Sevgi ve saygının olmadığı bir dünya düşününüz!

Sevgi ve saygının olmadığı bir dünya düşününüz! Böyle bir dünyanın nasıl olacağı hakkındaki düşüncelerinizi sunum olarak hazırlayınız ve arkadaşlarınızla paylaşınız.

Albert Einstein ‘Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır’ demiştir. Bende diyorum ki ‘Eğer sevgi ve saygı kaybolursa insanlığın 4 yıl bile ömrü kalmaz’.

 

Bilinen tüm öğretiler sevgiyi ve saygıyı salık verir. Ona rağmen dünyada savaşlar, kan ve gözyaşı hiç bitmez. Düşünün ki sevgi ve saygı tamamen insanoğlundan alınmış olsun. İşte artık o zaman insanın içindeki yıkıcı potansiyeli durdurabilecek hiç bir kuvvet kalmamış demektir. İnsanoğlu atom bombası da atar, kimyasal silah da, soykırımda yapar, organ ticareti de. Günümüz dünyasının sorunlarının temelinde sevgisizlik saygısızlık yatar.

 

Sevginin karşıtı nefrettir. Saygının karşıtı hürmetsizlik, laubalilik, terbiyesizliktir. Sevgi ve saygıyı çıkarttığımızda elimizde ne kalacağı çok açık. Nefret dolu, laubali ve terbiyesiz insanlar topluluğu! İşte bu sonun başlangıcı ve insanlık için kıyametin habercisidir. Böyle bir ortamda hiç kimse yürüyemez, etrafa bakamaz, oturamaz, kalkamaz, geçimini sağlayamaz, hastalansa doktor bakmaz, zorda kalsa arkadaşı koşmaz, selam verse kimse almaz, bir gülümsemeye bile hasret kalır insanoğlu. Ev ortamı bir savaş alanı olur. Ev den dışarı çıktığında da daha vahşi canlılar bekliyor olacaktır. İnsanın temel yaşamsal ihtiyaçlarından olan sevilme ve barınma yok olmuştur artık. İnsan da kaçınılmaz olarak yok olacaktır.

 

İnsan gibi bencil, kibirli ve yıkıcı bir varlığın içinde potansiyel olarak saklı duran tüm iyi özellikler ancak sevgi ve saygı yatağında yeşerebilir. İnsanın içinden sevgi ve saygı kavramları çıkartılırsa geriye yalnızca vahşi bir canavar kalır. Zahiren insan gibi görünse de ortada duran canlıya artık insan denemez. Sonuç olarak sevgi ve saygının olmadığı bir dünya, artık dünya değil ruhsuz bir küredir.

Türkiye’deki su kaynaklarını araştırınız.

Türkiye’deki su kaynaklarını araştırınız.

Ülkemiz su açısından şanslı sayılabilecek ülkeler arasındadır. Kuzeyinde Karadeniz, Marmara, batısında Ege ve güneyinde Akdeniz olmak üzere denizlerle çevrilmiş bir coğrafyada yaşıyoruz. Başta balıkçılık olmak üzere ulaştırma, turizm, sınır güvenliği ve ticaret gibi konular ele alındığında deniz suları en önemli su kaynaklarımız olarak değerlendirilebilir.

 

Yaşam için mutlak olan tatlı su kaynaklarımızın başında ise akarsular ve göller gelmektedir. Türkiye büyüklü küçüklü 120’den fazla göle ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye’de göller kabaca dört bölgede kümelenmiştir. Eğirdir, Burdur, Acıgöl ve Beyşehir civarı olan Göller Bölgesi, Güney Marmara Bölgesi, Tuz Gölü ve çevresi ve de Van Gölü ve çevresi. Bunların haricinde barajlar sayesinde ilave 706 baraj gölümüz daha vardır. Filyos, Kızılırmak, Yeşilırmak, Çoruh, Asi, Seyhan, Ceyhan, Tarsus, Dalaman, Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz, Meriç, Susurluk/Simav Çayı, Biga Çayı ve Gönen Çayı denizlerimize ulaşan akarsulardır. Fırat, Dicle, Aras ve Kura nehirleri ise sınırlarımızın dışına dökülen akarsularımızdır.

 

Marmara ve Ege Bölgesi’ndeki ovalar, Muş, Erzurum ve Pasinler ovalarındaki yer altı suları Taban Suyu olarak isimlendirilen yeraltı su kaynaklarıdır. Ayrıca ülkemiz kaplıca ve ılıca bakımından da zengin bir ülkedir. Yalova, İnegöl, Kızılcahamam, Bolu, Bursa, Erzurum, Haymana, Sarıkaya, Sivas, Çermik, Afyon, Kütahya ve Denizli çevrelerinde kaplıca ve ılıca kaynakları konumlanmıştır.

 

Oldukça çeşitli su kaynaklarına rağmen, 1.519 metreküp olan kişi başına düşen yıllık su miktarı göz önüne alındığında ülkemiz, su azlığı yaşayan bir ülke durumundadır.

Tarihimizdeki Yardımlaşma Kurumları

Tarihimizdeki yardımlaşma kurumlarını araştırınız ve sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

Eski Türkler yılın belirli günlerinde şölen adı verilen törenler düzenlerdi bu törenlerden herkes yararlanabilirdi. Yoksullar gelip ihtiyaçlarını giderebilirdi. Eski Türklerin toplumsal hayatta önemli yeri olan sosyal yardım amacıyla kullandıkları yapı vakıftır. Özellikle Uygurlar buna çok önem vermiştir. Selçuklular döneminde yaygınlaşan ve ticari hayatın ortaya çıkardığı ihtiyaç olan kervansaraylar yolcuların her türlü ihtiyaçlarını temin etmek için yapılmıştır. Üç güne kadar hayvanlarla birlikte ücretsiz kalınabilirdi. Vakıf kuralları gereğince din ayrımı, zengin ya da yoksul ayrımı kesinlikle yapılmazdı. Ayrıca medrese, zaviye ve hastanelerde insanlara yardım için bulunmaktaydı.

 

Osmanlı’da ise Ahilik Teşkilatı bulunmaktaydı. Bu teşkilat hizmet yapacakları her yere zaviye kurardı. Anadolu’nun hemen hemen her yerinde bulunurlardı. Zorbalara karşı dururlardı. Gelen yabancılara kolaylık gösterirlerdi.Bu kurum daha sonra lonca teşkilatına dönüşmüştür.

Yine esnaf sandığı esnafa borç verir, durumu kötü esnafa, vefat edenin ailesine, felakete uğrayanlara, evlenmek isteyen fakir ve gençlere yardım ederdi.

 

Sosyal yardım amacıyla kurulan vakıflar da vardı. Osmanlı’da vakıflar sayesinde

  • Tüccarlara kredi verilmiş
  • Ticari hayat canlandırılmış
  • Hanlar, yollar, kervansaraylar yapılmış
  • Fethedilen yerlerin Türkleşmesi sağlanmış
  • Köy, kasaba ve şehirlerde sosyal ihtiyaçlar yanında kültürel ihtiyaçlar karşılanmış
  • Sağlık, eğitim ve öğretim faaliyetlerinde kullanılmış
  • Kütüphaneler kurulmuş
  • İmarethaneler yani aşevleri açılmış
  • Kışın yiyecek bulamayan kuşlara, yabani hayvanlara dahi bakılmıştır.

 

Osmanlı’da İkinci Mahmut döneminde Vakıflar Bakanlığı kurulmuştur.

Tarih boyunca bu tarz vakıf ve derneklerin sayısı oldukça fazladır. Şu an günümüzde de yine ülkemizde faaliyet gösteren vakıf ve dernekler bulunmaktadır.

  • Kızılay
  • Yeşilay
  • Emekli Sandığı
  • Maarif Vakfı
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü
  • Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
  • Türk Hava Kurumu
  • Mehmetçik Vakfı
  • Milli Eğitim Vakfı
  • Türkiye Sokak Çocukları Vakfı
  • Arama Kurtarma Derneği
  • Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı gibi.

Sevdiğiniz Bir Enstrümanı Tanıtmak Üzere Konuşma Planlayınız.

Sevdiğiniz Bir Enstrümanı Tanıtmak Üzere Konuşma Planlayınız.

Tarihi milattan öncesine dayanan ve üflemeli olan çalgılardan olan flütü tanıtmak istiyorum. Flütün geçmişteki yeri o kadar eskidir ki ilk çağlarda haberleşmek amacı ile kullanılmıştır. Ayrıca çıkardığı tonlamalar ile insanları vahşi hayvanlardan korumayı sağlamıştır.

 

Günümüzde ise flüt eşsiz tınıları ile dinlediğinizde sizi alıp götüren bir enstrümandır. Hatta ülkemizdeki okullarda verilen müzik derslerinin çoğunda flüt kullanılmaktadır. Müzik dünyasında en çok kullanılan flüt çeşitleri;

 

  • Bas flüt
  • Blok flüt
  • Yan flüt
  • Alto flüt
  • Pikolo flüttür.

 

Ancak en çok bilinen blok flütü biraz daha yakından tanıtmak istiyorum. Blok flütte de özelliklerine göre 6 farklı flüt çeşidi bulunmaktadır.

  • Bas blok flüt: ağaç ve plastikten üretilebilen ve ülkemizde pek kullanılmayan bir flüttür.
  • Kontrabas blok flüt: flütlerden en pes sese sahip olanıdır. Bu özel flüte deliklerini kapatmadan üflediğinizde fa notası duyulur. Bu flütlerde en kalitelisi abanoz ağacından özel yapılmış olanlarıdır. Diğer flütlere göre biraz daha büyüktür.
  • Alto blok flüt: okullarda kullandığımız flütlere çok benzemektedir. Sadece biraz daha boy olarak kısadır. Bu flüt orta kalınlıkta ses çıkarmaktadır. Yine delikler kapatılmadan üflendiğinde fa notası duyulur.
  • Tenor blok flüt: deliklerini kapatmadan üflediğiniz zaman do notasını duyarsınız. Elde taşınacak boyutlarda yapılmaktadır.
  • Pikolo blok flüt: blok flütlerin en miniğidir. İnce sesleri veren oldukça narin bir flüttür.
  • Soprana blok fülüt: bu flüt okulda müzik dersinde kullandığımız plastikten yapılmış flüttür. Öğretmenlerimiz bize bu güzel ve renkli flütle şarkılar öğretmektedir.

Kuşların göç etmesi konulu hikaye yazınız.

Kuşların göç etmesi konulu hikaye yazınız.

Sabah uyandığında etrafında hummalı bir hazırlık olduğunu gören Titi, annesi ve babasının özenle yaptığı yuvadan çıktı. Sürüdeki yakın arkadaşlarından biri olan Nini’nin yanına uçarak neler olduğunu sorduğunda aldığı cevap “Göç edecekmişiz, onun için hazırlanıyorlar.” Olmuştu. Bununla dehşete düşen Titi hiddetle “Ne yani yuvamızı bırakıp gidecek miyiz?” diye haykırdı. Nini arkadaşının ani çıkışıyla şaşırıp evet der gibi kafasını sallamıştı. Titi arkadaşını arkasında bırakarak hızla yuvaya geri döndü. Anlayamıyordu. Neden gidiyorlardı durduk yere? O burayı çok seviyordu ve gitmek istemiyordu. Kesinlikle gitmeyecekti. Kararını veren Titi, yuvada kalmaktansa saklanmanın daha iyi olduğuna karar vererek arkadaşlarıyla saklambaç oynarken kullandığı gizli yerine gitti.

 

Bu sırada sürü gitmeye çoktan hazırdı ve Titi’nin anne babası, çocuklarının orada olmadığını fark ederek sürü liderine haber verdiler. Titi olmadan gidemezlerdi. Nini diğerlerine Titi ile konuşmalarını ve onun tuhaf davrandığını anlattığında, Titi’nin annesi oğlunun ilk kez göç edeceği için korktuğunu anladı. Sürüdeki en küçük kuş Titi’ydi. Tüm sürü böylece Titi’yi aramaya başladı. Uzun süre arasalar da Titi’yi bulamadıklarında bazı kuşlar onsuz gitmelerini de söylemeye başlamıştı.

 

Sonra oyun arkadaşlarından Kiki, onun saklanma yerine bakmayı akıl etti ve Titi’yi buldular. Ancak Titi onlarla gelmeye hala yanaşmıyordu. Babası oğluyla birkaç dakika yalnız kalmak istedi ve sürüyü beklemeleri için başka bir yere gönderdi. “Neden gitmek istemediğini anlıyorum Titi ama biz Bulut Kırlangıçlarıyız ve ılık yerlerde yaşamayı severiz.” Dedi babası. “Burası da ılık!” Diye itiraz etti Titi ve babası açıklamasına devam etti: “Şu an öyle ama burası çok yakında soğuk olacak bu nedenle gitmeliyiz. Gittiğimiz yer soğumaya başlayınca buraya geri döneceğiz. Hem orada da çok güzel bir yuvamız var nasıl olduğunu merak etmiyor musun?” “Ediyorum.” Dedi Titi ve ikna olmuş bir şekilde sürünün yanına döndü. Titi yol boyunca yeni yuvanın nasıl olduğunu hayal etti.

Doğayla ilgili yapılan sosyal projeler nelerdir?

Doğayla ilgili yapılan sosyal projeler nelerdir?

Doğa ile iç içe olmasına karşın ona en çok zararı verenler insanlardır. Buna rağmen doğayı korumak için harekete geçirilmesi gerekenler de insanlar olmaktadır. Bu bağlamda doğayı, çevreyi ve tabiattaki doğal döngünün korunması amacıyla yola çıkan pek çok dernek, sivil toplum kuruluşları, vakıflar ve devlet kurumları bulunmaktadır. Buralarda konuya ilişkin pek çok proje üretilmekte ve hayata geçirilmektedir. Bu projelerin en büyük faydası, duruma olan farkındalığın artmasını sağlayarak toplumsal bilinci geliştirmesidir. Çevre ve doğa alanındaki projeleri yürüten en bilindik kuruluş ise TEMA Vakfı’dır. TEMA Vakfı’nın yürüttüğü projelerden bazılarının isimleri şunlardır:

 

  • Kırsal kalkınma projeleri
  • Çölleşmeyle mücadele projeleri
  • Biyolojik çeşitlilik koruma projeleri
  • Ağaçlandırma ve karbon tutma projeleri

 

Amacını doğayı korumak ve kurtarmak üzerine kurmuş olan bu sosyal projeleri, daha da çeşitlendirmek mümkündür. Tüm ülke çapında yeni ormanlarının meydana getirilmesi hedefiyle yola çıkan 81 İlde 81 Orman Projesi, TEMA Vakfı’nca yürütülmüştür. Bu proje kapsamında binlerce fidan dikilmiş yüzlerce yeni orman doğaya kazandırılmıştır. Sivil Toplum Diyaloğu Platformu’nun desteklediği Gözüm Sende Karadeniz Projesi’nin amacı, Karadeniz Bölgesindeki biyolojik çeşitliliğin korunmasıdır. Konu hakkında bilgi toplanmış ve yöre halkının da katılımı sağlanarak toplumsal bilinç arttırılmıştır. Proje ile ilgili bir internet sitesi de oluşturulmuştur.

 

Atık yağların yarattığı sorunların engellenmesi üzerine çalışan Atık Yağ Çöp Değildir Projesi de bu konuda bilgilendirme yapmıştır. Projenin sorumluluğunu Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi üstlenmiştir. Proje kapsamında şehrin pek çok yerine atık yağ toplama bidonları yerleştirilmiştir. Sınırsız Mavi Projesi de öğrencilere doğaya ve tüm canlılara saygılı olmak ve onları korumak şuurunu kazandırmak için yola çıkan bir diğer önemli projedir.

Davul ve Zurna Hakkında Bilgilendirici Bir Yazı Yazınız.

Davul ve Zurna Hakkında Bilgilendirici Bir Yazı Yazınız.

Davul, hem bizim kültürümüzde var olan hem de oldukça eski zamanlardan beri insanoğlu ile var olan bir enstrümandır. Davul insanların eski zamanlarda haberleşmeleri için kullandığı bir çalgıdır. Vurmalı bir çalgıdır. Genel olarak ahşap bir kasa üzerine gerilmiş bir deriden yapılan modelleri kullanılmaktadır. Davul bizim ülkemizde tokmak ile çalınmaktadır. Bu tokmak özel olarak portakal, kayısı ve meşe ağacından yapılmaktadır. Davullar ülkemizin farklı yörelerinden farklı isimler ile karşımıza çıkmaktadır. Tuğ, köbürge, tavul bunlardan bazılarıdır. Ayrıca başka bir davul çeşidi olarak bandolarda gördüğümüz trampetler de vardır.

 

Zurna ise metal, tahta ve kamış çeşitleri olan ve yine ülke genelinde bilinen ve kullanılan bir çalgımızdır. Yüksek sesi ile davulun en iyi eşlikçisidir. Genelde ahşap ve yedi delikli modeli kullanılmaktadır. Nefesli bir enstrümandır. Zurna sert ve özel ağaçlardan yapılmaktadır. Şekli sesi tam karşıya iletecek şekilde tasarlanmıştır. Sesleri üzerinde var olan delikler ile notalara dökme özelliği vardır. Zurna çalanlar burundan nefes alarak ağızdan çalgıya üfleyerek sesin çıkmasını sağlamaktadırlar.

 

Türk toplumunda davul ve zurna ikilisi eğlencelerde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Özellikle düğünlerin vazgeçilmezleridir. Doğu ve güney doğuda çok daha yaygın olarak kullanılmaktadırlar.  Eski çağlarda haberleşme ve vahşi hayvanları korkutmak amacı ile kullanılmış olsa da insanoğlu bu harika enstrümanları doğru notalarla buluşturmayı başarmış ve bu sayede eğlencelerin baş tacı etmeyi başarmıştır.

Çevre Kirliliğinin Yol Açtığı Zararlar Nelerdir?

Çevre Kirliliğinin Yol Açtığı Zararlar Nelerdir?

Son zamanlarda başımızı nereye çevirsek atıklar ile karşılaşıyoruz. İnsanların sorumsuzca davranışları nedeni ile çevre kirliliği her geçen gün artarak devam etmektedir. Eğer insanlar yaptıkları hatalardan vazgeçmezler ise yakın zamanda ne içecek suyumuz kalacak ne de nefes alacağımız temiz bir hava…

 

Yeni nesil insanlar doğayı korumaya yönelik girişimlerde bulunmaya çalışmaktadırlar. Üretilen her teknoloji etrafa zarar vermeyecek şekilde dizayn edilmeye çalışılmaktadır. Yapılan araştırmalara göre;

 

  • Dünya üzerinde yaşayan insanların yaklaşık olarak yarısı 2030’lu yıllarda içecek su bile bulamayacak hale geleceklerdir.
  • Akdeniz de ve çevresinde kirlilik oldukça artış gösterecektir.
  • Şimdi bulunduğumuz zaman diliminde bile pek çok balık ve kuş türünün yok olduğunu göz ardı etmeyiniz.
  • Yapılan yanlışlar ve sıklıkla çıkan yangınlar nedeni ile yakın tarihte ormanlar yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacak ve oksijen oranı oldukça azalacaktır.
  • Hava kirlilikleri nedeni ile hastalıklar boy göstermeye devam edecektir. Nüfus hızla artmaya devem edecektir.
  • İçme suyu bulamayan insanlar neredeyse dünya nüfusunun yarısı kadar olacaktır.
  • Hızla toprak kayıpları ve tarım alanları yok olmaya devam edecektir.
  • Sıtma hastalığı ortalama her yıl 2 milyon kişiyi ölüme mahkûm edecektir.
  • Su kaynakları hızla kurumaya başlayacaktır ve su için savaşlar yapılmaya başlanacaktır.

 

Bu kadar sorunla yakın zamanda karşılaşacak olan insanoğlu neden hale bu gidişe dur demiyor. Yok oluşuna seyirci kalınan dünyamızı kurtarmak için acilen bir şeyler yapılmaya başlanmalıdır.

Anadolu, uygarlık, ana dil, toprak, medeniyet vs. Kavramlarını da kullanarak bir şiir yazınız.

Anadolu, uygarlık, ana dil, toprak, medeniyet vs. Kavramlarını da kullanarak bir şiir yazınız.

 

CENNET ANADOLU

Üstünde doğdum ben senin

Vatanımsın sen benim

Kokunla yoğrulmuştur

İnan ki her şeyim!

 

Senden başka toprak istemem

Gel deseler de zaten gidemem

Başka yarim yok senin gibi benim

Yaban ellerin toprağını  öpemem.

 

Güller açar bahçelerinde

Mutluyuz seninle her demde

Dermandır seni görmek her derde

Sen de sevdiğini söyle dile gel de!

 

Ne uygarlıklar yaşadı üzerinde

Kimleri büyüttün sen bu bedende

Şefkatli bir anasın her millete

Hainlik etmesin yeter ki şu cennette

 

Medeniyet tanımadı senin gibisini

Unutmadık daha dün Alparslan’ın gelişini

Miryakefolon’la seni bizim edişimizi

Yan gözle bakana gösteririz dişimizi

 

Anadolu’m güzel vatanım cennetsin bize

Seninle mutluyuz Ankara’dan Rize’ye

Dile gelse konuşsa boğazlar beraberce

Düşmanı yine geçirmeyiz diyecekler bilene

 

Ne ararsak buluyoruz bereketli topraklarında

Huzur buluyoruz şefkatli kollarında

Derelerin çağlıyor yaylalarında

Ekip biçiyoruz güzelim ovalarda

 

Neler yaşadı aşıklar bu diyarlarda

Neler söyledi ozanlar bu dağlarda

Kerem Aslı’ya Mecnun Leyla’ya

Sevdiğini haykırdı her karışında

 

Rahmet oldun  yağmur gibi sen bize

Kalkan oldun set misali sen bize

Nice düşmanı sayende getirdik dize

Yanaşamaz artık kimse bunları bile bile

 

Anadilim sevdiğim Türkçe

Anadolu’m senin adın Türkiye

İnan ki yaşadığımız müddetçe

Vermeyiz seni hiçbir zaman ellere!

 

Osmanlı, Selçuklu, Karamanoğlu

Mevlana, Hacıbektaş  unutmadık Yunus’u

Zenginleştirdi her gelen bu yurdu

Anadolu bize memleket toprakları cennet oldu.

Doğal güzelliğiyle tanınan bir şehrimizi araştırınız.

Doğal güzelliğiyle tanınan bir şehrimizi araştırınız.  

Ülkemizin doğal güzellikleri ile tanınan pek çok şehri bulunmaktadır. Bu şehirlerimizin her birinin kendine has doğal güzellikleri ve özellikleri bulunmaktadır.  Antalya ilimizde bu şehirlerden birisidir. Antalya doğal güzellikleri ile tarihi ile çok zengin olan bir ilimizdir. Antalya’da geçmişten günümüze birçok tarihi yerleri bulunmaktadır. Tarihi yerlerinin dışında bir de Antalya’nın kendine özgü birçok doğal güzellikleri de bulunmaktadır. Bu doğal güzelliklere yaylalarını, şelalelerini, göllerini, nehirlerini, mağaralarını örnek verebiliriz. Ayrıca Antalya’nın antik kentleri, hamamları, tarihi zenginliklerini örnek olarak verilebilir. Kısaca Antalya’nın bu doğal güzelliklerinden bahsedecek olursak; Antalya Düden Şelaleleri, Antalya Manavgat Şelalesi, Antalya Kurşunlu Şelalesi, Antalya Karain Mağarası,  Antalya Damlataş Mağarası, Antalya Ovacık Yaylası örnek olarak verilebilir.

 

Düden Şelalesi;  Antalya’nın merkezine bağlı olan bir Türkiye’nin doğal güzellikleri arasında bulunan şelalerimizden birisidir. Düden Şelaleleri adeta şehrin bir simgesi haline gelmiş bir doğal güzelliktir. Düden Şelalesi, Akdeniz’in sularına dökülmektedir. Şelalenin aşağısında arkasına doğru olan yerde bir mağara da bulunmaktadır.

 

Manavgat Şelalesi, Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı olan bir doğal güzelliğimizdir. Manavgat Şelalesinin yüksekliği 4 metredir. Ancak şelalenin birden fazla yerden dökülmesi Manavgat Şelalesine ayrı bir güzellik katmıştır. Manavgat şelalesi Manavgat Nehri üzerinde bulunmaktadır.

 

Karain Mağarası, ülkemizin en büyük doğal mağaralarındandır. Karain mağarası oldukça eski bir tarihe sahiptir. Mağarada bulunan eserler Antalya Müzesi’nde ve Karain Müzesi’nde sergilenmektedir.