlar.

Önem verilen insan arkadaş ile ilişkilerde de buna göre davranılmalıdır. Ona ne denli önem verdiğini hissettirmen gerekir. Peygamber Efendimizin tavsiyesi üzerine, onun için yüreğinde beslediğin sevgiyi, dilinle de söylemek gerekir. insanların hemen hepsinin çoğunlukla yaptığı hatayı, yapmamak lazımdır. O da, arkadaşının sözünü kesmeden, sözü bitinceye kadar onu dinlemektir. Başka şeylerle uğraşmadan ve onun gözünün içine bakarak, pür dikkat, o saygıyla dinlenmelidir.

Arkadaşının ani çıkışlarına aynısı ile mukabele etmemek, en doğru adımdır. Zira sinir denilen insani özellik geçtiğinde, hatasından dolayı pişmanlık duyulacaktır. Yapıcı ve sert olmayan yumuşak bir üslup, daima muhatabının sakinleşmesine ve aklı selim düşünmesine sebep olacaktır. Hataları bizzat ve alenen değil, ya bir olay anlatıyormuş gibi ya da bir kenara çekip üslubunca söylemek, en doğrusudur.

Şaka, dozunda ve değerinde güzeldir. Hangi şakalardan hoşlanmadığını bildiğin kişi, arkadaşındır. Sana yapılmasından huzursuz olduğunu, karşındakine yapma, ki bu bir de arkadaşınsa, prensibine uymak gerekir. Arkadaşlığınıza ihanet edecek hal ve hareketlerde bulunmamak gerekir. Arkadaş, hoş vakit geçirilen ve zamanın çoğunda paylaşımda bulunan biridir. Ve arkadaşın bilerek yapacağı hatalara mani olmak, arkadaşlığın bir gereğidir.

Peygamberimiz (s.a.v.), Mekke’de insanlara İslam’ı anlatırken ne gibi zorluklar yaşamış olabilir?

Peygamberimiz (s.a.v.), Mekke’de insanlara İslam’ı anlatırken ne gibi zorluklar yaşamış olabilir?

Mekke şehrinin en itibarlı kabilesi Kureyş kabilesiydi. Kureyş kabilesinin de en itibarlı olanı ve Mekke şehrinin de reislik görevini yürüten ailesi, Haşim Oğulları idi. Peygamber Efendimiz de bu ailenin bir mensubu olarak dünyaya geldi. Yaşamının hiçbir anında yalan denen aldatmacaya bulaşmaması, Mekke halkı arasında ona, Güvenilir İnsan anlamına gelen “Muhammedül Emin” lakabı verilmesini sağladı. Doğru sözlü, fakir ve mazlum kimselere sürekli yardım etmesi, onu kentteki insanların arasında farklı bir noktaya taşıdı.

Peygamber Efendimiz, peygamberlik vazifesini ilan ederken de, Mekke kentinin kendilerine olan güven duygusunun altını çizerek başlamıştır. Kendisinin hiç yalan söylemediğini bilen insanlar, peygamberlik vazifesi esnasında ona hiçbir zaman yalan söylüyorsun diyememişlerdir. Ancak, alıştıkları ve kendilerinin de dünyalık çıkarları olan dedelerinin dininden dönmeyi düşünmediklerinden ötürü Peygamber Efendimizi, kahin olmakla suçlamışlardır.

 

Mekke kentindeki alıştıkları düzenin bozulmasını istemeyen bir avuç insan, halkı Peygamber Efendimize karşı kışkırtmışlar ve ona inanmamaları konusunda sürekli telkin ve tehditlerde bulunmuşlardır. Peygamber Efendimize inanan ve Müslüman olan müminler de olası eziyet ve işkencelerden korunmak maksadıyla, imanlarını gizlemek zorunda kalmışlardır. Öldürme girişimlerinde bulunmuşlar, sürekli hakaret ve horlanmaya tabi tutmuşlardır. İnsanların arasından onu kovmuşlar, işkence etme cüretini bile göstermişlerdir.

Ölüm tehlikesi yaşayan ve suikasta maruz kalan Peygamber Efendimiz, davasından asla vaz geçmemiştir. Mekke ileri gelenlerinin kendisine, davasından vaz geçmesi halinde dünyalık en üst makam, en güzel eşler ve altın teklifini de reddetmiştir. Güneşi ve ayı da verseler davasından dönmeyeceği kararlılığını göstermiştir.

Peygamberimizin (s.a.v.) aile fertleri hakkında büyüklerinizle konuşunuz.

Peygamberimizin (s.a.v.) aile fertleri hakkında büyüklerinizle konuşunuz. Edindiğiniz bilgileri defterinize not ediniz.

Peygamberimizin aile fertleri hakkında, ev halkı ve aile büyükleri ile konuştuk. Peygamber Efendimiz, Mekke şehrindeki Kureyş kabilesine mensup iki büyük ailenin soyundan geliyor. Annesi Amine ile Babası Abdullah, Kureyş kabilesi mensubudur. Peygamber Efendimizin dedesi Abdülmuttalip, en küçük erkek evladı olan Abdullah’ı Allah için kurban edecekti. Zira on erkek evlat sahibi olursam birini kurban edeceğim demişti. Ancak yüz deve kurban edilmesi karşılığında oğlunu kurban etmesine gerek yok fikri üzerine, yüz deveyi oğlu Abdullah için kurban etmiştir.

Dokuz tane amcası bulunan Peygamber Efendimiz, içlerinden en zengin ve acımasız olan hatta Peygamberliğine de en çok karşı gelip tüm varlığı ile kendisine karşı mücadelede bulunan Ebu Lehep amcası olarak bilinenlerdendir. Kendisine daima kol kanat gerip yardımcı olan amcası da, Ebu Talip’tir. Kendinden birkaç yaş büyük olan Hamza da diğer amcalarından biridir. Abbas, peygamberimizin yanında yer alıp en önemli görevleri üstlenen bir diğer bilinen amcasıdır.

 

Gençlik senelerine geldiği bir sırada Peygamber Efendimiz, Hatice annemizle evlenir. Bu evliliğinden Efendimizin, Kasım ve Abdullah adlarında iki erkek, Zeynep, Rukiye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma adlarında da dört kız evladı dünyaya gelmiştir. Mısırlı cariyesi Mariye’den de İbrahim adlı bir erkek evladı olmuştur. Fatıma annemiz hariç diğer tüm evlatları, daha Peygamberimiz hayatta iken vefat etmişlerdir. Peygamber Efendimizin süt annesi, Halime’dir. Süt kardeşinin adı da Şeyma’dır. Babasını dünyaya gözlerini açmadan, annesini de altı yaşında kaybetmiştir.

Toplumumuzda Ahmet, Mahmut, Mustafa ve Muhammed isimlerine çok rastlanır.

Toplumumuzda Ahmet, Mahmut, Mustafa ve Muhammed isimlerine çok rastlanır. Bunun sebebi ne olabilir?

Evlat sahibi olan herkesin ilk öncelikli ebeveynlik vazifesi, çocuğuna güzel bir isim vermektir. Bu dini bir görevdir. Hatta, evladın anne ve babası üstündeki hakların en başında gelir. Çocuğa anne ve babası güzel bir ad koyması, dini bir görev ve sorumluluktur. Bundan ötürü de dikkatli olunması gerekir. çocuğa isim vermek, manasının güzel olmasına, dini ve milli değer sahibi insanların isimlerinden olmasına özellikle dikkat edilir. Bir ismin çocuğa verilmesi için illaki Kuranı Kerimde yer alacak diye de bir kural yoktur. Sonra Kuranı Kerim içinde yer alan her kelime de kesinlikle isim olarak çocuğa verilemez. Dikkat edilmesi gereken, kelimenin manasıdır.

Çocuklarına isim vermek isteyen ebeveynler, en çok Peygamber Efendimiz ile alakalı isimleri tercih ederler. Bu peygamber sevgisinden kaynaklanır. Zira peygamber efendimizin en bilindik isimleri olan Ahmet ve Muhammed ile Mustafa ve Mahmut, toplumumuzun en çok isim vermede tercih ettikleri adlardır. Peygamberimizin asıl ismi olan Muhammed’i de Türk milleti, saygı ve sevgisinden ötürü, Mehmet olarak kullanmıştır.

 

Bu isimlerin evlatlarına konulma sebeplerinden biri, adını koydukları mübarek şahsın, sıfatlarından, şahsiyetinden ve kişilik özelliklerinden, kendi evlatlarına da bir hisse düşsün beklentisidir. Adı ile ya da adı gibi yaşasın tabiri, bu durumu teyit eden bir ata sözüdür. En önemli sebebi olarak gösterileni ise peygamber sevdasıdır. Peygamberine aşık olan bu millet, ilk fırsatta ona yakın olmak, onun adını hanesinde sürekli dillendirmek amacı ile bu isimleri çocuklarına vermektedir. İsminden esinlenip onu örnek alarak hayırlı bir evlat olsun anlayışı da bir diğer sebeptir.

Sizce kız ve erkek çocukları arasında ayrımcılık yapmak doğru mudur?

Sizce kız ve erkek çocukları arasında ayrımcılık yapmak doğru mudur? Niçin? Tartışınız.

Kız ile erkek evlat arasında ayrımcılık yapmak ilkel ve cahiliye Araplarına has bir harekettir. Peygamber Efendimiz ve İslam bu noktada çok önemli adımlar atmıştır. İslama göre evlatlar arasında ayrım, doğru değildir. Hak sebebidir. Fitne çıkarmanın en önemli göstergesidir. İslam, cahiliye dönemi kalıntısı kız evladı olduğunda üzülme ve kahretme ile başlayıp, kız evladını diri diri toprağa gömme adetini kökünden temizlemiştir. Kadının da söz hakkı olduğu, erkeğin üstünde kadının da hakları bulunduğunu net çizgilerle ifade etmiştir.

Hayır kelimesi, Allah’ın ilmin dâhilinde olan bir şeydir. Onun için neyin hayırlı neyin hayırsız olduğunu, sadece Allah bilir. Evladın da hayır durumunu bilen Allah’a tevekkül ve teslimiyet göstermek gerekir. Ve hayırlısını dilemek en doğru adımdır. Ayrıca doğan kız ve erkek evlatların da arasında ayrımcılık yapmak, dinen yasak olan bir şeydir. Diğer evladın rızası olmadan yapılan her işlem, kul hakkı manası taşır.

 

Ayrımcılık, aile gibi kutsal bir değerin dibine dinamit atmak demektir. Ailenin yok olması ve bağlarının şeklen sürmesi manasına getirilir. Aile içinde çıkan ayrımcılık, fitne ateşini körükler. Aile içerisinde büyük sorunların ortaya çıkmasına neden olur ve ailenin temel yapısını kökünden sarsar. Aile, sevgi temelli olduğundan ötürü, ayrımcılık ta bu temeli yok eder. Sevginin olmadığı yerde de kin ve nefret tohumları yeşerir. Aile bireylerinin birbirlerine olan sevgisi törpülenir ve kıskançlık duygularının kabarttığı haset, insanları için için yok eder.