Meyve veren ağaçları diğer ağaçlardan ayıran özellikler neler olabilir?

Meyve veren ağaçları diğer ağaçlardan ayıran özellikler neler olabilir?

Çam ağacı, meşe, gürgen, çınar, söğüt ağacı gibi ağaçlar meyve vermeyen ağaçlardır. Bu ağaçlar genellikle topluluklar halinde bulunurlar. Bu topluluklara orman diyoruz. Bu ağaçlar çiçekleri olmayan genellikle tohumla kendi kendilerine çoğalan ağaç türleridir. Yani eşeysiz ürerler. Bakım istemezler. Bu ağaçlar daha çok kereste ve tomruk elde etmek kullanılırlar. Orman endüstrisinin temel hammaddesi durumundadırlar. Ayrıca kâğıt endüstrisi, mobilya sanayi, tekne imalatı, kapı ve pencere üretimi, ilaç ve esans üretimi için hammadde sağlarlar.

 

Meyvesi olan ağaçlarda ise eşeyli üreme gözlemlenir. Meyve, çiçek açan bitkilerde oluşur. Çiçek açan meyve ağacında önce çiçek açar, sonra çiçeklerin yerini meyve alır. Meyveler içlerinde tohum bulundurur. Bazı meyvelerde bir tohum bulunurken, bazılarında ise birden fazla tohum bulunur.  Örneğin şeftali ve erik gibi meyvelerde tek tohum bulunurken nar ve incirin içinde birden çok tohum bulunur. Meyveler bitki öz suyu le beslendiklerinden genellikle tatlı ve sulu olurlar. Meyve ağaçlarının meyveleri insan ve hayvanların beslenmesinde oldukça önemlidir. Bu nedenle meyve ağaçları genellikle insanlar tarafından yetiştirilirler. Meyveler doğrudan insan ve hayvanlar tarafından tüketilirken bazı meyvelerde meyve suyu endüstrisine hammadde olarak kullanılırlar.

Bitkilerin insan hayatındaki yeri ve önemi nedir?

Bitkilerin insan hayatındaki yeri ve önemi nedir?

Bitkiler hem ekosistemlerin varlığını sürdürmesi, hem doğal çevrenin yaşanabilir olması hem de insanların beslenmesinde vazgeçilmez unsurdur.

Bitkiler öncelikle fotosentez yaparak kendileri için besin üretirken atmosfere de oksijen verirler. Fotosentez yapmak içinde doğa da ki karbondioksiti kullanırlar. Yani bitkiler insanların yaşayabilmeleri için gerekli olan oksijeni üretirken, biryandan da insanlara ve doğal çevreye zarar veren karbondioksiti tüketirler. Yani havayı temizlerler.

Bitkiler dünyanın her yerinde otçulları besler. Otçullar etçilleri ve biz insanları besler. Dolayısıyla bitkiler ekosistemin en temel unsurudur. Bitkilerin olmadığı bir yerde otçul hayvanlar yaşayamaz. Otçulların olmadığı yerde etçil hayvanlarda olmaz. Bu durum da insan beslenmesinde önemli bir protein kaynağı olan et, süt, peynir gibi gıda ihtiyaçlarımızı karşılayamazdık. Ayrıca bitkiler arıların bal yapmasını da sağlar.

Bitkilerin diğer önemi ise insanların beslenmesinde en temel gıda olmasıdır. Bitkiler ayrıca, sanayi, ticaret, hayvancılık, gıda gibi pek çok sektöründe temel hammaddesi durumundadır. Pek çoğu bitki ilaç sanayiine hammadde sağlar.

İnsanlar bitkilerin kök, gövde, yaprak, çiçek, meyve ve tohumlarını kullanır.

Buğday, arpa, yulaf, pirinç, mısır gibi bitkilere tahıl veya hububat adı verilir ve temel besin kaynağıdır.

Nohut, mercimek, fasulye, bakla, bezelye gibi bitkilere baklagiller denilir ve beslenmemizde oldukça önemlidirler.

Domates, biber, lahana, salatalık, kabak, gibi bitkilere sebze denir. Beslenmemizde önemli yeri olan sebzelerin dışında patates, soğan, havuç, turp gibi bitkileri de besin maddesi olarak tüketiriz.

Nar, erik, elma, muz, armut, incir, mandalina, portakal, limon, şeftali gibi bitkileri meyve ve meyve suyu olarak tüketiriz.

Zeytin, ayçiçeği, soya fasulyesi ve pamuk tohumlarından sanayi de yağ elde edilir.

Çay, ıhlamur, kahve, nane, tarçın, adaçayı gibi bitkileri içecek olarak tüketiriz.

Şekerpancarı, şeker ve çikolata için hammaddedir.

Özellikle lale, gül, papatya gibi bitkiler yol kenarlarında, park ve bahçelerde çevremizin güzellik kaynağıdır.

Ayrıca çam, ceviz, meşe gibi ağaçlardan kereste elde edilir. Mobilya sanayine de hammadde olurlar.

 

Dolayısıyla; -Bitkiler fotosentez ile oksijen üreterek canlıların hayatın devamını sağlar

-Bitkiler atmosferdeki zararlı karbondioksiti fotosentez ile tüketir

– Bitkiler toprağın üst kısmını kaplayarak toprağın taşınmasını yani erozyonu engellerler.

-Aşırı yağışları tutarak sellere engel olurlar

-Yağışların hızla akıp gitmesini engel olurlar. Hızı azalan yağışlar yeraltına sızarak yeraltı sularını besler.

-Tüketilen bitkiler insanlar için vitamin, mineral ve protein kaynağıdır.

– Bitkiler bazı ilaçların üretilmesinde hammadde olurlar

– Bitkiler tükettiğimiz hayvanlar için besin kaynağıdır.

-Ormanlar ve bitki örtüsü yoğun olan yerler insanlar için piknik, nefes alma, ferahlama, dinlenme alanlarıdır.

-Doğadaki tüm otçulları besler ve ekosistemlerin işleyişini sağlayarak doğal denge oluşturur.

Ülkemizde yetişen ağaç türleri ile ilgili araştırma yapınız.

Ülkemizde yetişen ağaç türleri ile ilgili araştırma yapınız.

Türkiye iklim çeşitliliğine bağlı olarak bitki örtüsü bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Bitki çeşitliliği içinde ağaç türleri de oldukça fazladır.  Ağaçlar genel olarak iğne ve geniş yapraklı ağaçlar olarak sınıflandırılır.

Ülkemizde yetişen iğne yapraklı ağaç türleri;

Sarıçam:

Sarıçam, Kuzey Anadolu, Karadeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde görülen bir ağaç türüdür.

Karaçam:

Karaçam’a hemen her bölgede yetişen en yaygın ağaç türlerinden biridir.

Kızılçam

Dünya da en geniş yayılış alanı Türkiye olan Kızılçam, en fazla Akdeniz kıyılarında görülmektedir.

Sedir

Akdeniz iklim bölgesinde görülür.

Göknar

Ülkemizde; Uludağ Göknarı, Toros Göknarı, Doğu Karadeniz Göknarı, Kazdağı Göknarı olarak 4 farklı çeşidi görülür.

Ladin

Doğu Karadeniz’de yetişir.

Fıstık Çamı

Akdeniz ve Ege bölgelerinde görülür.

Ardıç

Ardıç ağacı, tüm bölgelerimizin yüksek kısımlarında yetişir.

Porsuk

Kuzeybatı Anadolu’da ve Toroslar da deniz iklimine rastlanan alanlarda yetişir.

Servi

Ülkemizin güneyinde yaygındır.

Ülkemizde yetişen geniş yapraklı ağaç türleri;

Meşe

Türkiye’de ki en yaygın yetişen ağaç türlerindendir. Ülkemizin hemen her yerinde bulunur.

Kayın

Türkiye’nin kuzey kesimlerinde yaygın olarak yetişir.

Gürgen

Gürgen özellikle Karadeniz, Doğu Anadolu, Trakya ve Ege bölgesinde yetişir.

 

Kızılağaç

Serin ve nemli bölgelerde yetişme ortamı bulan Kızılağacın Türkiye’de yetişen 2 türü bulunur. Doğu Kızılağaç ve Adi Kızılağaç

Akçaağaç

Türkiye’de 9 farklı türü bulunur. Karadeniz, Marmara, Ege bölgelerinde yetişir

Dişbudak

Genellikle sulak bölgelerde, Karadeniz, Marmara ve Ege Bölgesi’nde görülür.

Kestane

Özellikle Karadeniz ve Marmara Bölgesi’nde görülür.

Çınar

Türkiye’nin hemen hemen tüm ormanlarında görülen yaygın bir ağaç türüdür.

Huş

Doğu, Kuzey ve Kuzeydoğu Anadolu’da soğuğa dayanıklı bir ağaçtır

Ihlamur

Marmara, Toroslar ve Kuzey Anadolu’da görülür.

Sığla

Dünyada sadece Türkiye’de yetişir.

Kavak

Türkiye’nin hemen her bölgesinde özellikle sulak yerlerde bulunur.

Ülkemizde yetişen ağaç türleri kısaca;

İğne yapraklı ağaç türleri; Sarıçam, Karaçam, Kızılçam, Sedir, Göknar, Ladin, Fıstık Çamı, Ardıç, Porsuk, Servi

Geniş yapraklı ağaç türleri; Meşe, Kayın, Gürgen, Kızılağaç, Akçaağaç, Dişbudak, Kestane, Çınar, Huş, Ihlamur, Sığla Kavak

Su kaynaklarının korunması adına ne tür çözüm önerilerinde bulunabilirsiniz?

Türkiye’nin yakın bir gelecekte kuraklık tehlikesiyle karşılaşacağı tahmin edilmektedir. Buna göre su kaynaklarının korunması adına ne tür çözüm önerilerinde bulunabilirsiniz?

Türkiye de su kaynaklarının korunması için öncelikle insanların bu konuda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü su kaynaklarını korumanın yolu her şeyden önce su tasarrufu ile mümkündür. Su havzalarını korumak, su tasarrufu sağlamak kuraklığın önüne geçmenin en etkili yoludur.

Bu yüzden özellikle su kullanımının fazla sektörlerde su israfının önlenmesi için çözüm önerilerinde bulunurdum. En çok su israfının olduğu sektörlerden biri tarım sektörüdür. Aşırı su kullanımının olduğu sulama teknikleri yerine damlama su tekniğinin çiftçilere öğretilmesi ve ülke genelinde yaygınlaştırılması su kaynaklarının korunmasını ve israf edilmesini engelleyebilir.

Su kullanımın en fazla olduğu sektörlerin biri de sanayi sektörüdür. Sanayi de kullanılan sular filtre edilerek geri dönüşüme kazandırılırsa çok fazla miktarda su israfının önüne geçilebilir. Bunun için sanayi tesislerinin olduğu bölgelerde atık su geri dönüşüm tesislerinin yapılması sağlanabilir.

Bazı şehir su şebekelerinde sızıntı ile çok fazla su kaybı olmaktadır. Bu yüzden belediyelerin şehir su şebekelerini yenilemeleri oldukça fazla suyun israf edilmesini sağlayabilir.

Günlük kullanımda da su israfının önüne geçmek için halkın bilinçlendirilmesi için projeler yapılabilir.

 

 

Evlerde ve işyerlerinde bozuk ve damlatan muslukları, sifonları, bakımlı tutmak su israfının önüne geçmemizi sağlar. Ayrıca tıraş olurken, dişlerimizi fırçalarken, ellerimizi yıkarken, bulaşıkları sabunlarken açık bırakılan musluk çok fazla su israfına neden olabilmektedir. Özellikle bulaşık ve çamaşır makinelerinin tam dolmadan çalıştırılması da su israfına neden olabilmektedir. Bunun için bilgilendirici kısa filmler yapılarak medya aracılığıyla toplum bilinçlendirilebilir. Su israfının ileride ne gibi problemlere yol açacağı ile ilgili bilgilendirici afişler hazırlanıp okullarda ve toplu taşıma araçlarında kullanılabilir.

Su havzalarının korunması da kuraklığın önüne geçilmesinde önemli bir unsurdur. Su havzalarının her türlü yapılaşmaya kapatılması bu yüzden oldukça önemlidir. Ayrıca şehir içinde yağmur sularının yeraltına inerek su kaynaklarının beslenmesini engelleyen aşırı betonlaşma konusunda belediyelere oldukça önemli göreveler düşmektedir. Aşırı betonlaşma yağışlarla gelen suyun yeraltına sızmasını engellemekte ve su kıtlıklarına neden olabilmektedir. Bu yüzden şehir içi dinlenme ve çocuk parklarını yaygınlaştırmak ve bu tür yerlerin zeminini suyun yeraltına inmesini engelleyen beton yerine toprak olarak bırakmak yeraltı su kaynaklarının beslenmesini sağlar.

Nehir ve göl gibi tatlı su kaynaklarını korumak da kuraklığı engellemek için önemlidir. Tarımsal sulama amaçlı göl ve akarsuların aşırı kullanılmasının önüne geçilmesi gerekir.

Canlı yaşamını tehlikeye sokan çevre sorunlarına karşı tüm ülkelerin aynı duyarlılıkta önlem alması için neler yapılabilir?

Canlı yaşamını tehlikeye sokan çevre sorunlarına karşı tüm ülkelerin aynı duyarlılıkta önlem alması için neler yapılabilir?

Çevre sorunlarına neden olan en temel etkenler atıklardır. Katı, sıvı ve gaz atıklar gelişigüzel doğal ortama bırakıldığında çevresel kirliliğine neden olur.

Atıkların çevre kirliliğine neden olmaması için öncelikle geri dönüşüm teknolojilerinin kullanılması gerekir. Ancak henüz yeni olan bu teknolojiler yüksek maliyetler içerdiğinden, özellikle gelişmemiş ve ekonomik açıdan zayıf ülkelerde uygulanamamaktadır. Bu nedenle çevre sorunlarına tüm ülkelerin aynı duyarlılığı göstermesi oldukça zordur.

Bu durum ancak gelişmiş ülkelerin, geri dönüşüm teknolojilerini, ekonomik açıdan zayıf ülkelerinde kullanabilmesini sağlayacak şekilde imkânlar oluşturmasıyla mümkündür. Veya tüm dünya ülkelerinin katkıda bulunacağı bir ortak bütçe ile ekonomik açıdan zayıf olan ülkelerin de bu geri dönüşüm teknolojilerini kullanabilmesi sağlanabilir. Böyle bir işbirliği ile birlikte tüm dünya ülkelerini kapsayacak, yaptırım gücü olan çevre kanunları çıkarılabilir ve tüm ülkelerin çevre sorunlarına aynı duyarlılığı göstermesi sağlanabilir.

 

Ayrıca çevreyi kirleten teknolojilerle üretilen ürünlerin uluslararası ticaretine kısıtlamalar getirilmesi de tüm ülkeleri çevreye duyarlı teknolojilere geçmeye zorlayabilir.

Sosyal medya araçları tüm dünya da kullanılmaktadır. Bu durum herkese kolaylıkla ulaşabilme olanağı sağlar. Tüm dünya da çevre duyarlılığını arttırmak için bu sosyal medya ortamları kullanılabilir. Bu duyarlılık tüm dünya milletlerinde oluşursa devletlerde bu duyarlılığa karşılık çevre sorunlarına daha fazla önem verebilir.

Savan bölgesinde aslanların avlanması bu ekosistemin taşıma kapasitesini nasıl etkilemektedir?

Savan bölgesinde aslanların avlanması bu ekosistemin taşıma kapasitesini nasıl etkilemektedir?

Taşıma kapasitesi; bir ekosistemin besleyebileceği en fazla canlı sayısı demektir. Ekosistem kendi içinde bir dengeye sahiptir. Bu denge otçul ve etçil hayvanların doğal ortamda varlıklarını sürdürebilmeleri için gereklidir.

Bir ekosisteme eğer dışarıdan bir müdahale olursa, bu durumda ekosistem bozulmaya başlar. Bu bozulma tüm besin zincirini etkiler ve sonuçta doğal ortam tüm canlılar için yaşanmaz hale gelebilir.

Savan bölgesi aslanların yaşadığı doğal ortamıdır. Bölge de bulunan otçul hayvanlarla beslenen aslanlar, bölge ekosistemi için oldukça önemlidir. Çünkü aslanlar otçul hayvanları tüketerek sayılarının çok fazla artmasını ve taşıma kapasitesinin üzerine çıkmasını engeller.

Ancak aslanların insanlar tarafından avlanması ve sayılarının azalması savan ekosistemine zarar vermektedir. Çünkü aslanların avlanması ve azalmasıyla birlikte, otçul hayvanların sayısı artmaya başlar. Savan bölgesinde sayıları artan otçul hayvanların tüketeceği ot miktarı zamanla artar, belli bir süre sonra yetmez hale gelir ve savan bölgesinde taşıma kapasitesinin üzerinde otçul hayvan olur. Dolayısıyla bölge otçul hayvanları besleyemez hale gelir.

 

Çok fazla otçulun bulunması ve otları tüketmesi, otların kendilerini yenilemesini de engeller. Zamanla oluşan aşırı ot tüketimi savan bölgesinin bitki örtüsünden yoksun olmasını toprağın rüzgâr ve yağmurla doğrudan teması ile de erozyona maruz kalmasına neden olur. Erozyonla toprak kaybı zamanla ot yetişmesini de engeller. Bu durum bölge de ot bulamayan otçul hayvanların göç etmesine veya soylarının tükenmeye başlamasına neden olur. Zamanla ekosistem zinciri kırılır ve bölgede ki tüm canlıları etkilemeye başlar. Otlarla beslenen tüm hayvanlar bu durumdan zarar görürken, otçullarla beslenen etçil hayvanlarda soyları tükenen veya göç eden hayvanlar nedeniyle beslenemez. Bu durum da etçil hayvanlar da ya göç eder ya da soyları tükenmeye başlar. Sonuçta doğal ortam bozulur ve ekosistem geriye dönülemez şekilde kaybedilir.

Dolayısıyla savan bölgesinde aslanların avlanması otçulların sayısının, savan bölgesi ekosisteminin besleyebileceğinden fazla olmasına yani taşıma kapasitesinden fazla olmasına neden olur. Bu durum otçulların ot bulmak için başka alanlara göç etmesine veya soylarının tükenmesine neden olurken, otçullarla beslenen etçiller de ya göç eder veya soyları tükenir. Sonuçta savan ekosistemi doğal ortam olarak bozulur. Bu durum yakın uzak diğer ekosistemleri de etkiler ve geniş alanlarda ekosistemler zarar görür.

Ortak doğal ve kültürel mirasa yönelik tehditleri ortadan kaldırmak için neler yapılmalıdır?

Ortak doğal ve kültürel mirasa yönelik tehditleri ortadan kaldırmak için neler yapılmalıdır?

İçerisinde yaşadığımız doğal ortamı yaşanabilir kılan doğal güzellikler ile insanların zamanla oluşturdukları tarihi ve kültürel değerler, doğal ve kültürel miras olarak ifade edilir. Bu değerler sadece bir bölge veya medeniyete değil, tüm insanlığın ortak kültürünün bir parçası ve ortak hafızası olarak kabul edilir.

Bu doğal ve kültürel mirasın bize ulaştığı gibi bizden sonra ki nesillere de aktarılması gerekir. Bu durum ise ancak bu değerlerin korunmasıyla mümkündür. Ancak son yıllarda artan nüfus, sanayileşme ve yerleşme alanları, doğal çevrenin bozulmasına, kültürel değerlerin ise kaybolmaya başlamasına neden olmuştur. Bu yüzden Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme ile bu değerlerin korunması için adımlar atılmıştır. Kültürel ve doğal varlıklar her ülke tarafından korunması garanti altına alınmış olan varlıklardır. Bu varlılara dünya miras listesi denilir. Ancak doğal ve kültürel miras değerleri yeteri düzeyde korunmamakta ve yavaş yavaş kaybolmaktadır. Bu varlılara yönelik tehditlerin ortadan kaldırılması için gerek devlet, gerek toplum, gerekse bireysel anlamda bazı tedbirlerin uygulanması gerekir.

Ortak doğal ve kültürel mirasa yönelik tehditleri ortadan kaldırmak için;

-Ülkelerin doğal ve kültürel mirasları korumaya yönelik yeni ve etkili politikalar üretmesi gerekir. Bunun için toplumsal bilinç oluşturulabilir. İnsanların kendi değerlerine sahip çıkmaları doğal ve kültürel mirasın korunmasında olabilecek en etkili unsurdur.

-Doğal ortamda her türlü afete açık olan varlıkların korunması için gerekli tedbirlerin alınması gerekir. Sel, aşırı yağış, deprem gibi afetlerden zarar görmemeleri için projeler üretilmesi gerekir.

 

-Doğal ortama zarara veren müdahalelerin; madencilik, baraj, yol, köprü, tünel yapımının engellenmesi, inşa edilecek yeni yapıların doğal ortamla uyumlu olmasının sağlanması gerekir. Bunun için planlaması yapılan faaliyetin sadece mühendis ve mimarlar değil, coğrafya gibi bilim dallarının da katılımıyla yapılması gerekir. Çünkü coğrafya, doğal ortama uyumlu ve zarar vermeyen projelerin üretilmesini amaçlayan bir bilimdir.

-Doğal ortam ve kültürel mirasa yönelik en büyük tehditlerden biri kaçak avcılık ve tarihi eser kaçakçılığıdır. Bu durumun engellenmesine yönelik uluslararası yaptırımı da olan kanunlar çıkarılması gerekir. Kaçırılan tarihi eserlerin başka ülkelerde yasal olarak satılabilmesinin önüne de geçmek gerekir.

-Kültürel varlıklar kayıt altına alınmalı ve sürekli korunmalıdır.

-Doğal ve kültürel değerler milli park gibi koruma kalkanı oluşturan ve yasalarla korunan kültür ve turizm alanlarına dönüştürülebilir.

-Özellikle toplumsal bilinç oluşturulması için okullardan başlayarak, sosyal medya araçlarıyla tüm toplum kesimlerini bilgilendiren projeler yapılabilir ve insanların bu konuya daha duyarlı olmaları sağlanabilir.